ALLAH’IN MÜDAHALESİ NASILDIR?

 ALLAH’IN MÜDAHALESİ NASILDIR?

İnsan hayatında Allah’ın iradesi ile insanın iradesi arasındaki ilişki üzerinde düşündüğümüzde önemli bir soruyla karşılaşırız: Allah her şeye müdahil ise insanın seçiminin ve sorumluluğunun anlamı nedir? İnsan yaptığı işleri gerçekten kendi iradesiyle mi gerçekleştirir, yoksa bütün fiilleri Allah tarafından mı belirlenir? Bu soruların cevabını bulabilmek için Allah’ın mutlak kudreti ile insanın sınırlı iradesini birbirine karıştırmamak gerekir.

İnsan, varlığının ve sahip olduğu bütün imkânların mutlak sahibi değildir. Akıl, beden, güç, zaman ve hayatın kendisi insana verilmiştir. İnsan bunların hiçbirini kendisi yaratmamıştır. Dolayısıyla insanın yaptığı hiçbir fiil Allah’ın kudreti dışında gerçekleşmez. Kur’an bu gerçeği şöyle bildirir:
“Allah sizi de yaptıklarınızı da yaratmıştır.”
(Sâffât, 37/96)
Ancak bu ayeti, insanın hiçbir iradesinin olmadığı şeklinde anlamak doğru değildir. Çünkü Kur’an başka ayetlerde insanın seçimine, tercihine ve sorumluluğuna açıkça yer verir. Burada anlaşılması gereken, insanın fiilini gerçekleştirebilmesi için gerekli gücün Allah tarafından verilmiş olmasıdır. İnsan kendisine verilen gücü hangi yönde kullanacağı konusunda ise tercih sahibidir. Bir insan elindeki imkânı iyilik için de kötülük için de kullanabilir. Gücün Allah tarafından verilmiş olması, o gücün hangi amaçla kullanılacağını insanın seçemeyeceği anlamına gelmez.

“Siz Atmadınız, Allah Attı” Ne Anlatıyor?
Bu konuda en çok dikkat çeken ayetlerden biri Bedir Savaşı bağlamında yer alan şu ayettir:
“Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Müminleri güzel bir imtihanla denemek için bunu yaptı. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.”
(Enfâl, 8/17)
İlk bakışta bu ayet, insanın yaptığı bir fiili Allah’a nispet ediyor gibi görünmektedir. Oysa ayetin bağlamı ve Kur’an’ın bütünü dikkate alındığında burada insanın fiilinin yok sayılması değil, insanın gücünün ve fiilinin Allah’ın kudretinden bağımsız olmadığının ortaya konması söz konusudur. Çünkü ayette “attığın zaman” ifadesiyle fiili gerçekleştiren insan da açıkça zikredilmektedir.

İnsan atar, fakat attığı şeyin nereye ulaşacağını, nasıl bir sonuç doğuracağını ve o sonucun hangi şartlarda gerçekleşeceğini bütünüyle kontrol edemez. İnsan çalışır, fakat emeğinin sonucunu garanti edemez. Tedbir alır, fakat geleceği bütünüyle belirleyemez. İşte insanın sınırlılığı burada ortaya çıkar. İnsan fiili gerçekleştirir; fakat fiilin bütün sonuçlarına hükmedemez. Allah’ın kudreti ise insanın iradesinin ve gücünün üzerinde, bütün sonuçları kuşatan mutlak kudrettir.

Bu nedenle “Siz atmadınız, Allah attı” ifadesini insanın iradesini yok eden bir kader anlayışına dönüştürmek yerine, insanın yaptığı fiilin Allah’ın kudreti dışında gerçekleşmediğini anlatan bir ifade olarak görmek gerekir.

İnsan Seçebilir mi?
Kur’an, insanın tercih sahibi olduğunu açıkça ortaya koyar:
“Şüphesiz biz ona yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör.”
(İnsan, 76/3)
Bir yol gösteriliyorsa o yola karşı insanın bir tavır belirlemesi söz konusudur. Şükretmek veya nankörlük etmek, doğruya yönelmek veya ondan yüz çevirmek insanın tercih alanıyla ilgilidir. Allah insana rehberlik eder, fakat onu zorla belirli bir davranışa yöneltmez.

Kur’an’ın şu ifadesi de bu noktayı açıkça ortaya koyar:
“Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapıklıktan kesinlikle ayrılmıştır.”
(Bakara, 2/256)
İnsanın yaptığı tercihin anlamlı olabilmesi için önünde tercih edebileceği bir alanın bulunması gerekir. Her davranışı Allah tarafından zorunlu olarak belirlenen bir insanın sorumluluğundan söz etmek mümkün olmazdı. İmtihanın anlamı da burada ortaya çıkar. İnsan doğruyu ve yanlışı görebilecek imkânlara sahip olur, kendisine rehberlik ulaştırılır ve sonra nasıl bir yön seçeceği ortaya çıkar.

Allah’ın insanın neyi seçeceğini bilmesi de insanı seçime zorladığı anlamına gelmez. Bilmek ile zorlamak aynı şey değildir. Allah’ın bilgisi insanın tercihlerini kuşatır; fakat insan yaptığı tercihin sorumluluğunu taşımaya devam eder.

İmtihan Neden Vardır?
Dünya hayatının imtihan olması, insanın yaptığı her yanlışın Allah tarafından anında engellenmemesini de açıklar. İnsan iyilik yapabilir veya kötülük yapabilir; adaletli davranabilir veya zulme yönelebilir. Eğer insanın her yanlış tercihi gerçekleşmeden önce engellenseydi, insanın sorumluluk alanı da ortadan kalkardı.

Bu, Allah’ın kötülüğü sevdiği veya onayladığı anlamına gelmez. Bir kötülüğün gerçekleşmesine izin verilmesi ile o kötülükten razı olunması aynı şey değildir. Kur’an, insanın yaptığı her şeyin karşılığını göreceğini bildirir:
“Kim zerre ağırlığınca hayır işlerse onu görür. Kim de zerre ağırlığınca şer işlerse onu görür.”
(Zilzâl, 99/7-8)
Demek ki insanın tercihlerinin bir karşılığı vardır. Dünyada her davranışın sonucu hemen ortaya çıkmayabilir. Fakat bu, yapılanların karşılıksız kaldığı anlamına gelmez. Allah’ın müdahalesinin önemli bir boyutu da hesabın ertelenmesidir. İnsan, yaptığı yanlışın karşılığını hemen görmeyebilir; çünkü dünya hayatı hesap günü değildir.

Allah Kötülüğü Neden Hemen Engellemiyor?
İnsanların karşılaştığı kötülükler karşısında en zor sorulardan biri budur: Allah her şeye gücü yetiyorsa neden kötülüklerin gerçekleşmesine izin veriyor?

Bu soruya cevap verirken insanın sorumluluğunu gözden kaçırmamak gerekir. İnsanların yaptığı tercihler gerçek sonuçlar doğurur. Haksızlık, zulüm, savaş, sömürü, israf ve sorumsuzluk insanların hayatında gerçek acılara yol açabilir. Kur’an da insanların kendi davranışlarının dünyadaki sonuçlarına dikkat çeker:
“İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı. Belki dönerler diye Allah, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırır.”
(Rûm, 30/41)
Bu ayet, dünyadaki her kötülüğü doğrudan Allah’ın yaptığı şeklindeki anlayışı sorgulamamızı gerektirir. İnsanların kendi elleriyle yaptıkları, dünyada gerçek sonuçlar meydana getirmektedir. Dolayısıyla kötülüğü sürekli olarak kadere yüklemek, insanın kendi sorumluluğunu görmezden gelmesine yol açar.

Bununla birlikte, insanın başına gelen her sıkıntıyı kendi günahının sonucu olarak değerlendirmek de doğru değildir. Kur’an’ın imtihan anlayışı, insanların çeşitli sıkıntılarla karşılaşabileceğini ortaya koyar. Bir insanın yaşadığı hastalık, kayıp veya başka bir sıkıntı onun mutlaka günahı sebebiyle başına gelmiş değildir. Bu nedenle olayları değerlendirirken hem insanın sorumluluğunu hem de hayatın imtihan boyutunu birlikte düşünmek gerekir.

Allah Kimseye Zulmetmez
Dünyada adaletin her zaman hemen gerçekleşmediğini görüyoruz. Bazen haksızlığa uğrayan hakkını alamıyor, bazen zulmeden uzun süre bunun karşılığını görmüyor. Fakat dünya hayatındaki gecikmiş sonuçlar, Allah’ın adaletinin olmadığı anlamına gelmez.

Kur’an şöyle bildirir:
“Şüphesiz Allah zerre kadar haksızlık etmez. Eğer yapılan iş bir iyilik olursa onu kat kat artırır ve kendi katından büyük bir ödül verir.”
(Nisâ, 4/40)
Allah’ın kimseye zulmetmeyeceği açıkça bildirilirken, insanın yaptığı hiçbir şeyin de karşılıksız kalmayacağı ortaya konmaktadır. Hesabın ertelenmesi, hesabın ortadan kaldırılması değildir.

Bu nedenle ahirete iman, insanı dünyadaki sorumluluklarından uzaklaştırmamalıdır. Tam tersine, yaptığı her davranışın hesabını vereceğini bilen insanın daha dikkatli olması gerekir. Allah’ın adaletine güvenmek, haksızlığa seyirci kalmak için değil, insanın kendi sorumluluğunu daha ciddi biçimde yerine getirmesi için bir bilinç oluşturmalıdır.

Allah’ın Müdahalesi Ne Demektir?
“Allah’ın müdahalesi” dediğimizde neyi kastettiğimizi önce açıkça belirlememiz gerekir. Müdahale, Allah’ın kurduğu düzeni zaman zaman bozarak, doğal işleyişin dışında olağanüstü olaylar meydana getirmesi anlamında kullanılmamalıdır. Çünkü böyle bir anlayış, kâinatın Allah tarafından belirlenen yasalarla işlediği gerçeğiyle bağdaşmaz.
Burada müdahaleden kastımız; Allah’ın kâinatı yaratmasıyla başlayıp sona eren bir faaliyet değil, yaratmanın ve yönetmenin sürekliliğidir. Kâinat varlığını sürdürmekte, hareket etmekte, değişmekte, genişlemekte ve yeni oluşumlara sahne olmaktadır. Allah da bütün bunların dışında duran değil, varlığın devamını sağlayan Rabb’dir.
Kur’an bunu şöyle ifade eder:
“O, her an bir iştedir.”
(Rahmân, 55/29)
Bu ayet, Allah’ın kâinatı yaratıp kendi hâline bıraktığı düşüncesini kabul etmez. Allah’ın fiilleri süreklidir. Ancak bu süreklilik, Allah’ın kendi koyduğu yasaları sürekli olarak bozduğu anlamına gelmez. Tam tersine, müdahale dediğimiz şey, O’nun koyduğu düzenin her an işlemesi ve varlığın bu düzen içinde devam etmesidir.
Bu nedenle “Allah deprem meydana getirerek müdahale etti”, “Allah yağmuru olağanüstü biçimde göndererek müdahale etti” veya “Allah bir hastayı doğa yasalarının dışında iyileştirerek müdahale etti” gibi her olağanüstü sonucu doğrudan Allah’ın özel müdahalesi olarak açıklamak yerine, önce olayın Allah’ın koyduğu düzen içindeki yerini anlamak gerekir.
Deprem bunun açık bir örneğidir. Deprem, yeryüzünün doğal işleyişi içinde gerçekleşen bir olaydır. Allah’ın müdahalesi, deprem olduğunda doğal yasaları bozup bazı binaları mucizevi biçimde ayakta tutmak değildir. İnsanların sağlam veya çürük binalar yapması ise onların tercihidir. Depremin yıkıcı sonuçlarının büyümesinde insan ihmali varsa, bunun sorumluluğu da insana aittir.
Aynı şekilde küresel ısınma konusunda da “Allah neden müdahale etmiyor?” sorusundan önce insanın ne yaptığına bakmak gerekir. Doğanın dengesi Allah’ın koyduğu yasalar içinde işlemektedir. İnsanlar bu düzeni kendi faaliyetleriyle bozduğunda ortaya çıkan sonuçları Allah’ın özel müdahalesi olarak açıklamak, insan sorumluluğunu gölgeler.
Biraz önce ki ayeti hatırlayalım:
“İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı. Belki dönerler diye Allah, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırır.”
(Rûm, 30/41)
Buradaki önemli nokta şudur: İnsan kendi eliyle bir sebep oluşturur ve Allah’ın koyduğu düzen içinde bunun sonuçları ortaya çıkar. Allah’ın müdahalesi diye adlandırdığımız şey, çoğu zaman bu düzenin işlemesidir; düzenin keyfî biçimde değiştirilmesi değildir.
O hâlde bu bölümde “Allah’ın müdahalesi” kavramını şöyle anlayabiliriz: Allah’ın müdahalesi, kâinatın işleyişini keyfî biçimde bozması değil; yaratmayı, yaşatmayı, düzenlemeyi ve sonuçları kendi koyduğu yasalar içinde sürekli olarak sürdürmesidir.
Bu tanım, Allah’ın kudretini azaltmaz; aksine onu çok daha geniş bir çerçevede görmemizi sağlar. Allah’ın kudretini yalnızca yasaların dışına çıkan olaylarda aramak yerine, yasaların kendisinde ve milyarlarca olayın bu düzen içinde sürekli gerçekleşmesinde görmek gerekir.
Bu açıdan bakıldığında “Allah her an bir iştedir” ifadesi çok daha anlamlı hâle gelir. Allah’ın müdahalesi, arada bir ortaya çıkan olağanüstü bir dokunuş değil; varlığın her an Allah’ın yaratması ve yönetmesiyle devam ediyor olmasıdır.
İnsan ise bu düzenin içinde kendi iradesiyle seçim yapar. Allah ona akıl verir, vahiy ile yol gösterir ve yaptığı tercihlerin sonuçlarıyla karşılaşacağı bir hayat düzeni oluşturur. İnsan sağlam bina yapmayı veya çürük bina yapmayı, çevreyi korumayı veya tahrip etmeyi, tedbir almayı veya ihmalkâr davranmayı seçebilir. Sonuçların ortaya çıkması ise Allah’ın koyduğu düzen içinde gerçekleşir.
Bu nedenle Allah’ın müdahalesini beklemek, hayatın doğal işleyişinin dışında bir mucize beklemek değildir. Asıl mesele, Allah’ın kurduğu düzeni anlamak ve o düzen içinde bize verilen akıl, irade ve sorumluluğu doğru kullanmaktır.

“Allah İzin Verdi” Demek Ne Anlama Gelir?
Kur’an’da bazı olayların Allah’ın izniyle gerçekleştiği bildirilir. Ancak Allah’ın bir şeyin gerçekleşmesine izin vermesi ile o şeyden razı olması aynı anlamda değildir. Dünyada gerçekleşen her olayın Allah tarafından ahlaken onaylandığını düşünmek, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırır.

Bir insan yalan söyleyebilir, zulmedebilir, haksızlık yapabilir veya bir başkasının hakkını gasp edebilir. Allah bunların gerçekleşmesine izin veriyor diye bu davranışların doğru olduğu söylenemez. Çünkü Allah aynı zamanda insana neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bildirmiştir. İnsan, kendisine verilen bu ölçüye göre hareket etmekle sorumludur.

Burada önemli olan nokta şudur: Allah’ın her şeyi bilmesi ve her şeye gücünün yetmesi, insanın yaptığı tercihlerden sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Allah insanın seçimini bilir; insan ise seçimini yapar ve bunun hesabını verir.

Tevekkül Sorumluluktan Kaçmak Değildir
Kader konusu konuşulurken en büyük yanılgılardan biri, insanın kendi tercihlerinin sorumluluğunu kaderin üzerine bırakmasıdır. “Ben ne yapayım, kaderimde böyle yazılmış” sözü, insanın kendi iradesini ve sorumluluğunu yok saymasına dönüşebilir. Oysa Kur’an insanın çabasını açıkça önemser:
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”

(Necm, 53/39)
İnsan elinden geleni yapmakla yükümlüdür. Çalışmak, düşünmek, tedbir almak, doğruyu araştırmak ve doğru tercihte bulunmak insanın sorumluluğundadır. Sonucun nasıl gerçekleşeceği ise insanın bütünüyle kontrolünde değildir.

Tevekkül de tam burada anlam kazanır. Tevekkül, hiçbir şey yapmadan sonucu Allah’a bırakmak değildir. İnsan üzerine düşeni yapar, elindeki imkânları kullanır, sonra sonucu Allah’ın kudretine bırakır. Böyle bir anlayışta kader bir mazeret değil, insanın kendi sınırlarını bilmesini sağlayan bir bilinç hâline gelir.

Allah’ın Müdahalesi ve İnsan Sorumluluğu
Bütün bunları birlikte düşündüğümüzde mesele daha açık hâle gelir. İnsan, Allah’ın kudretinden bağımsız değildir. Sahip olduğu güç Allah’tandır. Fiillerinin gerçekleşmesi Allah’ın yaratması dışında düşünülemez. Fakat insan kendisine verilen iradeyi hangi yönde kullanacağı konusunda sorumludur.

Allah insana doğru yolu gösterir, fakat onu zorlamaz. İnsan tercih eder, Allah ise onun seçimini bilir. İnsan eylemde bulunur, fakat eylemin bütün sonuçlarına hükmedemez. İnsan tedbir alır, çalışır ve çaba gösterir; sonuç ise Allah’ın bilgisi ve kudreti içerisinde gerçekleşir.

Bu nedenle “Allah her şeyi yapıyor, insanın hiçbir sorumluluğu yok” demek de doğru değildir; “İnsan her şeyi kendi gücüyle gerçekleştiriyor” demek de doğru değildir. Kur’an’ın ortaya koyduğu denge, insanın sınırlı iradesi ile Allah’ın mutlak kudretini birlikte düşünmeyi gerektirir.

İnsan, “Ben böyle yapmak zorundaydım, kaderim buydu” diyerek kendi tercihlerinin sorumluluğundan kaçamaz. Çünkü Allah insana akıl vermiş, yol göstermiş ve doğru ile yanlışı bildirmiştir. İnsan bu imkânlara rağmen hangi yöne gideceğini seçer. Hesap da bu seçimler üzerinden gerçekleşir.

Sonuç: İnsan Seçer, Sonucu Allah Yaratır
Allah’ın müdahalesini anlamanın en önemli noktası, insanın iradesi ile Allah’ın kudretini birbirinin alternatifi gibi görmemektir. İnsan, kendisine verilen akıl ve irade ile seçer; Allah ise insanın seçiminin gerçekleştiği varlık alanının mutlak sahibidir. İnsan fiilini ortaya koyar, fakat fiilin bütün sonuçlarını belirleyemez.

Bu nedenle kader, insanın yanlışlarını açıklamak için sığınılacak bir mazeret değildir. Allah’ın her şeyi bilmesi, insanı tercihlerinde zorlamaz. Allah’ın kötülüğü hemen engellememesi, kötülüğü onayladığı anlamına gelmez. Allah’ın dünyada hesabı ertelemesi de adaletinden vazgeçtiği anlamına gelmez.

İnsana düşen, kendisine verilen iradeyi doğru yönde kullanmaktır. Doğruyu aramak, iyiliği tercih etmek, kötülükten uzak durmak, haksızlığa karşı çıkmak ve sahip olduğu imkânları sorumluluk bilinciyle kullanmak insanın görevidir. Allah’ın kudretini bilmek ise insanı edilgenleştirmemeli; tam tersine, kendi sınırlarını bilerek daha bilinçli hareket etmesini sağlamalıdır.

Sonuçta dünya hayatı, insanın hiçbir tercih yapamadığı bir sahne değildir. İnsan seçer, yönelir, davranır ve yaptıklarının sonucunu taşır. Allah ise her şeyi kuşatan bilgisi, kudreti ve adaletiyle hükümrandır. İnsan için asıl mesele, “Benim kaderim ne?” sorusundan önce “Bana verilen iradeyi nasıl kullanıyorum?” sorusunu sormaktır. Çünkü hesap günü insanın elinde olmayanlardan değil, kendisine verilen imkânlarla yaptığı tercihlerden sorumlu tutulacağı gündür.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati arayan ve yalnızca Allah'ın kitabını kendisine rehber edinenlerin üzerine olsun.
aydinorhon.com

 

 

ÖLMÜŞLERİMİZE SEVAP GÖNDEREBİLİR MİYİZ? Bir yakınımızı kaybettiğimizde onun için bir şeyler yapmak isteriz. Ölüm, elimizden çok şeyi alır am...