NEDEN NÜZUL?

                NEDEN NÜZUL…

                Nüzul, Nüzul etmek yukardan aşağı inme, nazil olma anlamındadır. Nüzul sırası da iniş sırası anlamına gelmektedir. İniş sırasına göre okunan Kur’an’ın daha iyi anlaşılabileceği kanaatindeyim.

Bir insan düşünelim. Kur’an’ı eline almamış. Namaz, oruç, zekât, yardım, destek vb. hiçbir şey yapmamış. Allah neyi de yapma demişse yapmış. İçki, kumar, zina, hakka tecavüz, faiz vb. yapılmaması gereken her şeyi yapmış. Bir gün ” Ben ne yapıyorum? “ demiş. Pişman olmuş. Bir süre sonra tevbe etmiş.  Allah’ın mesajlarını öğrenmek ve hayatına taşımak adına Allah’ın kitabını eline almış. Okumaya başlamış. Kur’an Fatiha suresinden sonra,  Bakara Suresi ile başlar;

Rahman, rahim olan Allah’ın adıyla.
 Bakara 1. Âyet: Elif Lam mim.
Bakara 2. Âyet: Doğru olduğu kuşkusuz olan bu kitap, takva sahipleri için hidayet kaynağıdır.
Bakara 3-4. Âyet:  Onlar görmediklerine inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkalarına verirler. Yine onlar gerek sana ve gerekse senden önce indirilen kitaplara inanırlar. Ve  ahiretten hiç kuşku duymazlar.
 Bakara 5. Âyet: İşte onlar Rablerinden gelen hidayet yolundadırlar. Ve kurtuluşa erenlerdir.

Buraya kadar çok güzel bir şekilde gelir; ancak altıncı ayette Kur’an’la bağlantıyı kopartır.

Bakara 6-7. Âyet: Kafirlere gelince onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez; onlar iman etmezler. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, onların gözlerinde perde vardır. Onları büyük bir azap beklemektedir.
Bu ayeti okuduğunda kendisinin işinin bittiğini daha iflah olmayacağını düşünür. Mesaj almaya son verir.

                Muhammed nübüvvetinden sonra 13 yıl Mekke’de, 10 yıl da Medine’de görevini ifa etmiştir. Bakara suresi medeni dönemde inmiştir.  Yani dinin tamamlanmasına yakın dönemde inmiştir. Bu Sureye kadar  ikazlar, tembihler, emirler, uyarılar mevcut. Bunlara rağmen değişikliğe uğramayanlar, ümit kesilmiş kişiler için inen bir ayettir. (Bakara 6-7)
Daha ilerilere gitse zaten tevbenin kabulü ile ilgili ayetle karşılaşacak.
Bakara 37. Âyet:   …Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.

                Kur’an’ın iniş sırasına göre (nuzül sırasına göre) okuduğumuzda Mekki dönemden başlayıp Medeni döneme doğru okumamızda fayda görüyorum. 
Yüce Allah önce Nebi ve dolayısıyla bizleri sporcu gibi ısıtıyor. Sonra talimatları veriyor. Mekke’de geçen sıkıntılı dönemde inen sonra daha rahat Medine’de ki dönemi içinize nakşedebilirsiniz.

Elinde nuzul sırasına göre Kur’an meali bulunmayan arkadaşlar için aşağıda nüzul sırasına göre sure isimlerini paylaşıyorum.   

Doğrularım Allah’a yanlışlarım bana aittir…

                                                                                                                                  Aydın ORHON

Vahyin indiriliş sırasına göre süre isimleri
Mekki Sureler
Sure Adı - İniş Sırası - Kuran'daki Sırası

Alak Suresi - 1 – 96
Kalem Suresi - 2 – 68
Müzzemmil Suresi - 3 – 73
Müddessir Suresi - 4 – 74
Fatiha Suresi - 5 – 1
Tebbet Suresi - 6 – 111
A'la Suresi - 8 – 87
Leyl Suresi - 9 – 92
Duha Suresi - 11 – 93
İnşirah Suresi - 12 – 94
Asr Suresi - 13 – 103
Adiyat Suresi - 14 – 100
Kevser Suresi - 15 – 108
Tekasür Suresi - 16 – 102
Ma'un Suresi - 17 – 107
Kafirun Suresi - 18 – 109
Fil Suresi - 19 – 105
Felak Suresi - 20 – 113
Nas Suresi - 21 – 114
İhlas Suresi - 22 – 112
Necm Suresi - 23 – 53
Abese Suresi - 24 – 80
Kadr Suresi - 25 – 97
Şems Suresi - 26 – 91
Büruc Suresi - 27 – 85
Tin Suresi - 28 – 95
Kureyş Suresi - 29 – 106
Kari'a Suresi - 30 – 101
Kıyame Suresi - 31 – 75
Hümeze Suresi - 32 – 104
Mürselat Suresi - 33 – 77
Kaf Suresi - 34 – 50
Beled Suresi - 35 – 90
Tarık Suresi - 36 – 86
Kamer Suresi - 37 – 54
Sad Suresi - 38 – 38
A'raf Suresi - 39 – 7
Cin Suresi - 40 – 72
Yasin Suresi - 41 – 36
Furkan Suresi - 42 – 25
Fatır Suresi - 43 - 35 -
Meryem Suresi - 44 – 19
Ta-Ha Suresi - 45 – 20
Vakıa Suresi - 46 – 56
Şu'arâ Suresi - 47 – 26
Neml Suresi - 48 – 27
Kasas Suresi - 49 – 28
İsra Suresi - 50 – 17
Yunus Suresi - 51 – 10
Hud Suresi - 52 – 11
Yusuf Suresi - 53 – 12
En'am Suresi - 55 – 6
Saffat Suresi - 56 – 37
Lokman Suresi - 57 – 31
Sebe Suresi - 58 – 34
Zümer Suresi - 59 – 39
Mü'min Suresi - 60 – 40
Fussilet Suresi - 61 – 41
Şura Suresi - 62 – 42
Zuhruf Suresi - 63 – 43
Duhan Suresi - 64 – 44
Casiye Suresi - 65 – 45
Ahkaf Suresi - 66 – 46
Zariyat Suresi - 67 – 51
Gaşiye Suresi - 68 – 88
Kehf Suresi - 69 - 18

Nahl Suresi - 70 - 16

Nuh Suresi - 71 - 71

İbrahim Suresi - 72 - 14

Enbiya Suresi - 73 - 21

Mü'minun Suresi - 74 - 23

Secde Suresi - 75 - 32

Tur Suresi - 76 - 52

Mülk Suresi - 77 - 67

Hakka Suresi - 78 - 69

Me'aric Suresi - 79 - 70

Nebe Suresi - 80 - 78

Nazi'at Suresi - 81 - 79

İnfitar Suresi - 82 - 82

İnşikak Suresi - 83 - 84

Rum Suresi - 84 - 30

Ankebut Suresi - 85 - 29

Mutaffifin Suresi - 86 - 83

 

Medeni Sureler

Sure Adı - İniş Sırası - Kuran'daki Sırası

Bakara Suresi - 87 - 2

Enfal Suresi - 88 - 8

Al-i İmran Suresi - 89 - 3

Ahzab Suresi - 90 - 33

Mümtehine Suresi - 91 - 60

Nisa Suresi - 92 - 4

Zilzal Suresi - 93 - 99

Hadid Suresi - 94 - 57

Muhammed Suresi - 95 - 47

Ra'd Suresi - 96 - 13

Rahman Suresi - 97 - 55

İnsan Suresi - 98 - 76

Talak Suresi - 99 - 65

Beyyine Suresi - 100 - 98

Haşr Suresi - 101 - 59

Nur Suresi - 102 - 24

Hac Suresi - 103 - 22

Münafikun Suresi - 104 - 63

Mücadele Suresi - 105 - 58

Hucurat Suresi - 106 - 49

Tahrim Suresi - 107 - 66

Teğabun Suresi - 108 - 64

Saff Suresi - 109 - 61

Cuma Suresi - 110 - 62

Fetih Suresi - 111 - 48

Maide Suresi - 112 - 5

Tevbe Suresi - 113 - 9

Nasr Suresi - 114 - 110

 


ALLAH'TAN BAŞKA KİMSE HELAL/HARAM BELİRLEYEMEZ...

                         ALLAH'TAN BAŞKA KİMSE HELAL/HARAM BELİRLEYEMEZ...

 

            Dinimizce yapılması, yenilmesi, içilmesi Yüce Allah tarafından yasak olanlara haram, haram dışında kalan her şeye de helal denilir. Dinin emir ve yasakları vahy ile beslenmiştir. İslam’da helal-haram koyma yetkisi, sadece dinin tek sahibi Yüce Allah’a aittir. Böyle bir yetkiyi kendisinde bulanlar, kendilerini ilah konumuna sokanlardır. Kur’an bu yetkiyi kendisinde görenleri, ilahlık iddiasında bulunmakla suçlamıştır. Haramı helal, helali de haram kılmayı şirke eş tutmuştur. Biz ne kadar bunlara sadığız bakıp göreceğiz.
            Yüce Allah’ın haram kıldıkları şeyler çok az olup, bunların dışındakilerin tamamı helaldir. İlk ayetle başlayalım:
Maide Suresi 3. Âyet:
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Öyleyse onlardan korkmayın, yalnız Benden korkun. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

            Dinimiz kolaylık dinidir. Bir kimsenin elinde olmayan sebeplerden dolayı haram yemesinin mahsuru yoktur. Ancak yediğini helal saymaması gerekmektedir. Çünkü zorunluluk bittiği an o haram hükmü yine devreye girer.
Bakara Suresi 173. Ayet:
Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

            Normal şartlarda iyi ve temiz şeyler helal, kötü ve pis şeyler haramdır. (7/157) Allah’ın rızık olarak bağışladığı meşru güzelliklerden yararlanmamızı, bunları yaparken de, Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olmamızı buyuruyor. (5/88)

            İlahi emirlere aykırı davranışa günah denir. Kur’an’da yasaklanan şeyleri yapmak günahtır. Bütün kötülüklerden ve haramdan sakınmak, iffetli namuslu ahlaklı olmak dinimiz İslam’ın gereğidir. Bu kişiler günahsız olma yolunda yürüyen kişilerdir.

Araf Suresi 157. Ayet:
Onlar, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları Resûle, o ümmî nebilere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.  Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
            Bu ayette Resulün, iyiliği emredip, kötülüğü yasaklaması, temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılması, insanların üzerlerindeki ağır yükleri kaldırıp zincirleri kırmasını anlayabilmemiz için “resul ve nebi” kavramını iyi bilmemiz gerekiyor. Nebi Muhammed’in kendisinin hüküm koyma yetkisi yoktur. Resul Muhammed’in görevi, nebi sıfatıyla Yüce Allah’tan aldığı vahyi bize aktarmaktır. Yani Muhammed Kur’an’da var olanları bildirmesiyle, elçilik görevini gerçekleştirmiştir.

             Resul Muhammed ilk resul değildir, kendisine ve bize ne yapılacağını da bilmez. O, yalnızca kendisine vahyedilmekte olana uymaktadır. Hz. Muhammed apaçık bir uyarıcıdan başkası da değildir. (46/9) 'Allah’ın resulü, hiçbir şekilde Allah’ın kendisine bildirdiği emir ve yasaklara, herhangi bir ilave veya çıkarma yapmadan, olduğu gibi aktarandır. Çünkü Allah, Resulüne kendisine indirdiği Kur’an ile hükmetmesini buyurmuştur. (5/48 - 49) Elçinin haram kıldığını haram saymayanlar, Yüce Allah tarafından tehdit ediliyor. “Resule itaatin Allah’a itaattir.” (4/80)  ayetini hatırlayalım. Resule itaat şartı var; fakat nebiye itaat şartı yoktur. Yukarıda paylaştığım Araf 157. Ayet de nebinin de resulün de aynı kişi, Muhammed olduğunu vurgulanmaktadır.

            Yüce Allah’ın yeni kitap göndermesinin sebebi bir öncekinin tahrifata uğramasından kaynaklanmaktadır. Biz aşağıdaki ayeti anlamaya çalışırken, kendimizi de kontrol edelim. Yüce Allah’ın bize gönderdiği, koruması altında olan kitaba (15/9) ne kadar iman ediyoruz. Dinimizi, Allah’ın mı, yoksa başkalarının hükmüne göre mi yaşıyoruz. Kendinizi kontrol etmek için Maide 6. Ayete bir bakalım. Bu basit bir örnek, Allah’ın vahyini anladığımız dilde okuduğumuz sürece nicelerini göreceğiz. Ayette abdestin nasıl alınacağı ve abdesti bozan şey hakkında Rabbimin buyruğunu okuyalım:

Maide Suresi 6. Ayet:
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da. Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

            Bu ayetin bile kafamızda şimşekler çaktırması lazım. Ne yazık ki, çoğumuzun bu ayeti önemseyeceğini düşünmüyorum. (12/106) Çoğumuz, Allah’ın kitabına güvenmeyip, bizi yanıltsa da atalarımızın gittiği yoldan gideriz. (2/170)          

            Ben ömrümün büyük bir bölümünde bu ayete iman etmedim. Anladığı dilden Allah’ın emirlerine bakmayan, okumayan kişiler için bu yanlış gayet doğaldır. Fakat din gününde Yüce Allah’a beni yanılttılar bahanesini sunsak da fayda vermez. (7/38-39)

Al-i İmran Suresi 50. Ayet:
"Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

            Yüce Allah’ın emri doğrultusunda Resul Muhammed, Tevrat’ı onaylıyor. Fakat Yahudilerin kendilerine haram kıldıklarını, (3/93) tekrar helale, yani orijinal haline dönüştürüyor. Burada geçen mucize kelimesinin karşılığı da Kur’an ve kâinatta ki tüm varlıkların yaratılışıdır. (29/49-51)

            Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. (48/23) Eğer böyle ise aşağıdaki Âyet ne anlama geliyor: Her şeyi Yüce Allah ben yaptım diyor. Nedeni malum, Yüce Allah’ın izni olmadan bir yaprak bile düşmez. (6/59) Bundan dolayı olacak ki “savaşta oku sen atmadın ben attım. Onları sen öldürmedin, Allah öldürdü.”(8/18) diyor.
Yüce Allah insanlara ön onay vermiş olup, buna da rağmen her şeyin hâkimi olduğunu hatırlatmaktadır.

En’am Suresi 146. Âyet:
Biz (yalnızca) yahudi itikadını benimseyenlere bütün tırnaklı hayvanları yasakladık; ve onlara koyun ve ineğin iç yağlarını da yasakladık, (hayvanların) sırt tarafındaki veya bağırsaklarındaki yağlar ile kemiğin içindekiler hariç: böylece işledikleri zulümler yüzünden onları cezalandırdık; zira, unutmayın, Biz sözümüzde dururuz!
            Bakın bu ayette de Yüce Allah “yasakladık” diyor. Buradaki yasak Yahudilerin kendilerine koyduğu yasaktan kaynaklanmıştır. Yahudiler de aynı şekilde ineğin iç yağlarını, deve, tavşan, yirmi kuş dışında kuşların yenilmesini kendilerine haram ettiler.
            Bizler
deniz ve su mahsullerini tamamı helalken, çoğunu kendimize haram etmedik mi?

Maide Suresi 96. Ayet:
Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helâl kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı gelmekten sakının.


            Hz. Musa döneminde gördüğümüz gibi Yüce Allah’ın yasaları delindi. Yüce Allah Hz. İsa’yı gönderdi. İsa’nın ölümünden sonra o da tahrifata uğratıldı. Son elçisi Hz. Muhammed’i gönderdi. Muhammed’in son Nebi olması dolayısıyla bir daha gelecek nebi de yok; fakat Resul Muhammed’in bize bıraktığı Resul Kur’an-ı Kerim hayattadır. İnşallah mahşere kadar da yaşayacaktır.


            Mümin, münafık, müşrik ne olursan ol, Yüce Allah müdahale etmeyeceğini din gününe kadar erteleyeceğini buyuruyor.
Fatır Suresi 45. Âyet:
Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihâyet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.
         

            Yahudilerin helali haram yapmalarından dolayı cezaları erteleniyor. Yaptıkları yanlış harekette Allah onlara onay veriyor. Son Elçi, Nebi Muhammed’e de Yüce Allah’ın yasalarını ve insanlar tarafından yapılmış değişiklikleri düzeltilmesi için görevlendirilmiştir. (35/45)

Başka bir Âyette de yanlış anlamaya mahal verilmemesi adına İsrailoğullarının kendilerinin yasak koyduğu belirtiyor.
Al-i İmran Suresi 93. Âyet:
Tevrat indirilmeden önce, İsrailoğulları'nın (günah diyerek) kendine yasakladığı şeyler dışında bütün yiyecekler onlara helal idi. De ki: "Eğer söylediklerinizde samimi iseniz Tevrat'ı getirin de onu okuyun!"

            Yüce Allah istemediği takdirde hiçbir şey yerinden kıpırdayamaz. Yaptığınız her icraat Allah istediği için gerçekleşiyor. (6/59) Buradan da şu anlam çıkıyor. “Allah aynı zamanda her şeye müdahildir. (55/29) Yahudilerin kendiliklerinden haram kıldığı şeyleri Allah da kerhen onaylamıştır. Onayı belirli bir süre (din gününe kadar) olacaktır. (35/45) Yahudilerin kendiliklerine helali haram kılmalarından dolayı cezalarını din gününde çekeceklerdir.

            Kur’an’dan bir âyeti cımbızla alıp anlam vermek yanlıştır. O âyetin önü ve sonundaki âyetlere de bakmamız gerekir. Bazen o da yetmez Kur’an bütünlüğünde düşünmemiz gerekir. Nebi Muhammed de dâhil, hiçbir kimse Allah’ın helal kıldığını haram kılamaz. (66/1)

            Geleneksel dinde ne yazık ki haramlar havada uçuşuyor. Allah’ın helal dediğine, birisi mekruh derken, diğeri haram diyebiliyor. Geleneksel din, din değildir. Bu gelen ekler on dört asır boyunca devam etmiştir. Bu zaman zarfında köprünün altından çok sular geçti. Din geleneğin koyduğu yasaklarla değil; Yüce Allah’ın koyduğu yasalarla yaşanırsa dindir. Fakat bilerek veya bilmeyerek sokuşturulmuş haramlar, dinin gereği olarak kabul edilmiştir. Allah'ın size rızık olarak indirdiklerinin bir kısmını helal, bir kısmını haram kılmışlardır. Sanki Allah’tan izin almışlar gibi, kendi tahminlerini Allah'a yakıştırmışlardır. (10/59) Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılarak, hadlerini aşmaktan da geri kalmamışlardır. (5/87)

            Kendi yalanını Allah'a isnat ederek öyle diline geldiği gibi kimse yalan, yanlış "Bu helaldir, şu haramdır." diyemez. Allah'a yalan isnat edenler asla kurtuluşa erişemezler! Allah’a karşı yalan uyduranlar iflah olmazlar. Bunlar az miktarda fayda sağlasalar da onlar için can yakıcı azap beklemektedir. (16/116-117)  Allah, kendisinin belirttikleri dışında helal/haram uydurup haddi aşanları sevmez. Bu Allah'a ortak koşmaktır. Allah, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, yemenizi yasakladığı şeyleri size ayrıntılı olarak açıklamıştır. Üzerinde O’nun adının anıldığı şeyleri neden yemiyorsunuz? Ama bakın, bu tür konularda birçok insan diğerlerini hiçbir gerekçeye dayanmaksızın, kendi temelsiz görüşleriyle saptırmaktadır. (6/119) Bu kişiler gerçekten ziyana uğrayanlardandır. Allah’ın onlara rızk olarak sağladığı şeyleri yasaklarlar. Bu tür yasakları da haksız yere Allaha yakıştırırlar. (6/140) Sonra da Allah’ın izni olmasaydı, hiçbir şeyi yasaklamazdık derler. Bunlar sadece başka insanların zanlarına uyarlar. Tahminde bulunmaktan başka bir şey yapmazlar. (6/148) Boşadığınız kadınlara verdiklerinizden herhangi bir şey (geri) almanız size helal değildir. (2/229) Fasıklık yapılarak üzerine Allah’ın adı anılmamış olduğu kesin olandan yemeyin! (6/121)

En’am Suresi 150. Âyet;
“Müşriklerin kendi zanlarınca “şu helaldir, bu haramdır” diye yaptıkları sınıflamayı, neye ve hangi kanıta göre yaptıklarının sorulması, bu konuda tanıkları varsa, bunu göstermeleri gerektiği belirtilmektedir. Onlar yalan yere, yasaklamanın Allah tarafından yapıldığını söyleseler bile, Hz. Muhammed’in bunlara katılmaması istenmektedir. Burada müşriklerin tanıkları; onları bu batıl yola ileten önderleri, din adamları olup, putların bakıcıları, Kâbe’nin bekçileri ve Arapların dini lider saydıkları kişilerdir.”

            Birçok ayette haram helal koyma yetkisinin Allah’a ait olduğu buyurulmuştur. İnsanların böyle bir yetkilerinin olmadığı önemle vurgulanmıştır.
Yunus Suresi 59-60. Ayet;
De ki: "Allah'ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helâl, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?" De ki: "Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
Allah'a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı çok lütufkârdır, fakat onların çoğu (O'nun nimetlerine) şükretmezler.

            Yüce Allah hüküm indirmediği konularda O’na iftira etmeleri anlamına gelecek şekilde kişilerin helal-haram değerlendirilmesinde bulunmasını yasaklamaktadır. (69/44-47;  66/1; 5/87; 6-143-146)

Nahl Suresi 116. Ayet:
Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak "Şu helaldir, şu da haramdır!" demeyin; sonunda Allah'a yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a yalan uyduranlar kurtulamazlar.
            Yüce Allah’a yalan isnat edenlerin başarıya ulaşması mümkün değildir. (10/69) Ancak dünya hayatında Allah’ın müdahale etmemesinden dolayı problem yaşamazlar. İnsanların dönüp dolaşım gideceği yer Allah’ın huzurudur. Sonra da şiddetli azabı tadarlar. (10/70) Fakat gerçeği onaylayan ve o doğrultuda yaşayanlar, başarıyı sağlayanlardır. (64/9)

            Yüce Allah’ın belirttiği haramlar dışında aklımıza ne geliyorsa, hayatın bütün güzel, hoş ve temiz şeyler helaldir. (5/4) Gizli dost tutmamak, zina yapmamak şartıyla Mü’min kadınlardan iffetli olanlarından mehirlerini vermeniz kaydıyla evlenmek helaldir. (5/5) Apaçık düşmanınız olan şeytanın izinden gitmeden, yeryüzünde meşru ve iyi ne varsa temiz olarak yiyip içilebilir. (2/168) Allah’ın size rızık olarak bahşettiği temiz ve meşru şeylerden, payınızı alırken, nimetinden dolayı Allah’a şükrünüzü gösterin. Av hayvanlarını da yiyin; ancak Allah’ın adını anmayı ihmal etmeyin. (5/4) İhramlı iken kara avı yasaktır. (5/1) Hac esnasında menzilinize giren av hayvanlarıyla sınanacaksınız. (5/94) Sularda yapılan her türlü avlanma meşrudur. İhramlı olanlara da, su mahsullerinin (5/96) ve denizdeki bütün canlıların tamamı helaldir. (16/14)  Kulları için yarattığı güzelliği, rızkın iyisini, temizini Allah yasaklamıyor. Allah’ın yasaklamadığını kim yasaklayabilir? (7/32) İçki ve kumarın her türlüsü büyük günahlardandır. (2/219) Sarhoşluk veren şeyler, şans oyunları, putperestçe uygulamalar ve gelecek hakkında kehanette bulunmak, şeytan işi iğrenç kötülüklerden başka bir şey değillerdir. (5/90) Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokar. Bizi, Allah'ı anmaktan ve salattan alıkoymak ister. Böyle davranışta bulunanlar bir an önce vazgeçmelidir. (5/91) İçki ve kumarda büyük bir günah ve insanlar için bazı faydalar vardır. (2/219)

             Bakara Suresi 219. Âyetin biraz üzerinde durmak istiyorum. İçki ve kumarın az da olsa faydalar nelerdir: Bana göre alkolün dezenfektan oluşu ve tıp dünyasında özellikle ilaç yapımında ve anestezi vb. gibi yerlerde kullanılmasıdır. Kumarda da genellikle kumarhane sahiplerinin, nadiren de oynayanların para kazanmalarıdır. Faydalar içki ve kumarın meşruluğu için yeterli değildir. Bu durumda içki, uyuşturucu vb. aklı örtücü maddelerin kullanımı, kumarın her türlüsü haramdır. İnsanın faydasına olabilecek yerlerde kullanılabilir. Uyuşturucu haplar yasaktır. Ancak ağrılardan, sancılardan inim inim inleyen hastasına doktor o hapı önerebilir. Bu da faydalı yanıdır.

            Müminler, Allah’ın size helal kıldığı şeylerden hoşunuza gidenleri kendinize haram kılmayın. Aşırı da gitmeyin; Allah aşırı gidenleri sevmez. (5/87) Yeryüzünde helal, iyi ve temiz ne varsa ondan nasibinizi alın. Bunları haram sayan şeytanın yolundan gidiyor demektir. (2/168) Hiçbir gerçek bilgiye dayanmadan kendiliklerinden haram uydururlar. Bu yalanları da Allaha isnat ederler. (6/144) Kendi tahminlerini mi Allah'a yakıştırılıyor. Allah’ın bizim için indirdiği rızıkların bir kısmını meşru görülürken, bir kısmı da yasaklıyorlar. Sanki Allah’tan izin aldılar. Yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorlar. (10/59) Bu tür yasakları da haksız yere Allah’a yakıştırırlar. Onlar sapkınlığa düşmüşler ve doğru yolu bulamamışlardır. (6/140)  Allah adına yalan uyduranlar zalimlerin ta kendileridir. (3/94)

            Dinimizdeki haramları Yüce Allah kitabında detaylı şekilde açıklamıştır. Kısaca yiyecekler için: Leş, akıtılmış kan, domuz eti, Allah’tan başkası anına kesilen hayvanlar, kötü ve pis şeylerdir.
İçeceklerden: Her türlü kafa yapıcı içkiler ve uyuşturucu maddelerdir.
Diğer haramlar: Şirk koşmak, riba, kumar, fal okları, karaborsacılık, zina, eşcinsellik, ensest ilişki, rüşvet, kantarda yapılan hile, Yoksulluk korkusuyla çocuklarını öldürmek, intihar etmek, haksız yere cana kıymak, ihramlıyken su mahsulü dışında avlanmak, kötülük yapmak vb. gibi şeylerdir. Bunlar dışında her şey helaldir.

Doğrularım Allah’a Yanlışlarım bana aittir.                                                     Aydın ORHON 

NEDEN BU HADİSLERE UYMAZLAR?

Kur’an bize yetmez diyenlere, aşağıda paylaştığım hadisler fazla geliyor. İşlerine geldiği gibi dinlerini yaşıyorlar. Hadislerden istediklerini alıyorlar, beğenmediklerini bırakıyorlar. Yetmiyor; Kur’an’da da aynı şeyi yapmaya kalkıyorlar. Allah’ın hadisine riayet etmeme cüretinde bulunabiliyorlar. Yetmiyor; beğendikleri rivayetle Yüce Allah’ın Ayetini nesh ediyorlar. Sanırım kim olduklarını unutmuşlar, Allah’a dinlerini öğretiyorlar. (49:16) Kur’an’a rivayet yamamadan, ayetlerde seçiciliği bırakmadan iman etmiyorlar. (15:91)  Hâlbuki yalnız Kur’an’dan hesaba çekileceğiz. (43:44)

Resul Muhammed’in tek görevi Yüce Allah’tan almış olduğu vahyi katıksız, (olduğu gibi) bize aktarmaktır. (5/99)
Tek bir harfi bile değişime uğramadan, Yüce Allah’ın korumasında günümüze kadar gelmiştir. Kapağı açılmadan beklemekte. Kapağı açanların çoğunluğu da anlamadan okumaktadırlar…

Hüküm Yüce Allah’ındır. (12/40)  Yüce Allah hüküm koymada kimseyi ortak etmez. (18/26) Yüce Allah’tan başka din adına kanun, hüküm koyan kimse de olamaz. Koyanlarda varsa, onlara geçmiş olsun. Şirk bataklığına saplanmışlardır.

Tek hüküm koyucu olan Yüce Allah, (6/62) Nebi Muhammed’e vahyolunana uymasını emrediyor. (33/2) 
Yüce Allah, Nebi Muhammed’i tehdit ediyor: “Vahyolunana uymaz, bize isnat ederek bazı sözler uydurursan, mutlaka seni kudretimizle yakalar, şah damarını koparırız.” Der. (69/44-46)
Gaybı bilmeyen Nebi Muhammed, hiçbir ilave veya eksiltme de yapamaz. (6/50)

Ahkaf 9. Ayet:
De ki: 'Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahy edilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim
.

Merak ediyorum, bazı kişiler kendilerini Nebi Muhammed’den daha mı üstün görüyorlar?
Nebi Muhammed’e ne vahy edilmişse ona uyar, tebliğ ederek (duyurarak) elçilik görevini de yerine getirmiş olurdu. (7/203, 5/92) Kesinlikle kendisinden bir şey uydurmaz. (38:86)

Görüldüğü üzere Nebi Muhammed’in Yüce Allah adına bağımsız hüküm vermesi mümkün değildir. Vahye harici ekleme de çıkartma da yapamaz.
Yüce Allah’ın teminatında olan Kur’an’ı Kerim’in içinde çelişki olmadığı buyuruluyor. 4:82 Kur’an’ın çelişkisiz oluşu da Yüce Allah’ın vahy ettiğinin delilidir.

Yüce Allah’ın korunmuş, (15/9) çelişkisiz, (4/82) eksiksiz, (6/38) anlaşılır, detaylandırılmış, (11/1) kolaylaştırılmış, (54/17),  apaçık yol gösterici, (16/89) örneklerle açıklanmış, (17/89), 17/41) dediği
Kur’an terk edilebilir mi? Din zan üzerine inşa edilir mi? Öyleyse İmtihan sorularımızın bulunduğu kitaba sahip çıkalım. Tane tane defalarca okuyalım. Sonra okuyup öğrendiklerimizi hayatımıza taşıyalım. Kurtuluşumuz anahtarı Kur’an’ı Kerim’dir. Sadece Kur’an’dan sorumluyuz. Bu bize Yüce Allah’ın göndermiş olduğu mesajdır. O'na karşı, tutumumuzdan dolayı hesaba çekileceğiz. 
Zuhruf 44. Ayet: 
Bu, sana ve halkına bir mesajdır; ondan sorulacaksınız.

Yüce Allah, Kur’an’ın hem tefsircisi hem de açıklayıcısıdır. Bize düşen ayetler arasında bağ kurmaya çalışmaktır. Kuran’dan anladığımızı hayatımıza taşımaktır.

 

UYULMAYAN HADİSLER
-"Yüce Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: 'İnsanlara ne oluyor da, Yüce Allah'ın Kitabında olmayan farzları, farz olarak ileri sürüyorlar. Kim Yüce Allah'ın Kitabında olmayan bir farzı farz koşarsa bu batıldır. Böyle yüz şart ileri sürülse bile Yüce Allah'ın farzı en haklı ve en güvenilir olandır." (Buharî, Büyü, 67. Dr. İsmail Hakkı Ünal, İmam Ebu Hanife'nin Hadis Anlayışı Ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 87)

-Yüce Allah'ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Yüce Allah'ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Yüce Allah hiçbir şeyi unutucu değildir. ( Ebu Davud k. Etime 39/ Tirmizi k. Libas 6/ ibn Mace k. Etime 60/ El - Müracaat sayfa 20)

-Yüce Allah’ın helal kıldığını haram kılmak, şirktir. (5936-Müslim)

-“Benden bir şey yazmayın, benden Kur'an dışında bir şey yazan onu yok etsin.” ( Sahihi Müslim c.4, s.97/ Süneni Daremi c.1, s.119/ Süneni Ahmed b. Hanbel c.3, s.182)

-" Biz hadis yazarken Nebi yanımıza geldi ve yazdığınız şey nedir? Dedi.
Senden işittiğimiz hadisler dedik.

Nebi, Yüce Allah'ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Yüce Allah'ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar."
( Tirmizi, es Sünen, El Hatip, Takyid, s.33)

 -Ben Kur’an’ın helal kıldıkları dışında bir şeyi helal kılmadım. Kur’an’ın haram kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım. (İbni Hişam, Siret 4)

-“Resulullah ölüm döşeğinde şöyle dedi: Ben yalnızca Kur’an’ın haram kıldıklarını haram kılarım. Yüce Allah’a yemin ederim ki benim adıma bir şeye (beni bahane ederek) sarılmasınlar.” (Ebu Yusuf er-Redd, 31) s.85

 Kur’an’ı Yüce Allah indirdi ve mutlaka O’nu koruyacak olan da kendisidir. 15:9 Rivayetleri de Kur’an’ın açıklaması olarak görenler: “Kur’an’ı koruyan Yüce Allah, Kur’an’ın açıklamasını da koruyor diye iddia ediyorlar.

Madem öyle; bu hadisleri neden gizliyorlar, görmezden geliyorlar, gün ışığına da çıkartmıyorlar.

Bizleri de hadis inkârcılığıyla itham ediyorlar. Rivayetlerinde bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmiyorlarsa neyi savunuyorlar. Bunlar hakikati örtenler ve gizleyenlerdir. 2:159 Kâfirlerin en büyük özelliği hakikati olduğundan çok farklı göstermektir. Bu vesileyle bazı kitleleri etrafında toplayıp onları uydurulmuş dinle kandırmaktırlar. Böylece indirilmiş bir dinin karşısına farklı farklı cemaatlerle uydurulmuş dinler oluşturmuşlardır. Aksi halde güneyimizde ki savaşta tetiği çeken kişi “ Alla-hu Ekber” derken vurulan kişide “Alla-hu Ekber” diye ölmezdi.

İman etmedikleri rivayetlerden biraz daha örnek verelim:

-Din konusundaki ihtilaflarda size Kur'an yeterlidir. ( 5424 - Buhari - Müslim - Nesai / 4727 - Muvatta - Müslim)

 -"Size sadece Kur'an'ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız" ( Müslim 15/19 Nu, 1218; İbn Mace 25/84 Nu, 3074; Ebu Davut 11/56 Nu, 1905)

-“Sahabe, Yüce Allah'ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler ancak onlara izin verilmedi.” ( Darimi, es Sünen)

-“Bana mucize olarak verilen ancak Yüce Allah'ın bana vahyettiğidir. / Kur'an'dır.” ( Buhari, İ'tisam, 1)

 -Hz Ömer, Nebi Muhammed'den halkın doğru yollardan sapmamaları için kendisinden bir şeyler söyleyip yazmasını istediğinde; Muhammed (s) : "Yüce Allah'ın Kitabı bize yeter." Dedi.  (Buhari İ'tisam 26, İlim 39, Cenâiz 32, Merza 17; Müslim Cenâiz 23, Vasaya 22)

 -“Kur’an’ın haram kıldığını helal kılan, helal kıldığını haram kılan Kur’an’a inanmamıştır.” (435- Tirmizî) (Ebu Davud K. Etime 39/Tirmizi k. libas 6 İbni Mace k. etime 60/ El-müracaat sayfa 20)

 -Şednad, İbni Abbas'a "Hz. Muhammed (s) bir şey bıraktı mı?" diye sordu. O da  "Sadece Kur'an'ın iki kapağı arasında olanları bıraktı." cevabını verdi.

“Kur’an‘ın haram kıldığını haram, helal kıldığını helal gören cennete girer.” [424- Tirmizi]

 -Resulullah şöyle buyurdu: Ben ümmetim için, başlarına geçecek olan, Yüce Allah’ın yolundan saptıran idarecilerden korkarım. Bunlar, emirler, âlimler ve abidlerdir. Halk içinde bilgisizce hüküm vererek onları saptıracaklardır. (Ebu Davud, Müslüm, Tirmizi)

 - "Size sadece Kur'an'ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız"
( Müslim 15/19 Nu, 1218 ; İbn Mace 25/84 Nu, 3074 ; Ebu Davut 11/56 Nu, 1905)

Doğrularım Allah’a yanlışlarım bana aittir.                            Aydın ORHON

 

DEĞER Mİ?

 

DEĞER Mİ?
                   Dünya keyfinin, zevkinin esiri olmuş doyumsuz bir yaşam sürüyoruz. Her şeyin dahası… Evin dahası, arabanın dahası, tatilin dahası, dahası...
Yaratılış sebebimiz aklımıza bile gelmez olmuş...
Allah’ın bize emirleri nedir, bize ne diyor, bizden ne istiyor?
El cevap: Kocaman bir hiç… Nasıl yani, Yüce Allah Resulü aracılığıyla bize vahiy göndermemiş mi?
Haşa… Nebi Âdem’den günümüze ne kadar nebi göndermişse hepsine de vahiy göndermiştir. Son nebi Muhammed’le birlikte bütün nebiler öldü. Ama resul yaşıyor. Yaşayacak. Resul Kur’an’dır.
https://aydinorhon.blogspot.com/2019/07/nebi-resul-kimdir.html

Tabi ki vahiy gönderilmiş. Herkesin evinin başköşesinde, en yüksek yerde asılı duruyor. Çarpıklıkları düzeltmek için bekleyen Kur’an, bizi çarpacak diye elimize almaya korkuyoruz. Düzelteyim, korkutuluyoruz. O kitapta sadece namaz için abdest almamız emredilir. Kur’an’a dokunmayı zorlaştırmak adına önce abdest almayı da icat ettiler.

Hemen şu an aklıma bir şey geldi. Onu aktarmadan edemeyeceğim.
1960 yılı başlarında Tel Aviv’de Tel Aviv İslam Üniversitesi kurulmuş. Bizim günümüzde yaşadığımız uydurulmuş dini de Kur’an’ı da bizden iyi bilen kişiler yetiştiriyorlar. Yahudiler Müslüman olmaya mı çalışıyorlar? Olsalardı 60 yılda olurlardı. Biz uyumakla, Yahudiler de İslam ülkelerine dağılıp arı kovanlarına çomak sokmakla meşgul. İçimizde ki bazı kişilerin de söz konusu kişilerce  satın alınması da unutmayalım.
Fazla detaya girmek istemiyorum. İsteyen arkadaşlar aşağıdaki adreslerden bilgi sahibi olabilirler.
https://www.parlamentohaber.com/tel-avivde-tel-aviv-islam-universitesi-musluman-ulkelere-lawrence-yetistiriyor/
https://www.yeniakit.com.tr/biyografi/arabistanli-lawrence

Şimdi güneyimizde tetiği çekenin tekbir getirdiği ve ölenin de “Allah-u Ekber” diye ölmesini anlamışsınızdır.
Eğer herkes benim tarikatım, mezhebim, cemaatimin hükmü doğrudur dersek günümüzde görüldüğü gibi param parça oluruz.
Rum 32. Ayet:
[yahut] inançlarının bütünlüğünü bozarak parçalara bölünen ve her grubun yalnız kendi sahip olduğu [ilkelerle] övündüğü kimselerden olma!

Doğru yol Allah’ın belirlediği yoldur. Allah’a itaat ’in resule itaat olduğunu unutmayalım. (4:59) Öyleyse Tek rehberimiz Yüce Allah’ın vahyi, yani Kur’an olmalıdır.
Al-i İmran 3-4. Ayet:
O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan'ı da indirdi. Şüphesiz, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.

Hepimizin elinde akıllı telefon mevcut. O halde Kur’an’da mevcut demektir. Bırakalım evimizin en yüksek noktasında ki Kur’an’ımız yine yerinde dursun. O Kur’an’lar genellikle anlamadığımız dildedir. Anladığımız dilden her hangi bir Kur’an mealini telefonumuza indirmekle başlayabiliriz. Başka meallerle karşılaştırarak okumak en güzel okumak şeklidir. Bunun da altını çizmeden geçmek istemiyorum.
Kardeşlerim, telefondan bir ses gelmeye görsün, hemen açıp bakmıyor muyuz, kimden gelmiş diye? Eğer sevdiğimiz birisinden mesaj gelecekse, sabırsızlıkla beklemiyor muyuz? O heyecanı düşünün…  Sık sık telefona baktığınızı hayal edin…  
Bizi bizden daha çok sevenden 6236 mesaj gelmiş ve kapalı bekliyor. Bakan yok. Kimse oralı bile değil…
Kimileri Allah'ın mesajını anlamadan, namelerle okuyor. Kimileri de şahsına gelmiş mesajı başkalarından öğreniyor. Hoca, hacı, şeyh, mürid, gavs, atalarımız ne söylerse inanıyoruz. Ya öğrendiklerimiz yanlışsa…
Yüce Allah “Kur’an’dan sorulacaksınız” diyor. (43:44)
Ya imtihanı geçemezsek… Ebedi cehennem…
Bakara 80. Ayet:
Bir de dediler ki: "Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır." Sen onlara de ki: "Siz bunun için Allah'tan söz mü aldınız? Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"


“Bize Kur'an'ı anladığımız dilden okutmadılar… Siz anlayamazsınız, bize sorun dediler... “Aldatıldık, bizler kandırıldık…” Dememiz din günü bize hiçbir yarar sağlamayacaktır. Çünkü “Size uyarıcı gelmemiş miydi?” (67:8) diye sorulacak.

Allah onlarca ayetinde aklınızı kullanın, düşünün, detaylarıyla açıkladık, tefsiri bana ait, anlaşılır, eksiksiz, tamamladık demiyor mu? Bilmiyoruz ki, diyor mu, demiyor mu? mesajlarına bakmadık ki bunlardan haberimiz olsun.

Böyle olunca “Bize soracaksınız, anlayamazsınız.” diyenlere kulak vermek zorunda kalıyoruz. Söyledikleri uydurma da olsa dinimiz sanıyoruz. Tek dinin İslam olmasına rağmen Diğer dinlerin oluşumu da Allah’ın vahyini terk etmelerinden kaynaklanmaktadır. Biz de günümüzde aynen bunu yaşıyoruz. Allah’ın vahyini terk ettik uydurulmuşları din sanıp peşinden koşuyoruz. Kardeşlerim size bir iddiada bulunmak istiyorum. Eğer Allah’ın mesajlarına kulak verirseniz artık sizi kimse kandıramaz…

Yüce Allah’ın koruması altında olan Kur’an’a yönelen her kişi eğer hayatına taşıma gayretindeyse o kişi Allah’ın ipine sımsıkı sarılmış demektir.
Dünya'yı terk ettiğimizde bir gün veya bir günden daha az kaldık diyeceğiz. Bu kısacık yalan dünyada, geçirdiğimiz günleri düşünelim; bir de ebedi cennet ve cehennemi düşünelim… Değer mi?
Yüce Rabbim, Kur’an’ı okuyan anladığını hayatına taşıyan Kullarından eylesin.

Doğrularım Allah’ın yanlışlarım bana aittir.                                            Aydın ORHON

NEBİ MUHAMMED'İN SÜNNETİ

Muhammed’in sünneti, yaşantısında ki sözü ve fiilidir. Bunlar uygulandığı kadar sevap kazanılır, diye inanılıyor.

Şimdi bakalım bu söylem doğru mu, Kur’an bunu onaylıyor mu? 
Nebi Muhammed Furkan suresinde “Çarşı pazar gezerdi.” der. Ne rivayetlerde mevcut, ne de ”Çarşı pazar dolaşmak sevap kazandırır” diyen kimse olmamıştır. Yukarıda ki tarife göre bu bir sünnettir. Hem de arada ravi olmadan ana kaynakta Kur’an dan; ama kimse sünnete uymak ve sevap kazanmak adına, çarşı pazar dolaşmaz.
Furkan 20. Ayet:
[EY MUHAMMED,] Biz senden önce de yiyip içen, çarşıda pazarda dolaşan [ölümlü] insanların dışında kimseyi elçi olarak göndermedik. [Böyle yaparak, ey insanlar,] kiminizi kiminiz için bir imtihan vesilesi kıldık [ki,] sabredecek misiniz, (bunu kendiniz de göresiniz; yoksa,) Allah zaten her şeyi olduğu gibi görmektedir!

Yüce Allah’ın kitabının paralelinde ki ilk kitaplar ne zaman ve kimler tarafından oluşturulmuştur:
Buhari: Bahara-Semerkant/Özbekistan; Mecusi bir dedenin torunu aslen Fars doğum: 810, ölüm: 869
Nebi Muhammed’in vefatı 632 yılındadır.
810-632=178 Nebi Muhammed’in ölümünden 178 yıl sonra Buhari doğmuştur. 22 yaşında hadis toplamaya başladığını varsayarsak 2 asır sonra hadis toplamaya başlamıştır. Ve Buhari Kutubu’l-Sitte’yi yazanların yaşça en büyüğüdür.
Diğerleri:
Müslim: Nişaburlu; İranlı aslen Fars… Kuşeyri diye bilinen Arap kabilesinin azadlı kölesi… Doğum: 821, ölüm: 875 
Nesai: İran/Horasanın Nesa kasabasından; aslen Fars doğum: 829, ölüm: 915
Ebu Davut: İran, Afganistan sınırının Sicistanlı; aslen Fars doğum: 817, ölüm: 889
İbn Mace: İran, Kazvin şehrinden, aslen Fars doğum: 824, Ölüm: 887
Tirmizi: Özbekistan’ın Tirmiz şehrinden aslen Fars doğum: 824, ölüm 892

Nebi Muhammed’in ölümünden 200-250 yıl sonra nebinin ağzına yakıştırılan iftiralar din olarak kabul edilmiştir. Bunun sebebini çok iyi anlayabilmek için Emeviler ve Abbasiler dönemini iyi bilmemiz gerekiyor. Günümüze kadar gelmiş olan paralel dine bilerek veya bilmeyerek biz gaz da mealcilerimizin bir bölümü tarafından verilmiştir. Kur’an’ın orijinalinde “Resule itaat Allah’a itaattir” (4/80) diye geçer. Mealcilerimiz “resul” (elçi) veya “nebi” gördükleri her yere peygamber kelimesini yapıştırmışlardır. “peygamber” kelimesi farsçadır. Bazıları “peygamber” kelimesinden rahatsız mı oluyorsun” diye soruyorlar. Neden rahatsız olacağım isterseniz “prophet” deyin. Bu da İngilizce karşılığıdır. Benim hiçbir rahatsızlığım yok; Fakat Yüce Allah’ımız bazı yerde nebi, bazı yerde resul (elçi) diye hitap etmişse, bunda bir hikmet vardır diye düşünmemiz gerekmez mi?  
Resul yerine ‘peygamber’ konulunca “peygambere itaat Allah’a itaattir.” olmuştur. Bu durumda çelişki olmayan Kur’an’da çelişki görmeye başlarsınız. Nebi Muhammed’in normal yaşantısında ki bütün yaptıklarının sizce tekrarının sevap olacağını sanırsınız. Nebi Muhammed yaşayan Kur’an’dır. Bu farklı bir şey… Sakalıyla, cübbesiyle ilgimiz olmamalı. Çünkü uzaktan Ebu Cehil’e de baksanız, nebimizle karıştırabilirsin. Günümüzde bizler nasıl benzer giyiniyorsak orada yaşayanların hepsi de benzer giyiniyordu. Misvakla bugün dişimizi temizlersek sadece nebiyi taklit etmiş oluruz. Ana tema uçar gider. İşaret eden parmağa bakmaktan ileri gidemeyiz. Diş ve ağız sağlığına önemi ikinci plana atmış oluruz. Bir hocamızdan duymuştum. Caminin ismini vermek istemedi. Bir caminin kapı girişine iple bağlı misvak takmışlar, camiye girenler aynı misvakı kullanıyorlarmış. Olacağı bu…

Muhammed hem nebidir, hem de resuldür. Vahyi alan Muhammed, nebi sıfatıyla alır. Bize resul sıfatıyla tebliğ eder. “Nebi” ünvanıdır. “Resül“(elçi) görevidir. Kur’an’a göre resule itaat şartı vardır.
Bu konuyla ilgili kapsamlı bilgi almak isteyen kardeşlerim, aşağıdaki adresten okuyabilirler.
https://aydinorhon.blogspot.com/2019/07/nebi-resul-kimdir.html

Vahiy dışı Nebi Muhammed’in yaşantısı da dinimizin parçası olduğuna inananlar, Allah’ın ayetlerine de iman ettiklerini söylerler. Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Sevap kazanmak adına, çarşı pazar gezenler bunların dışında tutuyorum.
Muhammed in evine ziyaretçiler geliyordu.  Muhammed bu gelişleri çekinmesine, üzülmesine, rahatsız olmasına rağmen onayladı. O zaman bu da sünnettir. Hangi şartlarda gelirse gelsin; misafiri başlarının üzerinde tutmaları gerekir.
Ahzap 53. Ayet; Ey iman etmiş kimseler! Yemek için izin verilmeden, vakitli vakitsiz nebînin evlerine girmeyin; davet edilirseniz girin, yemeği yiyince dağılın. Orada bir sohbet ortamı da aramayın. Bu haliniz nebîyi üzüyor ama sizden çekiniyor. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Onun eşlerinden bir şey istediğinizde perde arkasından isteyin. Bu sizin gönülleriniz için de, onların gönülleri için de daha nezih olur. Allah'ın elçisini üzmeye ve onun arkasından eşlerini nikâhlamaya asla hakkınız yoktur. Böyle yapmanız Allah katında ağır bir kusur olur.

Yüce Allah bu tür ziyaretlerin yapılmamasını emrediyor. Eğer sünnet yaşanacaksa gelen misafirin tavır ve davranışı ne olursa olsun müdahale etmemeleri gerekir.

Hadis kitaplarında, Allah’a Nebi Muhammed’e ve arkadaşlarına ağza alınmayacak iftiralar attıklarını biliyoruz. Bu iftiralar dışında bazı rivayetler de vardır ki göz ardı edilir. Üzerine sünger çekilir. Acaba bu Kur’an’a ters düşmeyen hadislere neden göz yumarlar! 
Kur’an’ın dinin tek kaynağı olduğunu, vahyin dışına kesinlikle çıkılmayacağını belirten ayetleri nereye koyacağız. Bir sözün güzel ve Kur’an’a uyumlu olması, Nebi Muhammed tarafından söylendiği anlamına da gelmez. 
Kur’an içerisindeki sözlerin en güzeli varken, sonrada uydurulmuş sözlere mi itibar edilecek. 
Casiye 6. Ayet: 
Bunlar Allah’ın sana aktardığı tümüyle gerçekleri içeren ayetleridir. Allah’a ve ayetlerine güvenmedikten sonra artık hangi söze (Hadise)  güvenecekler?
 

Görüldüğü gibi Kur’an yukarda ki tarifi yalanlıyor. Kur’an’ın tavsiye etmediği sünnet, sünnet değildir. Allah’ın rızası olacak bir eylemi ancak Allah ister.

Bakınız Casiye 6. Ayette Yüce Allah "Kuran'dan sonra hangi söze/hadise iman ediyorlar?" diye soruyor.  
Şimdi cevap verelim: Siz kimin sözüne iman ediyor sunuz?

Hadis kitaplarında Allah’a, Nebi Muhammed’e sayısız iftiralar yapılıyor. fakat Kur’an’a ters düşmeyen,  hatta Kur’an’dan başka kaynak aranmamasını belirten rivayetler de var. Bu hadislere neden iman edilmez?

Bir kişi sayısız iftiralarla dolu hadis bataklığına başkalarını sürüklese, sürüklenen kişi iftirayı fark etmeyip buna inanırsa, her iki kişide bundan sorumludur. Birincisi başkalarını yanlış yönlendirdiği için; diğeri de incelemediği, düşünmediği, araştırmadığı ve aklını kullanmadığı için sorumludur. Bir hadisin (sözün) Kuran'a uygun olması, o sözün Nebi Muhammed tarafından söylendiği anlamına gelmez. Böyle sözler bile "zan" olma özelliği taşımaktadır.

Uyulmayan hadislerden birkaç örnek verelim:

 *"Allah'u Teala şu Kur'an'la (amil olan) kavimleri yükseltir. Ve onun izinden gitmeyenleri de alçaltır." buyurmuşlardır.
" (Müslim Riyazü's-Salihin 1000)

* “Allah’ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Allah’ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Allah hiçbir şeyi unutucu değildir.”
(Ebu Davud k. etime 39/Tırmizi k. libas 6 ibni mace k.etime 60/ El-müracaat sayfa 20)

* Kuran'dan başka hidayet kaynağı arayan sapıtmıştır"
(Tirmizi 2906).


* Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.
(Tirmizi, K. İlm 11)"

* Din konusundaki ihtilaflarda size Kur’an yeterlidir.
[5424-Buhârî-Müslim-Nesâî] [4727-Muvatta-Müslim][5406-Buharî-Müslim]

* "Ömer, Nebi Muhammed'den, halkın doğru yoldan sapmamaları için kendisine bir şeyler söyleyip yazmasını istediğinde; Nebi Muhammed: 'Allah'ın Kitabı bize yeter' dedi"
(Buhari İtisam 26, İlim 39, Cenaiz 32, Merza 17, Müslim Cenaiz 23, Vasaya 22).

* “Size sadece Kuran’ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız”
(Müslim 15/19 Nu, 1218; İbnMace 25/84 Nu, 3074; Ebu Davud 11/56, Nu 1905)

* "Biz hadis yazarken Muhammed yanımıza geldi. "Yazdığınız şey nedir dedi." Senden işittiğimizl hadis" dedik. Nebi Muhammed: "Allah'ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz. Sizden evvelki milletler Allah'ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.
(Tirmizi, Es Sünen, K İlm 11, El hatip, Tadyik 33)

* "Nebi Muhammed, 'Benden Kur’an haricinde hiç bir şey yazmayınız. Kim benden bir şey yazdıysa onu imha etsin"        
(Müslim, Sahihi Müslim, Kitab-ı Zühd; Hanbel, Müsned, 3/12, 21, 33)

* “Zeyd b. Sabit’ten: Resulullah bizi hadislerini yazmaktan alıkoydu ve bizim yazdığımız hadisleri yok etti.
” (Sünen-i, Ebu Davud, İlim Kitabı, c.3, sayfa 319)
  

Bu rivayetler de kadının erkeğine kayıtsız ve şartsız itaati için uydurulmuştur. Kur’an’i hiçbir dayanağı yoktur. Güya kadın erkeğe yaptığı itaatle ibadet yapmış olacakmış.

* Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen, aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim. (Müslim, İman, 34/132; İbn Mace, Fiten 19/4003)

* Kadınların dinleri ve akılları eksiktir. (Buhari)

* Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.
(Hafız Zehebi, Büyük Günahlar)

Kadınları erkeğin kölesi yapmaya çalışmışlardır; yetmemiş; kadınların çoğunu cehennemlik, dinen eksik ilan etmişler.
Devam edelim,

* Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.
(Buhari)

* Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese, yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.
(İbni Hacer El Heytemi 2/121; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/239)

* Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben, cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.
(Müslim, İman 34/132; İbn Mace, Fiten 19/4003)

* “Hangi kadın kocası kendisinden razı olarak ölürse mutlaka cennete girer.”
 (Tirmizi, Rada, 10; İbn Mâce, Nikah 4)
Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.
(Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 235/338; Ebu Davud, Salat 110/720)

Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.
(Ebu Davud, Tıb 24/3922; Müslim, Selam 34/115; Buhari, Nikâh 17/4805)

Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.
(İbnül Cevzi, Mevzuat; 2; Suyuti, Lealil Masnua 2/154; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria 2)

Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni elbise yaptırmayın çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı çıkmak arzusu gelir.
(İmam Gazali, İmam Gazali, Kimyayı Saadet 178; İbn Ebi Şeybe, Musannaf 4)

Hucurat 13. Ayet:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.


Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:
1-  Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,
2-  Hiç çıkmamış gibi davrana,
3-  Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,
4-  Kalabalığa karışmaya,
5-  Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,
6-  Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,
7-  İşini bir an önce bitirip evine döne.
(İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin 2/290)

Kadının makbulü koyun cinsidir.
Bakın Gazali, kadının kaç çeşit olduğunu nasıl açıklıyor ve insanları nasıl bilgilendiriyor:

Kadının sıfatları şunlardır:
1- Giyim kuşam hevesinden maymun.
2- Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.
3- Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.
4- Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.
5- Evden eşya sattığından fare.
6- Erkeklere hile kurduğundan tilki.
7- Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.
(İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin 2)

Tevbe 71. Ayet:
Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. 

Hanefilerden bazıları kadının sesinin de avret olduğu görüşündedirler.
(Fıkhus Siyre)

Ancak ve ancak mahremleriniz olan erkeklerle konuşacaksınız. (İbni Kesir 4/355)

Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir.
(Kadınlara Dîni Bilgiler; Suyuti, Lealil Masnua 2; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria 2)

Kim ki karısına itaat ederse Allah onu yüzüstü cehenneme atar.
(İbn Arrak 2)

Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla iflah olmaz. 
(Hanbel, Müsned 5; Tirmizi, Fiten 75; Nesai, Kudat 8; Buhari, Fiten 18)

Nebi Muhammed bu sözü söylemiş olsaydı, Hz Ayşe Cemel savaşında komutan olmaz; Talha ve Zübeyr’ide başlarına getirmezlerdi. 
Ayrıca Neml Suresi 22. ve 44. ayetler arasında Sebe kavminden ve onlara hükmeden kraliçelerinden bahsedilir.

Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresi’ni öğretin.
(İbnü’l Cevzi, Mevzuat 2)

Cinselliği sağlamak adına uydurulanlar:
Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder. (Buhari 9/36)

Bir hadiste şöyle denilir:
“Camiye gelirken kokulanan kadın, evine dönüp de cünüplükten ötürü boy abdesti alır gibi yıkanmadıkça, Allah katında onun namazı kabul olmaz.” (Avnül Mabül 11/230)

Nebi’mizin ağzına yakıştırılan bu iftiralar öyle bir işlenmiş ki, kadınlarımıza bunların yanlış olduğuna inandırmak mümkün değil. Anlatılanları Allah’ın hükmü olduğunu sanıyorlar.
Yüce Allah hitabında, genellikle “Ey İman edenler diyor.” Diyor. Kadın, erkek ayrımı yapmıyor. Aşağıdaki ayetle de bunu perçinliyor.
Okuyalım:
Ahzap 35. Ayet:
Gerçek şu ki, Allah'a teslim olmuş bütün erkekler ve kadınlar, inanan bütün erkekler ve kadınlar, kendilerini adamış bütün erkekler ve kadınlar, sözlerine sadık bütün erkekler ve kadınlar, sıkıntılara göğüs geren bütün erkekler ve kadınlar, (Allah'ın karşısında) güçsüzlüğünü anlayan bütün erkekler ve kadınlar, karşılıksız yardımda bulunan bütün erkekler ve kadınlar, nefislerini kontrol eden bütün erkekler ve kadınlar, iffetleri üzerine titreyen bütün erkekler ve kadınlar ve Allah'ı durmaksızın anan bütün erkekler ve kadınlar için, (evet,) bunlar(ın tümü) için Allah, mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.

Uydurulmuş hadislerin elle tutulur bir yanı yok.  Dinin gerçek ve tek sahibi Yüce Allah’ın hadislerine de inanmazsanız hangi hadise inanacak sınız?!

Yusuf 111. Ayet: 
Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur'an, uydurulabilecek bir söz (hadis) değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.

Tur 34. Ayet: Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun gibi bir söz (hadis) getirsinler!

Vakıa 81. Ayet:
Şimdi böyle bir habere (Hadise) küçümseyerek mi bakıyorsunuz,

Lokman 6, 7. Ayet:
Ama insanlar arasında öyleleri var ki, bilgisi olmayanları Allah yolundan saptırmak ve onu gülünç duruma düşürmek için (yol gösterici mesajlar üzerinde) kelime oyunu yapmaya kalkışırlar: böylelerini alçaltıcı bir azap bekliyor. Böyle birine mesajlarımız aktarıldığında, sanki kulaklarında bir sağırlık varmış da onları hiç duymamış gibi, küstahça yüz çevirir: işte ona (öteki dünyada) acıklı azabı haber ver!

Zümer 23. Ayet: 
Allah, sözün (hadisin) en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah'ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur'an Allah'ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.

Kalem 44. Ayet:
(Ey Nebi) Bu sözü (Hadis’i Kur'an'ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helâka yaklaştıracağız.

Yunus 38. Ayet:
(Buna rağmen) yine de,  [hakkı inkâra şartlanmış olanlar], “Onu [Muhammed] uydurdu!” diyorlar. [Onlara] de ki: “Eğer doğru sözlü kimselerdenseniz, o zaman, onunkilere eş değer bir sure getirin; hem [bu iş için] Allah'tan başka kimi yardıma çağırabilirseniz çağırın!”

Kehf 6. Ayet: 
Demek sen, bu söze (Hadise, Kur'an'a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin!

Zümer 23. Ayet:
Allah, bütün öğretilerin en güzelini, kendi içinde tutarlı, (gerçeğin) her türlü ifadesini çeşitli biçimlerde tekrarlayan bir ilahi kelam şeklinde indirir; (bir ilahi kelam ki) Rablerinden korkanların ondan tüyleri ürperir; (fakat) sonunda Allah'ı(n rahmetini) hatırlayınca kalpleri ve tenleri yumuşar, sakinleşir. İşte Allah'ın rehberliği böyledir: (Doğruya yönelmek) isteyeni bu şekilde doğru yola eriştirir; Allah'ın saptırdığı (kişi) ise, hiçbir yol gösterici bulamaz.

Araf 185. Ayet:
Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama , Allah'ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki, bundan sonra artık hangi söze inanacaklar?

Murselat 50. Ayet:
Onlar artık ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze (hadise) inanacaklar?

Nisa 87. Ayet: 
Allah-ki O'ndan başka ilah yoktur- (geleceği) hakkında hiçbir şüphe olmayan Kıyamet Günü sizi bir araya toplayacaktır. Kimin sözü/hadisi Allahın sözünden daha doğru olabilir?

Araf 185. Ayet:
 Onlar, göklerin ve yerin 'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete' (melekût) Allah'ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze (hadise) inanacaklar?

Yüce Allah kitabında Kur’an’ın dinin tek kaynağı olduğunu defalarca beyan ediyor.  Vahyin dışına hiçbir şekilde çıkılmayacağına dair ayetleriyle de destekliyor.

Yüce Allah, Fetih Suresi 29. Ayette, Tevrat’tan ve İncil’den bahsederken; güzel öğütler, güzel sözler, hikmetli sözler gönderdiğini açıklıyor. Ekleme yapacaklar buyursun buradan alsınlar. Almazlar… Neden? Tahrifat var. Evet var. Onlar kitaplarında tahrifat yapmışlar. Siz Kur’an’a paralel kitaplarla tahrifat yapmıyor musunuz? Kur’an içi tahrifat veya Kur’an dışı tahrifat; ne fark eder. Yüce Allah’ın kitabını ötekileştirmiyor musunuz? Burada önemli olan hangi kitaba kayıtsız şartsız iman ettiğinizdir. 
Kuran'ı anlama noktasında referans alınacak en son kitaplar; Allah'a ve elçilerine iftiralarla dolu hadis kitaplarıdır!

Gerçek şu ki, Allah'a teslim olmuş bütün erkekler ve kadınlar, inanan bütün erkekler ve kadınlar, kendilerini adamış bütün erkekler ve kadınlar, sözlerine sadık bütün erkekler ve kadınlar, sıkıntılara göğüs geren bütün erkekler ve kadınlar, (Allah'ın karşısında) güçsüzlüğünü anlayan bütün erkekler ve kadınlar, karşılıksız yardımda bulunan bütün erkekler ve kadınlar, nefislerini kontrol eden bütün erkekler ve kadınlar, iffetleri üzerine titreyen bütün erkekler ve kadınlar ve Allah'ı durmaksızın anan bütün erkekler ve kadınlar için, (evet,) bunlar(ın tümü) için Allah, mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

Başkalarına hadis inkârcısı diyen kişiler; kendileri hadis inkârcısı olduğunu da bilmezler. İşine gelen ayeti veya hadisi alırlar; İstemediklerini bırakırlar. Böyle bir din olmaz. Allah'a ve resulüne iman esastır. Önce Allah’a ve kitabına iman şarttır. Kur'an'a iman ettikten sonra zaten Kur'an sizi yarı yolda bırakmayacaktır.

Kime de sorsanız Kur'an'a iman ettiğini söyler. Bir ayet alıp sorarsınız. “Bu ayeti hayatınıza taşıdınız mı?”  Çoğunluk: "Ama, fakat, lakin" kelimesiyle başlar. Kusura bakmayın bu kelimeleri kullananlar Allah'ın kitabına iman etmiş olamazlar.

Nebi’nin, Allah'tan bağımsız hüküm koyma yetkisi yoktur. Böyle bir şey yapmaz, yapamaz da… Eğer yapmaya kalkarsa Hakka 44-46 Ayetlerin muhatabı olmuş olur.
Kehf 26. Ayet:
De ki: "Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O'ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez."

Nebi Muhammed ne vahiy edilmişse ancak ona uyar. Mücadele suresinin ilk ayetlerinde bir kadın kocasıyla ilgili “kocam bana zihar yaptı” diye şikâyette bulunuyor. O konuyla ilgili vahiy inmemesi nedeniyle kadın Nebi Muhammed’den aradığı cevabı alamıyor. Allah’a Nebi Muhammed’i şikâyette bulunuyor. Akabinde vahiy iniyor.
Nebi, kendisi hüküm koyamaz. Hüküm Allah’ındır. Aksi halde öldürülecekti.
Hakka 44-46. Ayet:
Eğer (Resul) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.

Nebi, ancak Kur'an'la uyarır. 
Enbiya 45. Ayet:
De ki: "Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum." Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.

Nebi Muhammed mücadelesini Kur’an’la yapmıştır.
Furkan 52. Ayet:
Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı bu Kur'an'la büyük bir mücadele ver.

Nebi Muhammed hükmü Kur’an’la verir.
Nisa 105. Ayet:
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.

Nebi Muhammed Kur’an’la öğüt verdi
Kaf 45. Ayet:
Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur'an ile öğüt ver.


 10000’lerce kişinin karşısında yapılan veda hutbesinde bile farklılıklar mevcuttur. Kalanı siz düşünün. Eğer biz Nebi Muhammed’i iyi tanır. Kur’an’ı iyi anlarsak. O’nun neyin söyleyip söylemeyeceğini de biliriz. Ona göre hareket eder, dini onun gibi yaşamaya, onun gibi bir insan olmaya gayret ederiz. Sünnet, Nebi Muhammed’in Kur'an'ı anlayarak hayata taşımasıdır. Bizler de Kur'an'ı hayata taşıyabildiğimiz ölçüde nebiye de uymuş oluruz. Kur'an'a itaat ettiğimiz ölçüde resule de itaat etmiş oluruz.

Nahl 44. Ayet:
 (Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.
Bu ayetten de anlaşılıyor ki, Nebi Muhammed’in insanlara dini açıklamak için başvuracağı “açıklayıcı” da Kur’an’dır. Öyleyse sünnetin esası da Kur’an’dadır. Bir sünnetin gerçek olup olmadığını Kur’an’la karşılaştırmak suretiyle anlarız. Kur’an onaylıyor mu, onaylamıyor mu? Çok yazık ki bu uygulama tersten yapılıyor. Kur’an rivayetlerle karşılaştırılıyor. Rivayetler Kur’an’a onay verirse; ayetler geçerli, aksi halde yok hükmündedir. Böyle bir din anlayışı olabilir mi? Rivayetlerin kontrol merci Kur’an’dır.
Haşa nebinin hadisi (sözü) Allah’ın hadisini (sözünü) mesh ediyor. İnanılır gibi değil…

Bu gün İslam dininin tek kaynağı Kur’an’ı Kerim’dir. Sünnetin esası Kur’an’dır. Sevgili Muhammed’de vahye göre yaşamış ve insanları onunla uyarmıştır. Bize Kur’an’dan sorulacaktır. Allah’ın sözünü bırakıp başka söze itibar etmek şirktir.
Rabbimden cümlemizi Kur'an'a gerçek anlamda iman eden, onu hayatına taşıyanlardan eylemesini dilerim.

Doğrularım Allah’ın, yanlışlarım bana aittir.                                              Aydın ORHON





 



 

  ALLAH’IN MÜDAHALESİ NASILDIR? İnsan hayatında Allah’ın iradesi ile insanın iradesi arasındaki ilişki üzerinde düşündüğümüzde önemli bir ...