CUMANIZ MÜBAREK OLSUN

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN


Her Cuma günü öğle vakti camilerimiz tıklım tıklım olur. Fakat o muhteşem kalabalıkta bir tane kadın bulamazsınız.  Yüce Allah Cuma salatına davet ederken “Ey iman edenler” diye hitap ediyor. Kadınlarımızdan iman eden kimse yok mu? Arkasından da bu inanan insanların alışverişi bırakmalarını, Yüce Allah’ı hatırlamalarını, salat (destek ve yardımlaşma ve öğle namazı) için toplantıya gelmelerini emrediyor.


Cuma 9. Ayet: 
Ey inanıp güvenenler! Cuma günü salat için çağrı yapıldığında alış verişi bırakın;  Allah’ın zikrine koşun. Bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

“Ey Erkekler” demiyor. “Ey iman edenler” diyor. Ama kadınlarımız cami de yok. Kimse “Yüce Allah’ın kelamını okumuyorlar ki” diye yakınıyoruz. Cami de ki hocalarımız da mı okumuyor? Okuyorsa ayet açık, iman eden kadınlarımız neden camilere çağrılmıyor. Yüce Allah istiyor da hocalarımız mı istemiyor. Anlamak mümkün değil. Çoğu konuda kadınlarımızı ötekileştirenlerimiz ibadette de bunu yapıyorlar.

Nedendir bilinmez; Teravih namazında da bunun tersi zuhur ediyor. Yüce Allah’ın böyle bir emri olmadığı halde hocalarımız camiinin bir bölümünü de kadınlara ayırırlar. Kadınlar da her gece kendilerine ayrılan bölümü doldururlar. Nebi Muhammed kıldı diye  (kadın, erkek) bu namazı kılarlar.  Kadınlarımızı Yüce Allah’ın emrine itaat ettirmezken; Nebi Muhammed’in kıldığı rivayet edilen namazı kadınlı erkekli kıldırırlar.  


Hucurat 16. Ayet:
 De ki “Dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz?”  Allah göklerde ve yerde olanları bilir. Allah her şeyi bilendir.

Bu çelişkilerin üzerine fazla gitmek istemiyorum. Yorum sizlerin…

 

Nebi Muhammed döneminde hutbenin amacı dini bilgilerin yanı sıra, yardım destek konularına da önem verilirdi. Maddi manevi kimin ne problemi varsa görüşülür, Her türlü problem çözülürdü. Şu an Emeviler’den bize miras kaldığı şekilde hutbe okutuluyor.

Maddi problemlerle ilgili örnek verelim:
Mescit mıntıkasında oturan cemaatin bir bölümü ihtiyaç fazlasını getirirken, ihtiyaç sahipleri de alır götürürlerdi. Mescidin bulunduğu bölgede ki insanların yaraları sarılır, haftalık maddi manevi ihtiyaçları giderilirdi. Günümüzde sadece cami için yardım toplandığını görüyoruz. O da cebimizi delme tehlikesi olan bozuk paraları yok etme operasyonuna dönüşmüştür.
Verdiğiniz miktar biraz canınızı yakacak ki, Yüce Allah katında değeri de büyük olsun.

Bakara 219. Ayet:
“Bir de senden hayır olarak ne harcayacaklarını sorarlar. De ki: İhtiyacınızdan artanı harcayın...” 

 

Cuma toplantısı öğleyin yapılmasından dolayı öğle namaz vaktinin girmiş olması sebebiyle de öğle namazı kılınırdı.

Bizler maalesef  “Cumanız Mübarek olsun” mesajları ile birbirimizi tebrik ederek bu günü ihya ettiğimizi sanıyoruz.

 

Doğrularım Yüce Allah’a yanlışlarım bana aittir.                               Aydın ORHON

 

 

 

 

 

 

KUR’AN YETMEZ Mİ? ÖNCE KUR'AN...

        “Kur’an’ tek başına yeter” diyebiliriz.  Çünkü Kur’an bütünlüğünde düşünüldüğünde bu anlam çıkıyor. Yüce Allah, eksiksiz, kendisinin açıkladığını, imtihan olacağımız kitabın Kur’an olduğunu buyuruyor. Bu İslam tarihinin ürettiği tüm eserleri ortaya döküp yakmak anlamı vermez. Kur’an dışı bütün kitapları devre dışı bırakmak anlamı taşımaz. Kur’an dışı kitaplar; Nebi Muhammed’in hayatı, İslam tarihi, vb. insanın ufkunu daha da açar. Zaten Kur’an, okuyan kişiye “Şunu da araştırmanda fayda var” der. Akla gelmeyeni, düşünme yeteneğini geliştirir. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu, bilmek adına önce Kur’an’dan başlamalıyız ki, bizi yardımcı bilgiler etki altına almasın.

“Kur’an tek başına yetmez” dememeliyiz. Diyemeyiz. Bunu dersek haşa Allah’a eksik sıfat vermiş oluruz.“ 29.51

“Kur’an tek başına yetmez” dediğimizde; Kur’an dışında kocaman bir alan açmış oluruz. Kur’an’a uyumlu olmayan şeyleri, Kur’an ile reddedemez bir hale gelmiş oluruz. Her iki anlayışı da terk edip “Önce Kur’an” dememizde fayda görüyorum. Müslüman hayatının merkezinde Kur’an olmalıdır. Müslümanın anayasası Kur’an’dır. Kur’an hiçbir kaynak ile mukayese edilemez.
“Kuran yetmez demek” diyen gelenekçilerin, asırlardır süregelen hurafelerine, sıkıca sarılmak için kullandıkları yöntemdir.
Yukarıdaki bahsi toparlarsak:
Sloganımız “Önce Kur’an” olacak. Kur’an’la çelişen hiçbir bilgiye itibar etmeyeceğiz. Kur’an’ı Kerim’i imtihan olacağımız ana kitap olarak çalışıp hayata taşırken, yardımcı kitaplardan da faydalanacağız.

 Yüce Allah vahyinden öğüt almamız ve düşünmemiz için Kur’an’ı kolaylaştırdığını buyuruyor. Ardından da “öğüt alan yok mu?” Diyor. (54:32)

Ne yazık ki Yüce Allah’ın bu mesajını duymuyor, bilmiyoruz. Biz farkında olarak veya olmayarak “Kur’an yetmez” diyenlerin peşine takılmış gidiyoruz.
Ben camilerde Kamer Suresi 32. Ayetinin mealini okuyan bir hocaya rastlamadım; ama “Siz Kur’an’ın Türkçesini anlamazsınız. Bize soracaksınız.” Diyenleri çok duydum. “Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdıracağını (10/100) buyuran Yüce Allah’ı duymayan; “Dinini yaşayacaksanız aklınızı bir kenara koyacaksınız.” diyenleri de duydum.

Nebi Muhammed’in ölümünden 60 yıl sonra uydurulmuş dinin kıvılcımları çıkmaya başlamıştır. 200-250 yıl sonra da çığ gibi büyümüştür. 
Günümüzde çoğunluk uydurulmuş dine (atalarının dinine) iman etmektedir.
Yüce Allah “Eğer yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar; onlar zandan başka bir şeye uymazlar ve onlar sadece yalan uydururlar.” (6/116) diye buyuruyor.

Kitabımızın tek olması rağmen, Dünya kadar paralel kitap yazılmıştır. Kur’an’a terk edilmiş, (25/39) o kitaplara göre din yaşanır hale gelmiştir. Allah’ın kitabı da; hadis, fıkıh kitaplarına uydurulmuştur. Kur’an’ da ki ayet bu kitapları desteklemiyorsa ayetin yok hükmüne sokulmuştur. Bu demek oluyor ki genellikle uydurulmuş (söz) hadis, Yüce Allah’ın hadisinin (sözünün) önüne geçmiştir. Tevbe haşa sanki Allah vahyinde sıkıntı yaşadı. Yüce Allah kelime sıkıntısı çekmez. (18/109) Bilmiyorlar mı ki, “Yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa ve arkasından yedi deniz eklense yine de Allah'ın sözleri bitmez? (31/27)

Hadis, sünnet ve âlimlerin içtihatları dine dönüşmüştür. Birisinin haram dediğine, diğeri helal demiştir. Yüce Allah’ın yasasının tek olmasına rağmen dini parçalara ayırdılar. Mezheplerin hak olduğunu iddia ettiler.

Mezheplerden bir örnek verelim:


KONU……………………………... HANEFİ           MALİKİ           ŞAFİİ          HANBELİ
Erkeğin kırmızı elbise giymesinin
hükmü nedir?........................................Mehruh              Helal              Haram          Mekruh

 Görüyorsunuz iki mezhep imamı mekruh derken, diğer iki mezhep imamının birisi haram derken diğeri helal demiştir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Hüküm sahibi Allah’ın dini, yasası bir olmasına rağmen birisi helal derken diğeri haram diyebiliyor. İnsanlar da Yüce Allah’ın Kur’an’ını terk etmiş, (25/30) düşmüş onların peşine… Siz kime, neyi öğretiyorsunuz?

"Yoksa Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz?” Allah her şeyi çok iyi bilmektedir. (49/16)

Allah bize kitabında, neyin yasak olup olmadığını açıklamıştır. Yasaklamadıkları ise helaldir. Yasaklamadıklarını tamamen kendi tasavvurunuza bırakılmıştır. İster giy, ister giyme; ister ye, ister yeme…

Tebliğ edilen buyruklar dışında sizi sıkıntıya sokacak gereksiz ve yaşamımıza uymayan şeyler hakkında sorular sormamamız gerekiyor. Yüce Allah bunları gerekli görseydi Kur’an’ı indirirken bize açıklardı. Açıklamadıklarını bizim özgür irademize,  güç ve imkânlarımıza bırakmıştır. Yüce Allah açıklanmayanlardan olacak günahları bağışlayandır. (5/101)

Mezhepler, Nebi Muhammed’den asırlar sonrası beşeri oluşumlardır. Mezhepler din değildir. Siyasi kavramdır. Mezhepler dinle özdeşleştirilemez.  İslam’ı da tekeline kimse alamaz. Müslüman'ın mezhebi Kuran'ın mezhebidir. Müslüman Kuran'ın dışında başka bir mezhebe tabi olamaz.

Hüküm koyucu, yalnız Allah’tır. (12/40)  

Gelenekçiler, çevirileri kendilerine göre yaparak yol almaktadırlar.

Kur’an’da “Resul’e itaat Allah’a itaattir.” (4/80) der.  Bu meal, “Peygambere itaat Allah’a itaattir.” diye çevrilir.
Ayet de geçen “Resul” kelimesi çoğu mealde Kur’an’da geçmeyen farsça “peygamber” olarak çevrilmiştir. Hâlbuki Arapça “resul” olarak meale taşınmalı veya “elçi” olarak çevrilmelidir. Doğrusu budur. Yanlış çeviri ayetin anlamı tamamen değiştirmiştir. O zaman ne oluyor? Günümüzde ki, gelenekçilerde görüyoruz. Nebi Muhammed’in yediğine, içtiğine, giydiğine, yattığına, kalktığına itaat etmektedirler. Onlara o da yetmez; hırkasını, sakalını ilahlaştırırlar.
 
Kur’an’da bir de “Nebi” geçer. Nebi’nin vahiy dışında, din adına hüküm koyma yetkisi yoktur. “Nebi” Muhammed’in unvanıdır. Nebi vahyi alan kişidir.

“Resul” elçi demektir. Muhammed’in görevidir. Nebi olarak almış olduğu vahyi, Resul Muhammed olarak bizlere tebliğ eder. Hem nebi hem de resul Muhammed’in Yüce Allah adına bağımsız hüküm vermesi mümkün değildir.

 https://aydinorhon.blogspot.com/2019/07/nebi-resul-kimdir.html

Nebi Muhammed, Yüce Allah’tan vahyolunana uyar.(33/2) Vahyin gelmediği dönemlerde de hiçbir şey uydurmaz, uyduramaz. Sadece rabbinden indirilene uyar.(6/150)  Nebi Muhammed, yalnız vahy edilene uyar.(7/203) Eğer bunu yapmazsa resul (elçilik) görevini yerine getirmemiş olur.(5/67) Resulün görevi sadece vahyi tebliğ etmektir.(5/92) Vahyin dışında bir şeyleri din adına tebliğ edemez. İlave de eksiltme de yapamaz.(38/86) Eğer Allah’a isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, Yüce Allah onu kudretiyle yakalar, sonra da şah damarını keserdi.(69/44, 45, 46) Yüce Allah hükmüne kimseyi ortak etmez.(18:26) Kur’an her şeyi açıklayıcı ve yol göstericidir. (16/89) Kur’an’da her örnek mevcuttur. (39/23)    Kur’an’ı beyan (açıklama) Allah’a aittir.(75/19) Her şeye hâkim, her şeyden haberdar olan Yüce Allah’ın kolaylaştırdığı, sonrada açıkladığı bir kitaptır.(11/1) Kur’an’da hiçbir eksik yoktur.(6/38) Allah bizim için, Kur’an’dan başka hiçbir hadise iman edilmez.(45/6) Sadece Kur’an’dan hesaba çekileceğiz. (43/44) 

Dinimiz tevhit dinidir. Biz Yüce Allah’ın kitabına yönelip hayatımıza taşımaz, başkalarının kitabına yönelirsek hesap günü hüsrana uğrayanlardan oluruz.

Hesap günü Yüce Allah şöyle diyecek: “İns ve cin topluluklarından sizden önce gelerek şirk koşup, küfre sapmış olanlarıyla birlikte girin ateşe.” Ve her topluluk ateşe doğru ilerledikçe kendilerini şirke bulaştırmış olup, günahları nedeniyle olumsuz puanları fazla bulunanlara lanet edecek ve “Ey Rabbimiz, işte bizi bunlar yanlış yola sürükledi. Bu nedenle de onlara vereceğin ateş azabını kat kat ver” diyeceklerdir. O zaman Yüce Allah “ zaten hepsi için kat kat azap kararlaştırılmış bulunmaktadır. Tabi siz bunu bilemezsiniz.” Diyerek, insanları şirke bulaştıranların ek günahları olacağını açıklamıştır. Önce ateşe doğru gitmekte olanlar da, sonra gelenlere şöyle diyecekler: “Sizin de yapılan yanlışı önemsemeyip direnmekte olan bizden kalır bir yanınız yoktur. Yaptıklarınıza karşılık, sizde tadın bakalım azabı.” Denilecektir. (7/38, 39)

Hesap günü yüzleri ateşte ıstırap içinde değişirken, “Eyvahlar olsun! Keşke Allah’ın gönderdiği ve Resulün bildirdiği ayetlerini değişmez amaç ve hükümlerini ret etmeseydik” diye pişmanlıklarını belirtecekler. (33/66) Ayrıca Yüce Allah’a “Rabbimiz, biz dini liderlerimize ve idarecilerimize uyduk. Onlar da bizi saptırırdılar.” Diyecekler. (33/67)
Deseler de son pişmanlık fayda vermeyecektir.

Gerçek şu ki, Allah’ın kabul edip tüm nebiler aracılığı ile gönderdiği tek din, şirk koşmadan tek ilah olarak Allah’a teslim olmak temelli din olan İslam’dır. Daha önce kitap verilmiş olanlara (Yahudiler ve Hristiyanlar) gerekçelerle birlikte bilgiler gelmişti. Buna rağmen hırs ve çekemezlikleri nedeniyle, bildirilen dini kuralları muhkem,  (değişmez) ve müteşabih (değişken) hükümleri, farklı olan yorumlarına dayatarak farklı gruplara ayrıldılar. Ve farklı dini görüşleri oluşturdular. Hâlbuki kim, Yüce Allah’ın ayetlerindeki gerçeklerini kabul etmez ve değiştirecek olursa hesabının hızla yapılıp cezalandırılacağını bilmeleri gerekir. (3/19)

İnsanlar şeyhini, gavsını, kutubunu ilahlaştırdığının farkında bile değiller. Mekkeli müşriklerden farklı savunma yapmazlar… “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” derler. (39/3)

Camiye gittiğinizde dikkat etmenizi rica ediyorum. “Allah” kelimesi geçtiği zaman cemaati inceleyin, bir de Nebi Muhammed’in adı geçtiğinde, bakın neler oluyor.  Ayrıca camilerde Allah’tan başkasına dua edilemez. (72/18) Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar. (12/106) Fakat ortak koştuklarının farkında bile değillerdir. (6/22, 23)
Başımızı iki elimizin arasına koyup düşünelim. Nebi Muhammed’i Allah’tan daha mı çok seviyoruz? Kendisine aşırı sevgimizden dolayı fazladan güç mü pompalıyoruz.
Yüce Allah ve sevgili Muhammed’imizle ilgili birkaç ayet numaraları paylaşalım:

Yücelik Allah’ındır. (74/ 3) Allah'ın indirdiği dine göre bütün övgü Allah'a mahsustur. (1/2) İzzet ve şeref Allah’ındır. (35/10)  

Nebi Muhammed etrafındaki münafıkları dahi seçemez. (9/101) Kendine ve bize gelecek bir zararı önlemeye gücü yetmez. (7/188) Nebi Muhammed Allah’ın kulu ve resulüdür. (3/144) yeri gelir arkadaşımızdır. (53/2)  Nebi Muhammed’in mucizesi sadece Kur’an’dır. (17/59)
Yarın kendisine ne yapılacağını bilmez. (46/9) Nebi Muhammed, gaybı bilmez, melek değildir. (6/50)
Bizim gibi beşerdir. (18/110) Nebi muhammed, kimsenin koruyucusu, kurtarıcısı, vekili değildir.

Birazda haşa Allah’a öğretilen dine bakalım. (49/16)
Âlimler Nebinin varisidir.  Âlimler doğru içtihat yaparlarsa 2, yanlış içtihada 1 sevap verilir. Yani dini bozmalarına rağmen sevap kazanıyorlar.

İhtilafta rahmet olduğuna inanırlar. Bu da dini ne kadar bölsen de parçalasan da problem yok demektir. (6/159)

Mezhep âlimlerinde ki farklı görüşlerde, doğrulu yanlışlı sevap furyası vardır. Nebiler için “günah işlediler” deseniz pek sorun etmezler; fakat Allah’ın vahyi Kur’an’ı işaret ettiğimizde de kıyamet kopar.

Buhari, Müslim hakkında bir kelime söyleseniz, kelimeyi ağzınıza tıkarlar. Kur’an’a ters düşen bir rivayeti öne çıkartsan, hadis inkârcısı olup çıkıyorsun; ama Buhari, Müslim iki bin’in üzerindeki hadisi elinin tersiyle itmeleri sorun olmuyor.

Youtube’da bir video izledim. Kelime kelime yazmaya çalıştım.
Bakınız Ebubekir Sifil ne diyor?
“Önünüze yüzlerce Kur’an ayeti koysalar ve deseler ki, “kader diye bir şey yoktur. 1400 sene önce uydurmuşlar. Kader inancı yoktur dense ve önünüze yüzlerce ayet koysalar, hemen yelkenleri indirmeyin. Sünnette ve senette bu var mı deyin? Sahabe, tabiin ve tebe-i tabiin de kader inancı var mı? Yoksa, ayette de varsa bidattır. Terk edilmelidir. Reddedilmelidir. Tek başına ayete dayandırılıyor olması, ona meşrutiyet kazandırmaz. İsterse 500 tane ayet okusunlar. Kur’an’da şu vardır, bu vardır diye 500 tane ayeti delil gösterseler, sünnetten ve senetten dayanağı, tasdiki yoksa bidattır.”

Sonuçta rivayetler insanların kararıyla vahyin önüne geçiyor…  Bir tarafta Allah’ın ayetleri, diğer tarafta beşerin verdiği hüküm. Böylece iş çığırından çıkıyor. Eğer beşerin yazdıkları Allah’ın kitabını onaylamıyorsa o ayet yok hükmüne geçiyor. Şimdi ne oldu? Hani hüküm Allah’ındı. (12/40)  Hani Kur’an’a iman ediyorduk. Şimdi, Ebubekir Sifil ve onun gibi düşünenler Allah’ın kitabı mı, yoksa beşerlerin yazdığı kitaplar mı iman ediyorlar? Buraya da bir soru işareti koyalım…

Sahabeye Kur’an yeterken nasıl oluyorsa 200-250 yıl sonra haşa Kur’an yetersiz oluyor. Ebubekir Osman’a yetti. Bize yetmiyor.  Olacak iş değil… Her namaz sonrası otuz üç defa “suphanallah” diyen; gerçi böyle başlayıp, “sup, sup” diye bitiren insanların çoğunluğu “Allah’ım her türlü eksiklikten münezzehsin” dediğini bilmez. Söylediğini bilmediği için de Kur’an’ın yetersiz olduğunu savunurlar. Haşa Allah’a eksiklik sıfatı yakıştırırlar. Kur’an bizler için bir hayat kitabı ve mucizedir.

Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi?  Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır. (29/51)

“Şimdi, eğer yeryüzünde yaşamakta olanların çoğunluğuna uyacak olursak, bizi Allah'ın yolundan saptırırlar: Onlar ancak başkalarının zanlarına tâbi olurlar ve kendileri hiçbir şey yapmayıp sadece tahmin yürütürler.”(6/116) Öylede oluyor.
İşin kötüsü bunların ardı arkası kesilmiyor.
Sahneye İhsan Şenocak çıkıyor: “Buhari, Müslim çökerse bin çöker” diyor. Şenocak, İslam dinini Allah’ın değil Buhari’nin Müslim’in dini olduğunu sanıyor. Dine böyle bir yaklaşım olabilir mi? Hangi akıl bunu kabul edebilir? Son cümlemi geri alıyorum. Şenocak ve benzer kişiler etrafına topladıkları kişilere şart koşuyorlar. “Önce aklınızı bir kenara koyacaksınız…” diyorlar. Kabul olmasa bu kişi böyle konuşabilir miydi?

Bu söylem rivayetleri Kur’an’a; ruhbanları Allah’a ortak etmektedir. (9/31)
Ruhban sınıfı kişilerin mevkilerinin bir kaçını paylaşıyorum:
Kutbu’l-aktab: Zirvelerin en zirvesi.
eyyidü's-sâdât: Efendilerin efendisi.
Gavsul evtad: Orduların imdadına yetişen.
Gavs-üs-sakaleyn: İki cihanda, imdata yetişen.

“üçler, yediler, kutup ve gavs” inançları hakkında Kur’an’da hiçbir karşılığı olmayan, kendileri tarafından uydurulmuş görüşlerdir. Bu sapık iddiaların İslam inançlarıyla uyuşması imkânsızdır. Şimdi aşağıdaki tamamı hurafe, sapık ve batıl iddiaları dikkatlice okuyalım.

Üstün hizmet sayılan kutuplar kutbu olma görevi Allah tarafından her asırda tek değerli zata verilir. Tek kişiye havale edilir. Tek kişiye bırakılır. Bundan sonra o kimse yüce Subhan’ın lutfu ile Allah’ın halifesi olur. Açıkçası iki cihanın yönetimi bizzat kendisine ihsan edilir.

Onları dilediği gibi yönetir. En büyük Gavs olan zata gelince… Bu değerli zat kutublar kutbunun emrin-dedir. Bu zat da, her ne kadar muktedir, yönetme yetkisinde güçlü olsa da destur almadan ne dil oynatabilir ne de bir şeye el atabilir. İzinsiz karışmaz. İlk kutub tabir olunan zata gelince… Diğer kutubların ilki demektir.

Buraya kadar anlatılan zatlar halk arasında: ‘Üçler’ diye anlatılan zatlardır. Yani ilki kutublar kutbu, ikicisi en büyük gavs, üçüncüsü de ilk kutubdur. Anlatılanlardan başka yediler kırklar diye anlatılan zatlar dahi vardır. Bunlarında her biri kutup olup ancak, Allah’ın ihsanı ile kutuplar kutbuna hizmetçi olmuşlardır. Bunların her biri, haline göre bir yere memur edilmiştir.

Mesela: ilk kutup Bağdat, Şam, Halep beldelerde tasarruf ederler. Diğer kutublar da hallerine göre birer ikişer yerde tasarruf ederler. Oraları yönetirler. Hatta kâfirlerin ülkelerini dahi yönetirler. Ancak bunların tasarrufu, yönetimi kutublar kutbunun emri ile olmaktadır. Zira kutublar kutbunun tasarrufu dışında kalan iki cihan içinde hiçbir şey yoktur. Bütün eşyayı, bütün eh-lullahı kuşatmıştır. İki cihanda iyi kötü her ne olursa onun bilmesi, dilemesi, kalbinin hareket etmesi ile olur. O anlarda, memurları gereken ne ise onu yaparlar.”
[Bakınız: MİFTAHU’L-KULUB/KALPLERİN ANAHTARI. Sayfa: 83-84, Yazarı:  Şemseddin Nuri Nakşibendî. Tercüme: Abdulkadir Akçiçek Yayınevi: Huzur Yayınevi. Tel-Fax: (0212) 513 50 57–513 01 71]

“Şeyhi olmayanın, şeyhi şeytandır”, “Gavsın izni, haberi olmaksızın bir kedi bir fare yakalayamaz!” Artık her şey diyebiliyorlar… “Muhammed’e kul olmadan Allah’a kul olunmaz” da diyorlar. Sevgili Muhammed’i kötü emellerine alet ediyorlar; amaçları kendilerine de kapı aralamaktır. Nasıl olsa Nebi Muhammed yok. Pekiyi o zaman ne olacak; haşa, önce beşere kul olacaksın sonra Allah’a… 
Tevhit inkârla başlar. “La ilahe illallah” “İlah yoktur. Allah’tan başka.” İşte tevhide bir çizgi çekiyorlar. Yenisi: “İlah vardır. Allah’tan başka” oluyor. Arkadaşlar yanlışım var mı? Yazarken bile tüylerim diken diken oluyor. Böyle bir anlayış olabilir mi?

Al-i İmran 79. Ayet:
Allah'ın vahiy, sağlam muhakeme ve nebilik bağışladığı hiç kimsenin bundan sonra halkına, "Allah'ın yanısıra bana da kulluk edin!" demesi düşünülemez; aksine, (onlara şöyle öğüt verir): "ilahi kelamın bilgisini yayarak ve kendiniz (onu) derinlemesine inceleyerek Allah adamları olun!"

Fazla uzağa gitmemize gerek yok. Mahmut Ustaosmanoğlu’nu tanımayanınız yoktur. Halen de hayatta… Talebesi Cübbeli Ahmet, hocasına yaranmak için veya göze girmek için kerametiyle övünüyor:
“Birisi gördü zuhuratta Azrail geldi. Efendi hazretlerine, çok sene oldu 15 sene. Efendim alacak [canını]. Efendi Hazretleri böyle yaptı: “Ben şimdi gelmek istemiyorum.” Olur mu bu, olur… Çünkü hadiste diyor ki: 'Her peygambere ne verildi, muayyenlik verildi. Ne demek? İster gel, ister kal. Velilere de böyle denildi bütün evliyanın ittifakı var."
(Muayyen: Görülmüş olan; kararlaştırılan; kesin belli olan; tayin ve tespit olunmuş.)

Yukarıda ne demiştik. “Kendilerine kapı aralıyorlar.” Kapı sonuna kadar açılmış. O kadar açılmış ki kapı yerinde yok. Duvar da yok. Ne demek istediğimi şimdi daha iyi anlayacaksınız.
Okuyalım.
Yine aynı malum kişi Allah’a atfen, “Ete kemiğe büründü, Mahmut diye göründü.” Demedi mi? Bunu söyleyenler Müslüman oluyor, “Allah İsa’da tecelli etti.” Diyenler: Hristiyan, kâfir, müşrik… Say sayabildiğin kadar… Bu iki zihniyetin birbirinden farkı ne? Siz söyleyin… Mahmut Ustaosmanoğlu’na kimseden ses yok. Neden? O şeyh, gavs belki de kutublar kutbu… Manmut Efendi hazretleri…

Şeyh dedim de aklıma geldi. Şeyhine karısını hediye ederek evliyalık kazanan müridi duymuş muydunuz? Duymadınızsa da duyun:

Tarikat alamayan İbrahim Ethem, memleketine döner. Üzerinde kul hakkı varsa hepsini sahiplerine iade eder. Padişahı, saltanatı terk ederek tekrar şeyhinin huzuruna varır. Tarikat alıp, tevbe ederek yüzünü Allah'a çevirir, amel etmeye başlar. On, on-beş sene emek vererek amel eder. Bir gün şeyhi, İbrahim Ethem'i çağırır. “Benim canım şarap istiyor. Falan çarşıda, falan dükkânda vardır. Git, bana al getir” der. İbrahim Ethem hiç kalbini bozmadan, itikadını zedelemeden hemen kalkıp söylenen dükkâna gider. Şarabı alır getirir, şeyhine arz eder. Şeyhi 'istemiyorum artık, canım istemiyor' diyerek şarabı reddeder.

İbrahim Ethem için imtihan devresi başlamıştır artık. Şeyh onu tecrübelerinden geçirmektedir.
Aradan bir müddet geçer, Şeyhi onu tekrar çağırarak, “canım güzel bir kadın istiyor” der. İbrahim Ethem “Peki kurban” diyerek huzurundan çıkar. Düşünmeye başlar, “Şeyhimin emrini acaba nasıl yerine getireceğim” diye. “Eskiden olsaydı padişahlık zamanında etrafımda birçok güzel kadın vardı. Fakat şimdi ne yaparım? Şeyhimin arzusunu nasıl yerine getireceğim?” diye düşüne düşüne eve varır. Eve girer, karısına “Hanım kalk, en iyi elbiselerini giyin. Ziynetini tak, beraberce şeyhimin yanına gideceğiz” der. Hanımı hazırlanır, beraberce çıkarlar. Şeyhinin huzuruna vararak “Efendim, emriniz üzere getirdim” der. Şeyhi “Neyi getirdin?” diye sorunca: “Siz benden genç ve güzel bir kadın istememiş miydiniz? Kendi hanımımdan daha güzelini bulma imkânım olmadığından onu getirdim” diye durumu arz eder.

Şeyhi İbrahim Ethem'in hanımını hemen geri gönderir. Yapmış olduğu bu tecrübeyi kâfi görür. İtikadını, teslimiyetini tam olarak ölçen şeyh, hemen İbrahim Ethem'e halifelik verir. İbrahim Ethem zamanın en büyük evliyası olur.
(Sohbetler, Seyyid Abdul Hakim el-Huseyni, s.126)

Bir de kısaca Abdul Kadir Geylani’ye göz atalım:
Abdül Kadir Geylani’ye ait olduğu söylenilen “şirk” içeren sözleri:
“Benim emrim Allah’ın emridir. Benim kabrim Ubeydullah’tır”

“Benim emrim, Allah’ın emridir; eğer ol! Dersem oluverir.”
“Hepsi de Allah’ın emriyledir, ama sen benim kudretime hükmet!”
“Benim kabrim Ubeydullah’tır, gelen onu ziyaret eder.”
“Ona seğirtir de izzet ve Rıfat ile yüce makama erişir.”
“Benim ocağımı tavaf et yedi defa, emânıma sığın!”

“Her yıl beni ziyaret için meşguliyetten sıyrıl!”
“Bana doğru haccedip gelin, evim kurulu bir Kâbe. Beytin sâhibi yanımdadır, koruluğu haremimdir.”
“Her KUTUB tavaf eder Beytullah’ı yedi defa. Ben ise Beyt’in kendisiyim çadırımı tavaf ediciyim.” Abdülkadir Geylani, Çeviren Celâl Yıldırım, sayfalar, 57-67-68-69. Bedir Yayınevi 1975 ).


Ölüm haşa velilerin kararına göre gerçekleşiyormuş:
(Veli diye tanımladığı kimseler konusunda) Yer onların hürmetine durur. Sema onların duasıyla açılır… Ölüm, onların kararıyla olur… Bu salahiyeti onlara Mevlâ vermiştir.”                                                Fütûh’ül- Gayb, Bahar Yayınları, Abdülkadir Geylani S.46).

Zümer 42. Ayet:
Bütün insanların, (bedenen) öldüklerinde canlarını alan ve henüz ölmemiş olanları da uyku halinde (ölü gibi yapan) Allah'tır; (yalnız O'dur bu güce sahip olan): O, böylece ölümlerine hükmettiklerini (hayattan) koparır, diğerlerini de (kendisinin koyduğu) bir mühlet için salıverir. (Bütün) bunlarda gerçekten düşünenler için mesajlar vardır!

Vakıa 60. Ayet:
Ölümün sizin aranızda (her zaman geçerli) olmasını emrettik: ama hiçbir şey Bizi alıkoyamaz.


Saçmalıkları yazmaya devam etsem saatler yetmez. Artık sizin yorumlarınıza bırakıyorum…

Ne zaman Allah’ın tek ilah olduğu anılsa, ahrete hakkıyla inanmayanların yürekleri nefret dolar; yüzleri düşer… Fakat Allah’ın peşinden yardımına sığındıkları,  önderleri, efendileri farkında olmadan kulluk ettikleri, putlaştırdıkları, ilahları anıldığında keyif olurlar. Yüzleri güler. Neşelenirler.

Zümer 45. Ayet:
Ve Allah ne zaman tek başına anılsa, öteki dünyaya inanmayanların kalpleri keskin bir nefretle dolar. Halbuki O'nun yanı sıra başka (hayali) güçler de anıldığı zaman hemen (yüzleri güler,) neşelenirler!

Enfal 2. Ayet:
İnananlar ancak o kimselerdir ki, her ne zaman Allah'tan söz edilse kalpleri korkuyla titrer; ve kendilerine her ne zaman O'nun ayetleri ulaştırılsa inançları güçlenir;  ve Rablerine güven beslerler.

“Resule itaat Allah’a itaattir” (4/80) ayeti doğrultusunda hedefimize yönelmeliyiz…
Ayetlerimizin anlamı çarpıtılıyor. Tahrif ediliyor. Çoğunluğu uydurma olan rivayetlerle din anlatılıyor. Kur’an dışı Kur’an paralelinde hadis, fıkıh, ilmihal gibi kaynakları din diye anlatıyorlar. Mezhepler icat ediliyor. Paralel yapılanmaların herhangi birisine takılırsak sonumuz Allah’ın istemediği şekilde gerçekleşir. Malum kişiler “velayet, nübüvvetten üstündür” derler.  Hiçbir kimse resullerden üstün değildir.  Kimse kendisini Yüce Allah’la özdeşleyemez. Yüce Allah’a kimse dinini öğretemez…
Nebi Âdem’den günümüze dinimiz İslam’dır. Dinimizi tek kaynağı da Kur’an’ı Kerim’dir.
“Kur’an bize yetmez.” Diyen gelenekçiler; sevgili Nebi Muhammed’i iftira politikalarıyla kutsallaştırıp Yüce Allah’a ortak ederek şirke düşmüşlerdir.

Doğrularım Allah’ın yanlışlarım ise benimdir.                                                 Aydın ORHON

 

 

 

 





KADİR GECESİ

                                                             KADİR GECESİ

            Kadir Suresi, Mekke döneminin ilk yıllarında inmiştir. Sözlükte kadir (kadr) kelimesi, "hüküm, şeref, güç, yücelik" gibi anlamlara gelmektedir. "Kadir Gecesi" veya "Haşmet Gecesi" kıymet, ölçü, planlama, idare anlamına da gelir. İslam dininde Kur'an’ı Kerim'in Nebi Muhammed'e indirilmeye başlandığı, insanlığın risâlet ve nübüvvetle son kez buluşturulduğu gecedir.

            Gece ve karanlık; Şirk, küfür ve cahiliye karanlığı anlamını taşır. Vahyin inmeye başlaması, insanları bu karanlıktan aydınlığa çıkarmak içindir. Yüce Allah’ın mesajları, insanları yanlış gittikleri yoldan çevirmeyi amaçlar.

            Kur’an’da, Nebi Muhammed'in ilk vahyi aldığını ilahi mesajla şöyle tanımlanmaktadır.

Kadir Suresi Suresi 1-5. Ayet;

Biz O'nu (Kur'an'ı) Kadir Gecesinde indirmeye başladık.

Kadir Gecesinin (mahiyetinin) ne olduğunu sen nereden bileceksin!
Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
Melekler ve beraberinde Ruh (vahiy) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler.
Ta fecrin doğuşuna kadar, o gece esenlik doludur.
            "İndirmek" kelimesinden, Yüce Allah'ın ilahi makamından indirilişini anlamalıyız.

Surenin konusu: Kur'an vahyinin Kadir ve kıymetidir. Surede geçen "gece" kelimesi vahyin inmeye başladığı anda ki cahiliye Arap toplumunun yaşantısı belirtir. Gece, karanlığı simgeler. Kötü bir kişiyi tanımlarken “Karanlık işlerin adamı” deriz. Cahiliye döneminde ki yaşantılarda bu karanlık işler yapan kişilerden daha da beterdi. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar cahil bir toplumdan bahsediyoruz.
            Cahiliye Arap toplumunu kısaca tanıyalım: Goldziher, Cahiliyeyi “barbarlık dönemi” olarak anlayıp tercüme etmişti. Cahiliye çağı, bilgisizlik çağı demektir. İslâmiyet aydınlanma ve bilgi devridir ve bu anlamda Cahiliye çağının karşıtıdır. Çevresindeki yaşayan başka toplumlara göre medeniyet bakımından çok geri kalmış, dini inanç konusunda bilgisiz ve gaflet içerisindedir. Buna bir örnek; Allah’a daha yakın olabilmeleri için putlara yönelmeleridir. Cahiliyenin karşıtının hilim (hilm) olduğunu belirtir. Hilim kelimesi “metanet, güç, fiziki bütünlük ve sağlık, teenni, sükunet, bağışlama, yumuşak huyluluk, ahlâk ve karakter sağlamlığı, fazla duygusal olmama, ihtiyat ve ılımlılık” gibi manalara gelir. Buna göre, günümüzde “medenî insan” diye adlandırılan kişidir. Bunun zıddı olan cahil ise “azgın, arzularının esiri, hayvani içgüdülerini takip eden, vahşi, şiddet taraftarı ve aceleci bir karaktere sahip” yani “barbar kimse” dir. Bu anlamdaki Cahiliye, barbarlık ve vahşetin hüküm sürdüğü dönemdir. Cahiliye Araplarında, insan fıtratının ve aklının kabullenmekte zorlandığı bazı inanış ve davranışlar yaygın olarak kabul edilmekteydi.

             Kur’an’ın ima ettiği önemli bir hakikat, cahiliyenin karanlık gecesidir. Yüce Allah vahyi ile bu karanlığa ışık tutmaktadır. Dünya hayatını gece gibi düşünürsek, takva sahiplerinin ahiret hayatını da bu gecenin sabahı diyebiliriz. Bu ayetler insanın içine işleyen sevecen, parlak ve sanki bir ışık seli yaymaktadır. Bu ışık Yüce Allah'ın ışığıdır. Vahyin yaydığı ışıktır. Kur'an'da vahyin indirilmesinden söz edilen tek gece Kadir Gecesi’dir.

            Kadir suresinde sözü geçen gece, Duhan suresinde anılan gecedir. Orada Yüce Allah şöyle buyuruyor.

Duhan Suresi 3-6. Ayet;

Biz bunu bereketli bir gecede indirmişizdir. Onunla uyarılarda bulunmaktayız. Karara bağlanmış her iş, o gece paylaştırılır. O işlerin kararı tarafımızdan verilmiştir. Biz elçiler göndeririz.

Onlar Sahibinden bir iyilik olarak gönderilir. Çünkü o, sizi dinler ve her şeyi bilir.

            Kadir Suresinin 1. Ayetinden başlayarak, Kadir Gecesi Kur’an’ın indirildiği, inişinin bin aydan kıymetli olduğu, meleklerle bu işin gerçekleştiğini buyurmaktadır.
Kadir Suresi 5. Ayette de;
O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.
           
Ayetler indikçe ve insanlar Allah’ın emirlerine itaat ettikçe dünya ve Ahirette gün ağaracak, sağlık ve mutluluk gelecektir.
           
Yüce Allah Bakara Suresinde de bu gecenin Ramazan gecelerinden birisi olduğunu açıklar.
Bakara Suresi 158. Ayet:

Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir.

İsra Suresi 81. Ayet;
Ve yine de ki: "Değişmeyen gerçek geldi, sahte ve tutarsız olan yıkılıp gitti; zaten sahte ve tutarsız olan er geç yıkılıp gitmek zorundadır!"
            Yüce Allah’ın Nebi Âdem’den günümüze değişmeyen yasası insanlar tarafından sürekli tahrifata uğratılmıştır. Son kez resulün gelişiyle bu değişim eski haline dönüşüme geçmiştir. Kitabımız Kur’an’ı Kerim’de hiçbir değişiklik olmamıştır. Sadece harekesiz ve noktasız olan orijinal Kur’an’a bunlar sonradan eklenmiştir. Bunun sebebi Arapça bilmeyenlerin okumasını rahatlatmak içindir. Anlamında hiç bir değişim olmamıştır. Bu demek değildir ki Nebi Muhammed ölümünden sonra 1400 yıl geçti ve dinimizde değişim olmadı. Değişimin olmaması için bütün İslam âleminin Kur’an’a hakkıyla iman etmesi gerekmektedir.
            Demek istiyorum ki şükürler olsun Kitabımız da problem yok; ancak ne yazık ki Kitabımıza sahip olan da yok. Anlamadan seslendirmekle meşgulüz. Rivayetleri Arapça olmasına rağmen rahatlıkla çevirebiliyoruz. Kur’an’ı biz anlayamazmışız. Haşa Allah bize çevrilemez anlaşılmaz bir kitap mı göndermiş
. (16/44) Bu düşünceyle hakkı bırakıp batılın peşine düşeriz. Hâlbuki gerçeği batılın üzerine fırlatıp işini bitirebiliriz. Çünkü hak geldiğinde batıl yok olur. İftiraları Allah’a yakıştıranın vay haline…
Enbiya Suresi 18. Ayet:
Tersine, Biz (gerçek bir yaratma eylemiyle) hakkı batılın başına çarparız da bu onu paramparça eder ve böylece beriki yok olur gider. O halde, (Allah'a) yakıştırdığınız şeylerden ötürü yazıklar olsun size!
           
İman edip salih amel işleyenler, Allah’ı çok ananlar, haksızlığa, zulme karşı mücadele edenler, bunlar, takva yolunda ki kimselerdir. Allah’ın ayetlerini kabul etmeyen, zulüm eden kişiler, ettiklerini fazlasıyla bulacaklardır. Şirkin, küfrün, zulmün, adaletsizliğin, haksızlığın varacağı yer bellidir.
Şuara Suresi 227. Ayet:

Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah'ı sıkça anan, (sadece) haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapanların, hangi devrimle devrileceklerini er geç görecekleri (konusunda Allah'ın vaadine güvenen şairler) bu hükmün dışındadır!
           
Kur’an’ın inişi neticesinde Mekke toplumunda bir devrim de gerçekleşmiştir. Mekkelilerin tepesine çökmüş karanlık, aydınlanmıştır. İşte bu gece; Kur’an’ın inmeye başladığı, Mekkelinin ve tüm İslam âleminin Kadir Gecesi’dir. Bu gece bin aydan hayırlıdır. Kur'an'da bu gibi yerlerde geçen sayı, olayın değerini sayılarla sınırlama amacı taşımaz. Bu sadece çokluğu ifade etmek içindir. Binlerce yıllar geçmesine rağmen, insanların hayatlarında bu gecenin sağladığı değişimlerin nebzesini bile kalmamıştır. Bu gece, Kur'an'ın inanç sistemini, yeryüzüne ve vicdanlara yaydığı terbiyeyi, içermesi bakımından büyük bir gecedir.
            Nebi Muhammed'in Risalet’le buluşturulduğu gece,
Kadir Suresi ile belirtiliyor. Vahyin mesajıyla buluşan her kişi için, yeni bir kadir söz konusu edilmektedir. Kadir Gecesi, miladi 610 yılında yaşandı. Şimdi de yıldönümleri kutlanmaktadır. Hâlbuki Kur'an'la buluşulan her an Kadir'dir. Resul'e iman etmeyen Medine Yahudi’leri, önemli kişilerinin yaptıkları ile öğünürler, Müminlere; "İsmailoğluları içerisinde bin ay cihat etmiş kimseler bulunmaktadır." Diye böbürlenirlerdi. Bizimkiler de "Kadir gecesi sizin bahsettiğiniz bin aydan daha hayırlıdır." diyerek karşı atağa geçmişlerdir. Bunu söylemek deki gayeleri Yahudileri alt etmektir.
            O gece Allah'tan bir lütuf ve rahmet olmak üzere vahyi Nebi Muhammed'in kalbine ilham ve ilka ile zikredilmiştir.
            Bir rivayet paylaşarak devam edelim:
“Kim inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek, Kadir Gecesi’ni ibadetle ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.”
Bu rivayet sizce doğru mu? Nebi Muhammed’in böyle bir şey söylemiş olması mümkün mü?
Böyle bir söz söylemiş olsa, Nebi Muhammed her yıl kutlamaz mıydı? Yoksa vahyin ilk indiği geceyi bilmiyor muydu? Tam tarihi bildiremez miydi? Gün aramaya ne gerek vardı…
            Henüz kendimize inmeyen Kur’an’ın 1400 yıl önce inmeye başladığı günü kutluyoruz. Geceyi ibadetle geçirdiğimizde, kurtuluşa ereceğimizi sanıyoruz. Ama yanılıyoruz! Bir günde kurtulabilmemizin ne dinle, ne de Yüce Allah’la hiçbir ilgisi yoktur. Asıl olan itaatte devamlılıktır. Bir günlük itaatle kimse Müslüman olamaz. Tevbe eden de ettiği an affedilmez. O kişi tevbesini ispat etmek zorundadır. İcraat gerekir. Ölüm anında Firavunda af dilemişti; ancak Yüce Allah Firavun’u bağışlamadı. (10/90-93) Çünkü terazinin sevap bölümüne konacak hiçbir şey yok…
Enbiya Suresi 47. Ayet:
 Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.
           
Kadir Gecesi’ne kadar yapmadığımızı bırakmayalım, sonra bir gecede sütten çıkan ak kaşık olalım öyle mi? Bu olayın papazın takdis etmesi, günah çıkartmasından farkı ne?
Bir gece ibadet eşittir, bin ay ibadete... Bin ay ibadette 83 yıl yapar ki, bir gece ibadetle cennetin kapısını açtık bitti. Kadir Suresinde anlatılmak istenen bu değil. “Bin” çokluk (çok fazla) anlamında kullanılıyor. Kadir Gecesinin kıymeti, o gece indirilmeye başlanan vahiy nedeniyledir. Vahyin inip bir kenarda durmasından da bir hayır gelmez. Kapınızda son model otomobiliniz var. Direksiyonun başına geçip ondan yararlanmıyorsanız, o otomobilin size ne hayrı olabilir ki? Ancak bir köşede çürümeyi bekler. Aynen Kur’an’ın da evin bir köşesinde beklemesi gibi…
            Ayet bize ne demek istiyor: “Ey insanlar Kur’an sizler için indirilmiştir. Kur’an’la tanıştığın, rehber tuttuğun, hayatına taşıdığın her gece, her an bir ömür kadar değerlidir.”  Kur’an bize inmemiş, onunla tanışmamışsak, aydınlanmamız da mümkün değildir. O zaman kutlanan Kadir gecelerinin de bir anlamı kalmıyor.
            Kur’an’a göre insan normalde manen bir ölüdür. O’na can veren ruh veren vahiydir. İnsan Kur’an’ı ne kadar hayatına taşıyabilirse o insan kadar canlanır, karanlıktan aydınlığa doğru yol alır. Günümüz Müslümanının en önemli sorunu, kendilerine hayat veren Kur'an ile iletişimlerinin bozuk olmasıdır. Kur'an Müslüman’ın kalbidir. Kalpsiz yaşam, ölü bir hayattır.
Ne zaman Kur’an’la tanışır, iletişim sağlar, hayatımıza Kur’an’ı rehber edinirsek işte o an Kadir Gecesi’dir. Kadir Gecesi’ni Ramazan’ın ilk on gününde, son on gününde veya ortadaki on günde aramamız anlamsız. Kadir Gecesini yaşamak, onu ihya etmek istiyorsak Allah’ın vahyine kulak vermemiz vahyi hayata taşımamız yeterlidir. Kadir Gecesini her an yaşamak ve yaşatmak dileğiyle...

Doğrularım Allah'a yanlışlarım ise bana aittir.                                                  

                                                                                                                 Aydın ORHON

 

HADİS İNKARCILARI

HADİS İNKÂRCILARI KİM?

             İnsanlar Allah’ın kitabına hakkıyla iman eden kişilere meâlciler, hadis inkârcısı vb. gibi isimler takıyorlar. Hadis bildiğiniz “söz” demektir. Benim sözüm, sizin sözünüz gibi… Birbirine çelişkili Sevgili Muhammed’imize isnat edilen Nebi Muhammed’in ölümünden 200-250 yıl sonra ortaya atılmış sözler var. Yukardaki söylemlerin sahipleri dinlerini bu söylemlere göre yaşıyorlar. Kur’an’a ters düşen hadis olursa da Kur’an’ı bu hadise göre uyarlamaktan çekinmiyorlar. Gerçek söz (hadis) Yüce Allah’ındır.
            Dinimizi mezheplere, meşreplere, fırkalara ve cemaatlere bölünmüştür. Yüce Allah’ın yasasının değişmez ve tek olması sebebiyle bu kişiler şirke bulaşmışlardır.

En’am Suresi 22,23. Âyet:
Onların tümünü toplayacağımız gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz ki: 'Nerede (o bir şey) sanıp da ortak koştuklarınız?'
 (Bundan) Sonra onların: 'Rabbimiz olan Allah'a and olsun ki, biz müşriklerden değildik' demelerinden başka bir fitneleri olmadı (kalmadı.)

           
Yüce Allah’ın Resulü döneminde Kur’an İslam’ı yaşanıyordu. Nebi Muhammed’in ölümünden 60 yıl sonra dinimize yamama harekâtı başlamıştır. Her yamacı farklı görüşte olduğu için, doğal olarak her liderin de ayrı taraftarı olmuştur. Türeyen rivayet İslam’ı, hakikati gölgeleme operasyonunun düğmesine basmıştır. Sonuç malum. Uydurulmalarla parçalanmış bölük pörçük oluşmuş bir din çıkmış ortaya. Kur’an bunları reddediyor. (3/105)
En’am Suresi 169. Âyet:
Dinlerini bölük bölük edip her biri bir kişinin taraftarı olmuş olanlar var ya, sen hiçbir konuda onlardan olamazsın. Onların işi Yüce Allah’a kalmıştır. Daha sonra Yüce Allah, onların yaptıklarını kendilerine bildirecektir.

            Ehlisünnet imamları kendi koydukları “icma” ilkesini çiğnemişlerdir. Yüce Allah’ın yasası tek olmasına rağmen mezheplerle dörde bölmüşlerdir. Ehli hadis âlimleri hangi hadisin sahih veya sahih olmaması konususun da anlaşamamışlardır. Farklılıklar yüzünde âlimler çok saldırıya uğramıştır. Tabari, bu farklılıklar yüzünden evinde taşlanarak öldürülmüştür. Hâlbuki Yüce Allah kitabında her şeyi detaylarıyla açıklamıştır. (17/12) Haram olanları belirten bir Âyetle devam edelim:
Bakara Suresi 173. Âyet:
O, size ölüyü (leşi)kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (2/85, 2/188, 2/275, 2/276, 4/23, 5/42, 5/96,  7/32, 7/33, 7/50, 7/150, 9/29, 25/68)

                Âyette haram olanlar, belirtiliyor. Bunlar dışında ne varsa helâldir. Yüce Allah “zorda kalırsanız haram kıldıklarım da o an için helâldir.“ diyor. Fakat mezhep imamlarından birisinin haram dediğine diğeri helâl diyebiliyor. Dolayısıyla Yüce Allah’ın helâl dediklerine de haram demiş oluyorlar.
Aşağıda sadece bir örnek veriyorum. Çizelgenin devamı olan yetmiş adet farklı (çelişkili) mezhep inancı makalenin sonunda göreceksiniz.

MEZHEPLER ARASINDAKİ FARKLILIKLAR

Kırlangıç eti yemenin hükmü nedir?
Hanefi: Helâl – Maliki: Helâl – Şafii: Haram – Hambeli: Haram
Uzatmamak adına bir tane paylaştım. Dünya kadar çoğaltabiliriz.
            Şimdi mezhep imamlarının kendi aralarında ve hadis toplayanlarla aralarında olan diyaloglara göz atalım:
Aşağıda okuyacağınız sözler, İmam Buhari’nin Ebu Hanife hakkındaki söylemleridir.
1- “Güvenilmez Adam.” (Tarihul Kebir c. 8 s.81)

2- “Sapık Mürcie Mezhebinin Mensubu.” (Tarihul Evsat c.2 s.93)
3- “Küfründen dönmesi için iki defa tövbeye çağrılan adam.” (Kitabuz Zuafa s.132)
           
Bir diğer Mezhep İmamı olan İmam Malik ise şöyle demiştir:
“Ebu Hanife, İslam bünyesinde doğan en şerir varlıktır. Bu ümmete, fikirleri yerine kılıçla vursaydı daha iyi olurdu.” (El İntika s.150)
            Ehl-i Sunnet için meşhur olan, ünlü Muhaddis, alim ve Fakih, Süfyan bin Uyeyne, Ebu Hanifenin Ölüm haberi kendisine gelince, kendisi İmam Buhari’den geri kalmayarak şöyle demiştir: “Allah ona lanet etsin! İslam’ın can damarlarını, bir, bir kopardı. Müslümanlar arasında ondan daha şerir biri doğmamıştır.” (İbni Abdulbirr, El İntika s.149-150) İbnül Carud ise Ebu Hanifeyi tanıtırken şu korkunç sözü söylüyor: “Müslüman olup olmadığı tartışmalıdır.” (El İntika s.150)
            Böyle söylemlerle de dine hizmet ettiklerini sanmışlardır. İmam-ı Azam “Ebu Hanife” Abbasilere boyun eğmediği için hapsedildi. İşkence edildi. Sonra da zehirlenerek öldürüldü. Yukardaki söylemlerin muhatabı olması, ve ölümünün sebebi Kur’an Müslümanı olmasıydı. Şu an adına kurulan mezhepten haberi bile olmadığı kanaatindeyim.

Rum Suresi 32. Âyet:
(O müşrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.
             Çoğunluğun yolundan gittiği hadis kitaplarından doğruyu yanlıştan ayırmanız zordur. Çünkü birisinin ak dediğine, diğeri kara demiştir. Bir tek yol vardır. O da Kur’an’dır. İlle de hadis deniliyorsa Kur’an mihenk taşı gibi kullanılmalıdır. Sözün doğru olup olmadığını ancak Kur’an’dan tespit edebiliriz. Çünkü Kur’an Yüce Allah’ın kelamının mealidir. Hadisin aslı Kur’an’dır.
            Rivayetler, kulaktan dolma, çoğu da siyasi, ekonomik olarak sonradan uydurulmuş kulaktan kulağa geçerken de değişime uğramış sözlerdir. Kur’an’a verilmesi gereken ehemmiyet ona gösterilmemiştir. Hz. Muhammed sağlığında bir şeyler yazanları görmüş, başta yazılmasına kendisi karşı çıkmıştır.   
           
Gençlik dönemimde, hafta sonları
arkadaşlarla minibüs kiralayıp, günü birlik gezerdik. Yolculuk esnasında en arka koltukta oturan arkadaşlardan birisi yanındakinin kulağına bir cümle söylerdi. O cümle kulaktan kulağa en ön sıraya kadar gelirdi. Ön sırada ki arkadaş kulağına söylenenden anladığını yüksek sesle tekrar ederdi. İlk söylenenle, son söylenen arasında korkunç farklılık vardı. Gülüşürdük…
            Hz Ömer döneminde yazmaya kalkışan Ebu Hureyye’yi Hz Ömer’in çok kez ikaz ettiği hatta dövdüğü, sürgüne gönderdiği rivayet edilmektedir. Baktığımızda o ona söylemiş, o da diğerine söylemiş, söylemişte söylemiş. Sözün üzerinden asırlar geçmiş, bu söylentiler ne kadar sahih olabilir ki? Hele de Kur’an’a ters düşen hadise itibar edilir mi?  Uydurma hadisler en çok Emevi, Abbasi dönemlerinde oluşmuştur. Siyasetin, ekonominin, cahiliye Arap kültürünün soktuğu uydurma rivayetler din olmuş çıkmış. Böylece işin içinden çıkılmaz bir hal almıştır.
           
Olur, olmaz sözler Sevgili Nebi Muhammed’e isnat ediliyor. Aşağıda çelişkili hadisler göreceksiniz. Nebi Muhammed’in böyle şeyleri söylemesi mümkün değildir. Bu Nebi Muhammed’e yapılmış bir iftiradan başka bir şey değildir. Bu sebeple de bundan sonra izin verirseniz hadis kelimesi yerine “rivayet” kelimesini kullanmak istiyorum.
           
Şimdi rivayetlerin kendi arasında nasıl çelişkiler içerdiğini göreceğiz:

HACAMAT YAPTIRANIN ve YAPANIN ORUCU BOZULUR MU?
BOZULUR: Nebi Muhammed’den yapılan rivayete göre “Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur.” (Ebû Dâvûd, Sıyam, 28)
 BOZULMAZ: Âlimlerimizin çoğunluğu ise, Nebi Muhammed’in oruçlu iken hacamat olduğuna dair rivayet. (Buhârî, Savm, 32; Ebû Dâvûd, Sıyam, 29)
            Bir örnek daha verelim:
TUVALET KIBLE YÖNÜNDE YAPILIR MI?
YAPILIR: “Nebi Muhammed, bir takım insanların küçük ve büyük tuvaletleri için kıble yönünde hoş karşılamadıklarından, bu didatı kaldırmak için tuvaletini kıbleye doğru yaptırdı.” Buhari 4/11
YAPILMAZ: “Gerek küçük, gerek büyük tuvaletinizi yaparken kıbleye dönmeyin.” Hambel 3/12
Devam edelim…
AYAKTA SU İÇİLİR Mİ;
İÇİLİR: “Nebi Muhammed ayakta su içilmesini yasakladı.” Ebu Davut 4/3717
İÇİLMEZ: “ Nebi Muhammed’i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm.” Ebu Davut 4/3718
           
Kısa kesmek istiyorum ama bu defa “iki-üç tane mi var?” Diyeceksiniz. Vaktinizi fazla almamak adına İzin verirseniz, özetle biraz daha devam edelim:
-Kişi ihramlıyken evlenebilir mi? Evlenir de, (Süneni Nesei, 5-6/179) evlenmez de… (Nesei 5,6/249)

- Hac’da ihramlı olanlar evlenebilir mi? Evlenir de, (Nesei 5-6/179) evlenmez de… (Nesei 5-6/179)

-Oruçlu kişi eşini öpebilir mi? Öpebilir de, ( İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafaası) öpemez de… (İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafaası)

-Erkeklerin baldırı gözükebilir mi? Gözükebilir de, (Tehzibut Tezhip 2/69) gözükmemeli de… (Hanbel 1/71)

-Ölü hayvanın derisinden faydalanılır mı? Faydalanılır da, (Buhari 72/30) faydalanılmaz da… (Hanbel 4/310, 311)

-Tuvalet ayakta yapılır mı? Yapılır da, (Buhari 1/167) yapılmaz da… (Süneni Nesei 1-2/25)

-Kan aldırmak orucu bozar mı? Bozar da, (Tirmizi Oruç 60; Ebu Davud Oruç 28; Buhari Oruç 32) bozmaz da… (Ebu Davud Oruç 29-30; Tirmizi Oruç 59; Buhari Tıp 11)

-Bir namaz iki kere kılınır mı? Kılınır da, (İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafaası) Kılınmaz da… (Ebu Davud 2/56)

Rivayetler Kur’an’la örtüşse bile Kur’an’ı bırakıp da rivayete uymak zandır.
Yunus Suresi 36. Âyet:
Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiç bir şeyi sağlayamaz. Şüphesiz Yüce Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir.
            Farkında mısınız? Aynı kişide iki farklı rivayete de rastlayabiliyoruz. Bu saçma bilgilerin, doğru olup olmadığı araştırmadan inanılıyor.  Araştırdıklarını sananlar da Kur’an’ı rivayete uydurmaya çalışanlardır.  Bu da bazılarına yetmiyor. Rivayetle Âyeti nesih ediyorlar. Akıllarını geleneksel ve rivayete dayalı bağlılığın esaretinden kurtaramıyorlar. Yüce Allah’ın Kur’an’ını bir kenara itip, gerçek bir değer taşımayan yığınlarca kitap içinde de boğuluyorlar. Zanla kardeş oluyorlar. Bu kişilerin ne yaptıklarını en iyi bilen şüphesiz Yüce Allah’tır.
            Şimdide Kur’an’la çelişkili olan bazı rivayetlere bakalım:
-“Nebi Muhammed Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı.
“ (Buhari 76/47; Hambel 6/57, 4/367)
Tekvir Suresi 22. Âyet:
Sizin arkadaşınız Muhammed, kesinlikle deli değildir. O, meleği apaçık ufukta görmüştü. O, gaypten gelen bilgileri sizden esirgeyemez.

             Müşrikler Nebi Muhammed’i kabullenemediler. En azından içlerinden en zengin kişinin elçi olması gerekmez miydi, gibi düşüncelerinden dolayı Nebi Muhammed’i Yüce Allah’ın resulü olarak içlerine sindiremediler. Mecnun dediler. (15/6) Nebi Muhammed’e mecnun dediler diye; Biz de deli oldu mu demeliyiz? Büyüye kapılma olayı da sözden ileri geçmeyen bir durumdur. Nebi Muhammed’e binlerce mucize isnat eden rivayet Müslüman’ları; bunların yanı sıra büyülenmesine de inanabiliyorlar. Bu insanları anlayabilmek gerçekten çok zor.
            Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürmek, yani şiddet politikasıdır.

- “Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.
(Buhari 9:1391)
Al-i İmran Suresi 195. Âyet:
Rableri, dualarını kabul etti ve dedi ki: "Erkek olsun, kadın olsun, sizden kim iyi bir çaba gösterirse çabasını boşa çıkarmam. Biriniz diğerindensiniz.
           
Yüce Allah için erkek ne ise kadın da odur. Yüce Allah hiçbir ayetinde kadını veya erkeği aşağılamaz. Eğer insanlar içinde Allah’ın daha çok sevgisine mahzar olmak istiyorsak ancak bunu takvamızla gerçekleştirebiliriz.
Hucurat Suresi 13. Ayet:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve 'birbirinizi tanımanız ve tanışmanız' için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, renk, soy ve servetçe değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.

- “Yüce Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.”
(Hanbel 5/243)
Kaf Suresi 16. Ayet:

Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.
Şura Suresi 11. Ayet:

O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip-yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hiç bir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
 Bize, bizden de yakın olan Yüce Allah’la el sıkışmak kadar saçma bir iftira olabilir mi?
Yüce Allah’ın eşi benzeri ve dengi yoktur. (112/4)

- Hz. Peygamber: “Altın ve ipek ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir” buyurmuştur.
(Ebu Davud, “Libâs,” 12; İbn Mace, “Libâs”)
Araf Suresi 32. Âyet:
De ki “Yüce Allah’ın kulları için çıkardığı süsü (yakışan giysiyi), temiz rızıkları kim haram etti?” De ki “Bunlar dünyada esasen müminler içindir; (Mezardan) kalkış gününden itibaren sadece onlar için olacaktır.” Bilen bir topluluk için Âyetlerimizi böyle açıklarız.
           
Birkaç örnek verdik. Daha fazlası mümkün; ancak sıkıcı gelebilir.  Bu rivayetlerin sahih olduklarına inanıyorlar. Bunlardan bir tanesine bile iman etmeyen, uydurulmuş din mensuplarına göre kâfirdir. Şimdi biz ne yapacağız? Kendi aralarında olan çelişkiyi gördük. Kur’an’a ters olanları da gördük. Yüce Allah’ın vahyine mi iman edeceğiz. Yoksa Sevgili Nebi Muhammed’e yapılan iftiralara mı?
           
Aşağıdaki paragrafta Profesör Dr. Ebubekir Sifil ’in videosundan bir paylaşım yapmak istiyorum. Kelime kelime duyduklarımı yazmaya çalıştım. Hiçbir ilavem ve yorumum yoktur. Dinimizin hangi noktada olduğunu bilmeyenler de öğrensin istedim.

“Önünüze yüzlerce Kur’an Âyeti koysalar ve deseler ki, “kader diye bir şey yoktur. 1400 sene önce uydurmuşlar. Kader inancı yoktur, dense ve önünüze yüzlerce Âyet koysalar, hemen yelkenleri indirmeyin. Sünnette ve senette bu var mı deyin? Sahabi, tabiin ve tebe-i tabiin de kader inancı var mı? Varsa Âyette de varsa bidattır. Terk edilmelidir. Reddedilmelidir. Tek başına Âyete dayandırılıyor olması ona meşrutiyet kazandırmaz. İsterse 500 tane Âyet okusunlar. Kur’an’da şu vardır, bu vardır diye 500 tane Âyeti delil gösterseler, sünnetten ve senetten dayanağı, tasdiki yoksa bidattır.”
            Bu sözleri duyduğumda tüylerim ürperdi. Yazdığımı tekrar okuduğumda da tekrarını yaşadım. Bu nasıl bir söylemdir. İlahiyat Fakültesinde bu ve benzer kişiler gelecek din adamı neslini yetiştiriyorlar. Bu söyleminden anladığımı açıklamak istiyorum. Haşa “Kur’an’ı çöpe atın.” diyor.
            TDV İslam Ansiklopedisi’nin tanımı da: “Farz yahut vâcip derecesi olmaksızın yapılması dinen istenen fiil anlamında fıkıh usulü terimi” Diye açıklıyor. Farz ve vacip olmayan Kur’an’ın önüne geçemez.  Bu kişinin söylemlerinin dayanağı Diyanet’te değilse nedir? Dayanağı her neyse, rivayetler madem Kur’an’dan önemli; Nebi Muhammed yaşadığı dönemde neden Kur’an’a gösterilen ehemmiyeti rivayetlere göstermemiş.
            İftiralara devam edelim:
-Resulullah şöyle buyurdular: “Kim sabah aç karnına yedi tane acve hurması yerse o gün ona ne sihir ne de zehir tesir eder.”
(Sa’d Bin Ebi Vakkas)
            Buna iman edenlere dersiniz ki; “Madem bu kadar inanıyorsunuz, deneyin… İşte hurma, bu da zehir” Bunlara da aslında iman etmiyorlar. İman ettiklerini sanıyorlar. TV. Programında Ebubekir Sifil’e, Caner Taslaman aynı şeyleri söylemişti. Ebubekir Sifil eğer hadisi uygulamalı olarak gösterseydi, bu olayı duymayanınız kalmazdı. Buna iman ediyorsan, herkese güvenini kazanmak adına göstersene… İspatlasana… Bu nasıl bir imandır. İman; güvenmek, inanmak demektir. Sözle peynir gemisi yürümüyor. Bu hurma rivayeti tamamen ticari, ekonomik bir uydurmadır. O dönemde hurman üretiminde fazlalık olmalı ki, Emeviler önünü açmak, satışa hareket vermek adına uydurmuş olabilirler. Bu da bir var sayım. Bizi de zanda bırakıyorlar. Bir deli kuyuya bir taş atarmış, bin akıllı çıkaramazmış. Devam ediyoruz:

-"Sizden birinizin (yemek) kabına sinek düşecek olursa, onu iyice batırın. Zira onun bir kanadında hastalık, diğerinde şifa vardır. O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur."
(Ebû Dâvud, Et'ime 49; Buhârî, Tıbb 58, Bed'ü'l-Halk 14; İbnu Mâce, Tıb 31; Nesâî, Fera' 11)
            Bütün pisliğin (necasetin) üzerinde dolaşan sineğin bir de tamamının batır sonra da ye… Hâlbuki Allah bizlere iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. (3/157) Bu insanlar gerçekten hiç akıllarını kullanmıyorlar. (2/44)

-"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü vesselam namaz kılarken hırçın bir çocuk namazını kat'edip geçtiğinden Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselam, 'Yüce Allah'ım onun izini (ayağını) kes.' demiş. Ondan sonra çocuk daha yürüyememiş, öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş."
(Sünen-i Ebu Davud’da ve Kadı İyaz'ın Şifâ-i Şerif)
            Bu rivayeti Nebi Muhammed’in mucizesi diye abartarak anlatıyorlar. Nebi Muhammed’in şefkatini, merhametini yok sayıyorlar. Kızlarını diri diri toprağa gömen toplumda, Nebi Muhammed kızını omuzlarında gezdiriyordu.

- Darekutni ve başka hadis kitaplarında nakledildiğine göre, Abdullah sekiz dokuz yaşlarındayken, Resulullah kendisine hacamat ettirdiği kanını toprağa gömmesi için bir kap içinde vermiş, Abdullah ise oradan ayrıldıktan sonra tek başına kalınca, kanı gömeceği yerde içmiştir. Geri dönüp gelince Resulullah : "Ne yaptın?" diye sormuş, o da kinayeli konuşarak: "Onu ortadan kaldırdım." demiştir. Nebi Muhammed durumdan şüphelenip: "Herhalde onu içtin?" deyince Abdullah: "Evet!.." demiştir.
 Bunun üzerine Muhammed : "Kanı kanıma karışana ateş temas etmez." buyurmuş ve şunları da sözlerine eklemiştir:
" Veylün leke mine'n nâs ve veylün li'n- nâsi minke = Yazık insanlardan sana olacaklara, yazık senden dolayı insanlara olacaklara."
(el-Askalânî, el-Metâlibü’l-Âli¬ye, 4:21; el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, 2708; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:554.)
           
Hacamat yaptıran kişi, işlemden sonra rahatlar. Bunun sebebi vücuttaki pis kanın alınmasıdır. Yüce Allah kan içmeyi kesinlikle haram kıldı. (2/173) Hüküm yalnız Yüce Allah’a aittir. (12/40)

            Nebi Muhammed’e yapıla iftiraların ardı arkası kesilmez.
Resulullah şöyle buyurdu: “Kız çocuğunun idrarı yıkanır, erkek çocuğunun idrarı ise su dökülür.” 
(Ebu’s-Semh)
            Cahiliye dönemi Araplarında
kız çocuklarının diri diri gömüldüklerini biliyoruz. İyi kadının alacakarga kadar olabileceğini de gördük, şimdi de idrar farklılığı... Tam anlamıyla iyi kadın yok demek isteniyor. Kadınları aşağılama operasyonu çocukluktan başlıyor. Bunun sebebi Arap cahiliyesinin dine yapmış olduğu kültürlerinin tahribatıdır. Uydurulmuş dinin erkek hegemonyasının etkisinde olmasındandır.

-"Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Nebi onlara deve idrarını içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Muhammed onları yakalattı, ellerini ve ayaklarını kesti, gözlerini oydu, çölde susuz ölüme terk etti. Biz onlara su vermek isteyince, Peygamber bizi engelledi.”
(Buhari Tıp5/1, Hanbel, 3/107,163).
Bu rivayette yoruma bile ihtiyaç hissetmiyorum.
            Aşağıdaki rivayet için affınızı diliyorum. Paylaşamadıklarım da var. Yüce Allah bunlara iman edenleri ıslah etsin. Elimden duadan başka da bir şey gelmiyor.

-"Peygamber nerede güzel bir kadın görse hemen eve koşar, hanımı Zeynep’le cinsel ilişkiye girerdi.
(Buhari, Muhtasar Tecrid-i Sarih, hadis no: 192)

-Nebi Muhammed “Cebrail bana bir çömlek getirdi de ben ondan içtim ve bunun üzerine bana cinsî münasebette kırk erkek gücü verildi.” 
(İbn Sa’d, et-Tabakatu’l- Kübra, s.374)


-“Nebi Muhammed otuz erkeğin cinsel gücüne sahipti.” 
(Buhari, Muhtasar Tecrit-i Sarih, hadis no: 192),

-Bir gecede dokuz hanımıyla ayrı ayrı cinsel ilişki kurardı.”
 (Buhari, Gusul 12)

-Ebu Hureyye (Ra) şöyle demiştir: Ölüm meleği Mûsâ Peygamber’e gönderildi. Melek, Musa’ya gelince, Mûsâ, meleğin yüzüne vurdu, gözünü kararttı. Melek Rab’ bine döndü ve: “Sen beni ölmek istemeyen bir kula gönderdin!” diye hâlini arz etti. Yüce Allah, Azrail’e: “Sen yine Musa’ya dön de ona, elini bir öküzün sırtı üzerine koymasını ve elinin örttüğü her bir kıla mukabil bir yıl ömrü olacağını söyle” buyurdu. Mûsâ bunu duyunca: “Ya Rabbim, bundan sonra ne olacak?” diye sordu. Yüce Allah: “Bundan sonra yine ölüm vardır” buyurdu. Mûsâ: “Öyle ise ölüm şimdi gelsin” niyazında bulundu.

            Rivayetlerle dini yaşayanların bir bölümünü Kur’an mealini de okuması, bilmesi bir şey değiştirmiyor.
Ebubekir Hocayı hatırlayalım; “Beş yüz Âyette getirseniz” demiyor mu? Bunlara ne anlatabiliriz ki… Bunun anlamı: “Ben Kur’an’ı tanımıyorum.” Demek değil midir? Bu rivayete iman eden Mahmut Ustaosmanoğlu’ da bundan esinlenmiş olacak ki, Güya Azrail gelmişte geri göndermiş.
Munafikun
Suresi 11. Ayet:
Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.


-Resulullah buyurdular ki: “Hac veya Umre veya Yüce Allah yolunda cihat maksatları dışında gemiye binme. Zira denizin altında ateş, ateşin altında da deniz vardır.
(Kaynak: Ebu Davud, Cihat 9, 2489)
            Bir rivayeti bile reddedenlerin kâfir olacağını iddia edenler, feribota  gemiye binerler. İşlerine geleni yaparlar, işlerine gelmeyeni yapmazlar.

-Kadınları sünnet eden sünnetçi vardı. Resulullah şöyle dedi: Fazla derinden kesme! Çünkü bu, kadın için daha çok tat (orgazm) almasını sağlar. Kocası için de daha sevimlidir. Buyurdu. (Ebu Davut 5271)
            Bazı İslam ülkelerine hâlâ sünnet uygulaması yapılmaktadır. Ülkemizde bu rivayete, riayet yoktur. Ebu Davut’un ve sahih kabul edilen rivayetlerdendir. Diğerleri gibi bunun da Kur’an’i bir dayanağı yoktur.

-“Arkasından koparılan feryat (ve yakılan ağıt) sebebiyle, feryat edildiği sürece, ölüye kabrinde azap olunur”
(Buhârî, Cenâiz 34; Müslim, Cenâiz 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz
            Ölen kişinin imtihanı olmuş, imtihan alanını terk etmiş, amel defteri kapanmıştır. Ölmüş kişi neden başkası yüzünden azap çeksin. Kimse kimsenin günahını yüklenmez.

Eğer ağlamak isyan derecesindeyse; bu ölenin değil, ağlayanın sorunudur.
Fatır Suresi 18. Âyet:
Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah'adır.

            Ölen kişi imtihan sonucunu, karnesini (iyi, kötü yaptıklarını) boynuna takıp götürmüştür. Hiçbir şekilde ona kimsenin ne faydası ne de zararı dokunabilir. Birileri “Yaptırılan yol, su, okul gibi hayırlar ne olacak? Bunları yaptıranların amel defteri de mi kapanacak? ”  diyecektir. Evet, Kur’an’a göre herkesin defteri kapanmıştır. Yüce Allah yapılmış hayratlarınızdan kaç kişinin daha yararlanacağını bilmiyor mu? Gelecekte ki alacak sevaplarını da peşinen verilerek kapatılacaktır. Amel defterimiz ahiret hayatında din günü ortaya çıkacaktır. Orada hiçbir haksızlık yapılmayacaktır.

Al-i İmran Suresi 25. Âyet:  
Peki onları geleceğinde kuşku bulunmayan bir gün için topladığımızda ve hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese hak ettiği tastamam verildiğinde halleri nice olacak!


-Ebu Hureyye anlatıyor: Resulullah buyurdular ki: “Çocuğu diri diri gömen kadın, diri diri mezara gömülen çocuk da cehennemdedir.”
(Ebu Davud, Sünnet 17)

Kur’an’a göre buluğ çağına gelmeyen çocuklar için imtihan başlamamıştır. Yani günahsızdır. Hiçbir canlı kendi isteğiyle canlı canlı gömülmek ister mi? Bunu da geçelim. Hüküm veren yalnız Yüce Allah’tır. (12/40) Resul sadece vahiy edilene uyar. (46/9)

Bir miktar daha rivayetlerden yorumsuz paylaşarak bu konuyu inşallah sonlandıralım.

-Güneş, şeytanın iki boynuzu arasında doğar.
(Buhari)


-“Zina yapan evlilerin taşlanarak öldürülmesini emreden Âyet, Ayşe`nin döşeğinin altındaki sahifede yazılı bulunuyordu. Peygamber ölünce Ayşe onun defin işlemleriyle meşgul iken, evin açık kapısından içeri giren bir keçi o sahifeyi yedi ve böylece taşlama cezası Kuran`dan çıktı; ama hükmü devam ediyor”
(İbni Mace 36/1944; Hanbel 3/61; 5/131, 132, 183; 6/269).


-Şeytan helâda insanların makatlarıyla oynar.
(Ebu Davud) (Buhari 76/53).

-Güvercin şeytanedir.
(Ebu Davud, İbn-i Mace)

-İki yöneticiye birden onay verilirse, içinden birisi katledilmelidir.
(Müslim)


-Avret yerleri açıkken beraberce hacet gidermesinde bir sakınca yoktur ancak o vaziyette konuşmaları günahtır.
(Ebu Davud)

- Kişi ishalden ölürse, şehit olur.
(Nesai, Ebu Davud, Muvatta)


-Kadın kendisine haram olması için, yetişkin bir erkeği emzirebilir.
(Müslim, İbn-i Mace)

-Kişi gurbette ölürse, şehit olur. <

(İbn-i Mace)


-Etin kokuşmasının nedeni İsrailoğulları’dır. <<<

(Buhari, Müslim)


-Mushaf’taki Bakara Suresi’nin 238. Âyeti eksiktir.

(Müslim, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud)


-Kertenkele katleden bir kişiye, kaç vuruşta katlettiği dikkate alınarak -Allah tarafından- sevap yazılır.
(Müslim) (Buhari, Nesai, Muvatta)

-"Nebi, savaşta kadınların ve çocukların öldürülmesinin bir sakıncası olmadığını söyledi"
(Buhari, Cihad/146; Ebu Davud 113).


-Nebi İbrahim seksen yaşında, keserle sünnet olmuş.
(Buhari, Müslim)


-Cahiliye devrinde bir gün maymunlar, zina eden bir maymunu recm etmiş.
(Buhari)


-Köpekler katledilmelidir.
(Müslim)

-Namaz için çağrı yapıldığı vakit, şeytan zart-zurt osurarak uzaklaşır.
(Buhari, Müslim)


-Kırmızı renkli elbise giymek harama yakındır.
(Tirmizi, Ebu Davud)

-“Keçinin yemesi sonucu Kuran`dan çıkan taşlama Âyetini Ömer Kuran`a tekrar sokmak istedi; ancak halkın dedikodusundan korktuğu için cesaret edemedi”

(Buhari 53/5; 54/9; 83/3; 93/21; Müslim, Hudud 8/1431; Ebu Davut 41/1; Itkan 2/34).


-Hayatında üç kez tövbe etmiş bir kişi, o dakikadan sonra ne kadar günah işlerse işlesin -Allah tarafından- affedilir.
(Buhari, Müslim)

-Mushaf’taki Beyyine Suresi eksiktir.
(Tirmizi)


-İçerisinde köpek leşleri, kadın hayız bezleri ve insan pislikleri olan kuyudan su içilebilir.
([Ebû Dâvud, Tahâret 34, (66); Tirmizî, Tahâret 49, (66); Nesâî, Miyâh 2, (1, 174)

-“Dinini değiştireni öldürün.”
(Nesai 7-8/14; Buhari 12/1883)


-Uğursuzluk 3 şeydedir, at, ev, kadın"

[ buhari, cihad, 47, nikah, 17 / muslim, selam, 119 / muvatta, isti'zan, 21 ]


- Bir evde üçten fazla yatak olmamalıdır, zira dördüncü yatak şeytanadır.
(Müslim, Nesai, Ebu Davud)

 

– “Bir adam karısını yatağına (cinsel ilişki için) çağırsa da, kadın yanaşmasa, o sırada cinsel ilişkide bulunmazsa ve bu yüzden kocası geceyi öfkeli-sinirli olarak geçirse, melekler o kadına, sabaha değin lanet ederler.” (Bkz. Buhâr’i, e’s-Sahih, Kitabu Bed’il’halk/7; Tecrîd, hadis no:1337; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’n-Nikâh/120-122, hadis no: 1436; Ebu Dâvûd, Sünen, Kitabu’n-Nikâh/42, hadis no: 2141.)

 

-“Ben Câhiliyet devrinde zina etmiş olan bir maymunun üzerine birçok maymunların toplanmış olduklarını gördüm. Maymunlar o zina eden maymunu recm ettiler. Ben de o maymunlar topluluğunun beraberinde zina eden maymuna taş attım.”
 ( Buharî, Menakıbu’l-Ensar, 27). B

-İçki içen bir kişi ilk seferde dövülmeli, ikinci seferde de dövülmeli, üçüncü seferde de dövülmeli, dördüncü seferde de dövülmeli ancak beşinci seferde katledilmelidir.

(Nesai, Tirmizi, Ebu Davud, İbn-i Mace) (Buhari 63/27)

-Nebi Süleyman ; Allah’ın yolunda cihat edecek bir erkek çocuk doğurtabilmek adına, 1 gecede 90 tane zevcesi ile birlikte olmuş.
(Buhari, Nesai)


-Resim yapan bir kişi cehennemliktir.
(Müslim 2109/98, Buhari 5957, 5958, Nesei 5320, 5321, 5322, 5328)


- İki kişinin aynı anda helâya gidip,

avret yerleri açıkken beraberce hacet gidermesinde bir sakınca yoktur ancak o vaziyette konuşmaları günahtır.
(Ebu Davud)


            Şimdi hadisçilere soruyorum; aşağıdaki hadisleri neden görmezden geliyorsunuz?
Hani hadisin bir tanesinin inkârı bile dinden çıkmaya yetiyordu! Siz hiç inancınızı sorgulamıyor musunuz? Yaptıklarınızla Kur’an’a ters düşüyorsunuz. Kendi inançlarınıza da ters düşmüyor musunuz?

-"Yüce Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: 'İnsanlara ne oluyor da, Yüce Allah'ın Kitabında olmayan farzları, farz olarak ileri sürüyorlar. Kim Yüce Allah'ın Kitabında olmayan bir farzı farz koşarsa bu batıldır. Böyle yüz şart ileri sürülse bile Yüce Allah'ın farzı en haklı ve en güvenilir olandır."
(Buharî, Büyü, 67. Dr. İsmail Hakkı Ünal, İmam Ebu Hanife'nin Hadis Anlayışı Ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 87)
            Bu Buhari’ye ait bir rivayet. Bunu dininizin neresine koyacaksınız. Siz Kur’an’a iman etmiyorsun. Sizin teriminizle söyleyeyim: Bu hadisi de inkâr ediyorsunuz. Peki sizin imanınız nerede…

-Yüce Allah'ın kitabında helâl kıldığı helâl, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Yüce Allah'ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Yüce Allah hiçbir şeyi unutucu değildir.
( Ebu Davud k. Etime 39/ Tirmizi k. Libas 6/ ibn Mace k. Etime 60/ El - Müracaat sayfa 20)

-Yüce Allah’ın helâl kıldığını haram kılmak, şirktir.
(5936-Müslim)

 

"Din konusundaki ihtilaflarda size Kur'an yeterlidir."
(5424-Buhârî-Müslim-Nesâî; 4727-Muvatta-Müslim; 5406-Buharî-Müslim)

-“Benden bir şey yazmayın, benden Kur'an dışında bir şey yazan onu yok etsin.”
(Sahihi Müslim c.4, s.97/ Süneni Daremi c.1, s.119/ Süneni Ahmed b. Hanbel c.3, s.182)

-" Biz hadis yazarken Nebi yanımıza geldi ve yazdığınız şey nedir? Dedi.
Senden işittiğimiz hadisler dedik. Nebi, Yüce Allah'ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Yüce Allah'ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar."

( Tirmizi, es Sünen, El Hatip, Takyid, s.33)

 

-Ben Kur’an’ın helâl kıldıkları dışında bir şeyi helâl kılmadım. Kur’an’ın haram kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım.
(İbni Hişam, Siret 4)

-“Resulullah ölüm döşeğinde şöyle dedi: Ben yalnızca Kur’an’ın haram kıldıklarını haram kılarım. Yüce Allah’a yemin ederim ki benim adıma bir şeye (beni bahane ederek) sarılmasınlar.”
(Ebu Yusuf er-Redd, 31) s.85

            Kur’an’ı Yüce Allah indirdi ve mutlaka O’nu koruyacak olan da kendisidir. (15/9) Rivayetleri de Kur’an’ın açıklaması olarak görenler: “Kur’an’ı koruyan Yüce Allah, Kur’an’ın açıklamasını da koruyor diye iddia ediyorlar. Madem öyle; bu hadisleri neden gizliyorlar, görmezden geliyorlar, gün ışığına da çıkartmıyorlar.
            “Bizleri de hadis inkârcılığıyla itham ediyorlar. Rivayetlerinde bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmiyorlarsa neyi savunuyorlar. Bunlar hakikati örtenler ve gizleyenlerdir. (2/159) Kâfirlerin en büyük özelliği hakikati olduğundan çok farklı göstermektir.
            Bazı kitleleri etrafında toplayıp onları uydurulmuş dinle kandırmaktırlar. Böylece indirilmiş bir dinin paralelinde farklı farklı cemaatlerle farklı alt sürümlü dinler oluşturmuşlardır.  
            İman etmedikleri rivayetlerden biraz daha örnek verelim:

-"Size sadece Kur'an'ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız"
( Müslim 15/19 Nu, 1218; İbn Mace 25/84 Nu, 3074; Ebu Davut 11/56 Nu, 1905)


-“Sahabe, Yüce Allah'ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler ancak onlara izin verilmedi.” 
(Darimi, es Sünen)


-“Bana mucize olarak verilen ancak Yüce Allah'ın bana vahyettiğidir. / Kur'an'dır.”
( Buhari, İ'tisam, 1)

 

-Hz Ömer, Nebi Muhammed'den halkın doğru yollardan sapmamaları için kendisinden bir şeyler söyleyip yazmasını istediğinde; Muhammed (s) : "Yüce Allah'ın Kitabı bize yeter." Dedi.  
(Buhari İ'tisam 26, İlim 39, Cenâiz 32, Merza 17; Müslim Cenâiz 23, Vasaya 22)

 

-“Kur’an’ın haram kıldığını helâl kılan, helâl kıldığını haram kılan Kur’an’a inanmamıştır.”
(435- Tirmizî) (Ebu Davud K. Etime 39/Tirmizi k. libas 6 İbni Mace k. etime 60/ El-müracaat sayfa 20)

 

-Şednad, İbni Abbas'a "Hz. Muhammed (s) bir şey bıraktı mı?" diye sordu. O da  "Sadece Kur'an'ın iki kapağı arasında olanları bıraktı." cevabını verdi. “Kur’an‘ın haram kıldığını haram, helâl kıldığını helâl gören cennete girer.”
[424- Tirmizi]

 

-Resulullah şöyle buyurdu: Ben ümmetim için, başlarına geçecek olan, Yüce Allah’ın yolundan saptıran idarecilerden korkarım. Bunlar, emirler, âlimler ve abidlerdir. Halk içinde bilgisizce hüküm vererek onları saptıracaklardır.
(Ebu Davud, Müslüm, Tirmizi)

 

- "Size sadece Kur'an'ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız"
(Müslim 15/19 Nu, 1218 ; İbn Mace 25/84 Nu, 3074 ; Ebu Davut 11/56 Nu, 1905)

            Kur’an bize yetmez diyenlere, işte bu rivayetler de onlara fazla geliyor. İşlerine geldiği gibi dini yaşayanların sonu malumdur. Tek çıkış yolu; mealleri çarpıtmadan, rivayetleri Kur’an’a yamamadan, Kur’an’a tabii olmak, O’nu hayata taşımaktır.
             Resul Muhammed’in tek görevi Yüce Allah’tan almış olduğu vahyi katıksız, (olduğu gibi) bize aktarmaktır. (5/99)
            Tek bir harfi bile değişmemiş resul, (Kur’an’ı Kerim) hayatta olup Yüce Allah’ın korumasında hayatımıza taşınmak üzere kapağı açılmadan beklemekte. Kapağı açanların çoğunluğu da anlamadan okumaktadırlar…
            Hüküm Yüce Allah’ındır. (12/40)  Yüce Allah hüküm koymada kimseyi ortak etmez. (18/26) Yüce Allah’tan başka din adına kanun, hüküm koyan kimse de olamaz. Koyanlarda varsa, onlara geçmiş olsun. Şirk bataklığında boğulup gitmişlerdir. Hüküm koymada kimseyi kendine ortak etmeyen, (18/26) tek hüküm koyucu olan Yüce Allah, (6/62) Nebi Muhammed’e vahyolunana uymasını emrediyor. (33/2) 
            Yüce Allah, Nebi Muhammed’i tehdit ediyor; “Vahyolunana uymaz, bize isnat ederek bazı sözler uydurursan, mutlaka seni kudretimizle yakalar, şah damarını koparırız.” Diyor. (69/44-46) Gaybı bilmeyen Nebi Muhammed, vahyedilene uymuştur. Hiçbir ilave veya eksiltme yapmamıştır. (6/50)

Ahkaf Suresi 9. Âyet:
De ki: 'Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahye dilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim
.
           
Merak ediyorum, bazı kişiler kendilerini Nebi Muhammed’den, daha mı üstün görüyorlar? Nebi Muhammed’e ne vahy edilmişse ona uyar, tebliğ ederek (duyurarak) elçilik görevini de yerine getirmiş oluyordu. (7/203, 5/92) Kesinlikle kendisinden bir şey uydurmaz. (38/86)
           
Görüldüğü üzere Nebi Muhammed’in Yüce Allah adına bağımsız hüküm vermesi mümkün değildir. Vahye ekleme de çıkartma da yapamaz. Yüce Allah’ın teminatında olan Kur’an’ı Kerim’in içinde çelişki yoktur. (4/82) Yüce Allah’ın koruduğu, (15/9) çelişkisiz, (4/82) eksiksiz, (6/38) anlaşılır, detaylandırılmış, (11/1) kolaylaştırılmış, (54/17),  apaçık yol gösterici, (16/89) örneklerle açıklanmış, (17/89), 17/41) bir kitaptır.  Yüce Allah’ın Kitabı Kur’an terk edilir mi? Din zan üzerine inşa edilir mi? Öyleyse İmtihan sorularımızın bulunduğu kitaba sahip çıkalım. Tane tane defalarca okuyalım. Sonra okuyup öğrendiklerimizi hayatımıza taşıyalım. Kurtuluşumuz anahtarı Kur’an’ı Kerim’dir. Sadece Kur’an’dan sorumluyuz. Kur’an-ı Kerim Yüce Allah’ın göndermiş olduğu mesajlarla doludur. O'na karşı, tutumunuzdan dolayı hesaba çekileceğiz. (43/44)


Doğrularım Allah’a, yanlışlarım bana aittir.        Aydın ORHON

 

 

Makalenin başlarında sözünü verdiğim mezheplerin haram-helâl çizelgesi


MEZHEPLER ARASINDAKİ FARKLAR

 

 

KONULAR

HANEFİ

MALİKİ

ŞAFİİ

HANBELİ

1

Ölü hayvanın derisi helâl midir?

Haram

Helâl

Haram

Helâl

2

Yılan balığı yemenin hükmü nedir?

Helâl

_

_

Haram

3

Erkeğin kırmızı elbise giymesinin hükmü nedir?

Mekruh

Helâl

Haram

Mekruh

4

Erkeğin sarı elbise giymesinin hükmü nedir?

Haram

Helâl

Haram

Haram

5

Ud, zurna, dümbelek, boru davul çalmak nedir?

Mekruh

Helâl

Helâl

Haram

6

Karga eti yemenin hükmü nedir?

Haram

Helâl

Haram

Haram

7

At eti yemenin hükmü nedir?

Haram

Helâl

_

_

8

Midye yemenin hükmü nedir?

Haram

Helâl

_

_

9

İstiridye yemenin hükmü nedir?

Haram

Helâl

_

_

10

Kırlangıç eti yemenin hükmü nedir?

Helâl

Helâl

Haram

Haram

11

Kartal eti yemenin hükmü nedir?

Haram

Helâl

Haram

Haram

12

İlk iki rekatta Fatiha okumanın hükmü nedir?

Vacip

Farz

Farz

Farz

13

Rüku ve secdelerde tesbih etmek nedir?

Sünnet

_

Sünnet

Vacip

14

İlk iki rekatta Fatiha’dan sonra sure okumak nedir?

Vacip

Mübah

Sünnet

Sünnet

15

Vitir namazının hükmü nedir?

Vacip

Sünnet

Sünnet

Sünnet

16

Tüysüz bir delikanlıya değen erkeğin abdesti bozulur mu?

Hayır

Evet

Hayır

Hayır

17

Namazda selam almak abdesti bozar mı?

Evet

Hayır

_

_

18

Namaz kılan kimsenin önünden geçilmesinin haram olduğu mesafe ne kadardır?

40 kulaç

1 kulaç

3 kulaç

3 kulaç

19

Namaz içinde unutarak konuşmak namazı bozar mı?

Evet

Hayır

Hayır

Evet

20

Namazda “ah” ve “of” demek namazı bozar mı?

Evet

Hayır

Evet

Evet

21

Abdestin farzları kaçtır?

4

7

6

7

22

Abdesti belli bir sıra ile almak farz mıdır?

Hayır

Hayır

Evet

Evet

 

23

Abdesti ara vermeksizin almak farz mıdır?

Hayır

Evet

Hayır

Evet

24

Abdestin sünnetlerinin sayısı kaçtır?

18

8

30

20

25

Misvak kullanmak sünnet midir?

Evet

Hayır

Evet

Evet

26

Abdestte ellerin, yüzün ve kolların üçer kere yıkanması sünnet midir?

Evet

Hayır

Evet

Evet

27

Abdestte kulaklar kaç defa mesh edilmelidir?

1

1

3

1

28

Abdesti bozan şeylerin sayısı kaçtır?

12

3

5

8

29

Cinsel organına dokunmak abdesti bozar mı?

Hayır

Evet

Evet

Evet

30

Namazda kahkaha ile gülmek abdesti bozar mı?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

31

Deve eti yemek ve cenazeyi yıkamak abdesti bozar mı?

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

32

Abdest şüphe ile bozulur mu?

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

33

Kan akması abdesti bozar mı?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

34

Delikli meshin üzerinden mesh etmek caiz midir?

Evet

Evet

Hayır

Hayır

35

Gusül abdesti almayı gerektiren sebeplerin sayısı kaçtır?

7

4

5

6

 

36

Gusül abdestinin farzları kaç tanedir?

11

5

3

-

37

Umursamazlıktan veya tembellikten dolayı namaz kılmayanın hükmü nedir?

Hapsedilir, kanatılana kadar dövülür, öldürülür

Tövbe etmezse öldürülür

Üç gün içinde tövbe etmezse öldürülür

Üç gün içinde tövbe etmezse öldürülür

38

Ezanın sözleri peşpeşe okunmasa da geçerli olur mu?

Evet

Evet

Hayır

Hayır

39

Namazı bitirirken selam vermenin farz olduğu miktar nedir?

Farz değildir

1 tarafa vermek farzdır

1 tarafa
Vermek
farzdır

2 tarafa vermek farzdır

40

Erkeğin avret yeri neresidir?

Göbeği ile diz kapağı arası

Ön ve arka uzuvları

Göbeği ile diz kapağı arası

Göbeği ile diz kapağı arası

41

Ölüyü yıkarken ağzına ve burnuna su vermek gerekir mi?

Hayır

Evet

Evet

Hayır

42

Cenaze namazı, namaz kılmanın yasak olduğu kaç vakitte kılınmaz?

5

3

Her vakitte kılınabilir

3

43

Ölü, gömülmek için öldüğü yerden başka bir yere nakledilebilir mi?

Evet

Evet

Hayır

Hayır

44

Ramazan orucu için her gün ayrı ayrı niyet etmek şart mıdır?

Evet

Hayır

Evet

Evet

45

Kan aldırmak orucu bozar mı?

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

46

Erkek ve kadının ziynet eşyalarından zekat vermeleri farz mıdır?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

47

Kâğıt paradan zekat vermek farz mıdır?

Evet

Evet

Evet

Hayır

49

Topraktan çıkan her şey için zekat vermek farz mıdır?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

50

Balın zekatını vermek farz mıdır?

Evet

Hayır

Hayır

Evet

51

Kiralanan veya emanet alınıp ekilen toprağın zekatını vermek farz mıdır?

Hayır

Evet

Evet

Evet

52

Zeytinin zekatını vermek gerekli midir?

Evet

Evet

Hayır

Evet

53

Yem ile beslenen ve çalıştırılan hayvanlardan zekat vermek farz mıdır?

Hayır

Evet

Hayır

Hayır

54

Koyun ile keçi kaç yaşlarında olursa zekatı farzdır?

Koyun 1
Keçi 1

Koyun 1
Keçi 1

Koyun1Keçi 2

Koyun 1/2
Keçi 2

55

Kadın yanında kocası olmadan hacca gidebilir mi?

Hayır

Evet

Evet

Hayır

56

Acizlik veya zaruret yüzünden hacca gidemeyen kişinin kendi yerine başkasını göndermesi caiz midir?

Evet

Hayır

Evet

Evet

57

Haccın şartı kaç tanedir?

2

4

5

4

58

Şeytan taşlarken atılan taşın cemreye düşmemesi caiz midir?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

59

İpeğin üzerine oturmak, yaslanmak, yastık olarak kullanmak, duvar örtüsü yapmak haram mıdır?

Hayır

Evet

Evet

Evet

60

Erkek çocuğa ipek giydirmek caiz midir?

Hayır

Hayır

Evet

Evet

61

Gümüş ile süslenmiş kaptan su içmek ya da abdest almak caiz midir?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

62

Sakalı kesmek haram mıdır?

Evet

Evet

Hayır

Evet

63

Tavla oynamak haram mıdır?

Hayır

Evet

Evet

Evet

64

Satranç oynamak haram mıdır?

Evet

Evet

Hayır

Evet

65

Cinsi tecavüzde bulunulan hayvanın hükmü nedir?

Öldürülür, eti yenmez

Öldürül mez, eti yenebilir

Öldürülmez, eti yenebilir

Öldürülmesi gerekir

66

Şarap ve diğer sarhoş edici maddelerin içilmesinin cezası kaç değnektir?

80

80

40

80

67

Dinden döndüğü için öldürülen bir kişinin malı mirasçılarına verilebilir mi?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

68

Dinden dönen kadın öldürülür mü?

Hayır

Evet

Evet

Evet

69

Bir kadının hakimlik yapması caiz midir?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

70

Köpek necis bir hayvan mıdır?

Hayır

Hayır

Evet

Evet

 

  CEHENNEMDEN CENNETE ÇIKIŞ VAR MI? Bir önceki bölümde cennetin de cehennemin de ebedî olduğunu Kur’an ayetleri ışığında ele aldık. Bu iki...