HADİS İNKARCILARI

HADİS İNKÂRCILARI KİM?

             İnsanlar Allah’ın kitabına hakkıyla iman eden kişilere meâlciler, hadis inkârcısı vb. gibi isimler takıyorlar. Hadis bildiğiniz “söz” demektir. Benim sözüm, sizin sözünüz gibi… Birbirine çelişkili Sevgili Muhammed’imize isnat edilen Nebi Muhammed’in ölümünden 200-250 yıl sonra ortaya atılmış sözler var. Yukardaki söylemlerin sahipleri dinlerini bu söylemlere göre yaşıyorlar. Kur’an’a ters düşen hadis olursa da Kur’an’ı bu hadise göre uyarlamaktan çekinmiyorlar. Gerçek söz (hadis) Yüce Allah’ındır.
            Dinimizi mezheplere, meşreplere, fırkalara ve cemaatlere bölünmüştür. Yüce Allah’ın yasasının değişmez ve tek olması sebebiyle bu kişiler şirke bulaşmışlardır.

En’am Suresi 22,23. Âyet:
Onların tümünü toplayacağımız gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz ki: 'Nerede (o bir şey) sanıp da ortak koştuklarınız?'
 (Bundan) Sonra onların: 'Rabbimiz olan Allah'a and olsun ki, biz müşriklerden değildik' demelerinden başka bir fitneleri olmadı (kalmadı.)

           
Yüce Allah’ın Resulü döneminde Kur’an İslam’ı yaşanıyordu. Nebi Muhammed’in ölümünden 60 yıl sonra dinimize yamama harekâtı başlamıştır. Her yamacı farklı görüşte olduğu için, doğal olarak her liderin de ayrı taraftarı olmuştur. Türeyen rivayet İslam’ı, hakikati gölgeleme operasyonunun düğmesine basmıştır. Sonuç malum. Uydurulmalarla parçalanmış bölük pörçük oluşmuş bir din çıkmış ortaya. Kur’an bunları reddediyor. (3/105)
En’am Suresi 169. Âyet:
Dinlerini bölük bölük edip her biri bir kişinin taraftarı olmuş olanlar var ya, sen hiçbir konuda onlardan olamazsın. Onların işi Yüce Allah’a kalmıştır. Daha sonra Yüce Allah, onların yaptıklarını kendilerine bildirecektir.

            Ehlisünnet imamları kendi koydukları “icma” ilkesini çiğnemişlerdir. Yüce Allah’ın yasası tek olmasına rağmen mezheplerle dörde bölmüşlerdir. Ehli hadis âlimleri hangi hadisin sahih veya sahih olmaması konususun da anlaşamamışlardır. Farklılıklar yüzünde âlimler çok saldırıya uğramıştır. Tabari, bu farklılıklar yüzünden evinde taşlanarak öldürülmüştür. Hâlbuki Yüce Allah kitabında her şeyi detaylarıyla açıklamıştır. (17/12) Haram olanları belirten bir Âyetle devam edelim:
Bakara Suresi 173. Âyet:
O, size ölüyü (leşi)kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (2/85, 2/188, 2/275, 2/276, 4/23, 5/42, 5/96,  7/32, 7/33, 7/50, 7/150, 9/29, 25/68)

                Âyette haram olanlar, belirtiliyor. Bunlar dışında ne varsa helâldir. Yüce Allah “zorda kalırsanız haram kıldıklarım da o an için helâldir.“ diyor. Fakat mezhep imamlarından birisinin haram dediğine diğeri helâl diyebiliyor. Dolayısıyla Yüce Allah’ın helâl dediklerine de haram demiş oluyorlar.
Aşağıda sadece bir örnek veriyorum. Çizelgenin devamı olan yetmiş adet farklı (çelişkili) mezhep inancı makalenin sonunda göreceksiniz.

MEZHEPLER ARASINDAKİ FARKLILIKLAR

Kırlangıç eti yemenin hükmü nedir?
Hanefi: Helâl – Maliki: Helâl – Şafii: Haram – Hambeli: Haram
Uzatmamak adına bir tane paylaştım. Dünya kadar çoğaltabiliriz.
            Şimdi mezhep imamlarının kendi aralarında ve hadis toplayanlarla aralarında olan diyaloglara göz atalım:
Aşağıda okuyacağınız sözler, İmam Buhari’nin Ebu Hanife hakkındaki söylemleridir.
1- “Güvenilmez Adam.” (Tarihul Kebir c. 8 s.81)

2- “Sapık Mürcie Mezhebinin Mensubu.” (Tarihul Evsat c.2 s.93)
3- “Küfründen dönmesi için iki defa tövbeye çağrılan adam.” (Kitabuz Zuafa s.132)
           
Bir diğer Mezhep İmamı olan İmam Malik ise şöyle demiştir:
“Ebu Hanife, İslam bünyesinde doğan en şerir varlıktır. Bu ümmete, fikirleri yerine kılıçla vursaydı daha iyi olurdu.” (El İntika s.150)
            Ehl-i Sunnet için meşhur olan, ünlü Muhaddis, alim ve Fakih, Süfyan bin Uyeyne, Ebu Hanifenin Ölüm haberi kendisine gelince, kendisi İmam Buhari’den geri kalmayarak şöyle demiştir: “Allah ona lanet etsin! İslam’ın can damarlarını, bir, bir kopardı. Müslümanlar arasında ondan daha şerir biri doğmamıştır.” (İbni Abdulbirr, El İntika s.149-150) İbnül Carud ise Ebu Hanifeyi tanıtırken şu korkunç sözü söylüyor: “Müslüman olup olmadığı tartışmalıdır.” (El İntika s.150)
            Böyle söylemlerle de dine hizmet ettiklerini sanmışlardır. İmam-ı Azam “Ebu Hanife” Abbasilere boyun eğmediği için hapsedildi. İşkence edildi. Sonra da zehirlenerek öldürüldü. Yukardaki söylemlerin muhatabı olması, ve ölümünün sebebi Kur’an Müslümanı olmasıydı. Şu an adına kurulan mezhepten haberi bile olmadığı kanaatindeyim.

Rum Suresi 32. Âyet:
(O müşrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.
             Çoğunluğun yolundan gittiği hadis kitaplarından doğruyu yanlıştan ayırmanız zordur. Çünkü birisinin ak dediğine, diğeri kara demiştir. Bir tek yol vardır. O da Kur’an’dır. İlle de hadis deniliyorsa Kur’an mihenk taşı gibi kullanılmalıdır. Sözün doğru olup olmadığını ancak Kur’an’dan tespit edebiliriz. Çünkü Kur’an Yüce Allah’ın kelamının mealidir. Hadisin aslı Kur’an’dır.
            Rivayetler, kulaktan dolma, çoğu da siyasi, ekonomik olarak sonradan uydurulmuş kulaktan kulağa geçerken de değişime uğramış sözlerdir. Kur’an’a verilmesi gereken ehemmiyet ona gösterilmemiştir. Hz. Muhammed sağlığında bir şeyler yazanları görmüş, başta yazılmasına kendisi karşı çıkmıştır.   
           
Gençlik dönemimde, hafta sonları
arkadaşlarla minibüs kiralayıp, günü birlik gezerdik. Yolculuk esnasında en arka koltukta oturan arkadaşlardan birisi yanındakinin kulağına bir cümle söylerdi. O cümle kulaktan kulağa en ön sıraya kadar gelirdi. Ön sırada ki arkadaş kulağına söylenenden anladığını yüksek sesle tekrar ederdi. İlk söylenenle, son söylenen arasında korkunç farklılık vardı. Gülüşürdük…
            Hz Ömer döneminde yazmaya kalkışan Ebu Hureyye’yi Hz Ömer’in çok kez ikaz ettiği hatta dövdüğü, sürgüne gönderdiği rivayet edilmektedir. Baktığımızda o ona söylemiş, o da diğerine söylemiş, söylemişte söylemiş. Sözün üzerinden asırlar geçmiş, bu söylentiler ne kadar sahih olabilir ki? Hele de Kur’an’a ters düşen hadise itibar edilir mi?  Uydurma hadisler en çok Emevi, Abbasi dönemlerinde oluşmuştur. Siyasetin, ekonominin, cahiliye Arap kültürünün soktuğu uydurma rivayetler din olmuş çıkmış. Böylece işin içinden çıkılmaz bir hal almıştır.
           
Olur, olmaz sözler Sevgili Nebi Muhammed’e isnat ediliyor. Aşağıda çelişkili hadisler göreceksiniz. Nebi Muhammed’in böyle şeyleri söylemesi mümkün değildir. Bu Nebi Muhammed’e yapılmış bir iftiradan başka bir şey değildir. Bu sebeple de bundan sonra izin verirseniz hadis kelimesi yerine “rivayet” kelimesini kullanmak istiyorum.
           
Şimdi rivayetlerin kendi arasında nasıl çelişkiler içerdiğini göreceğiz:

HACAMAT YAPTIRANIN ve YAPANIN ORUCU BOZULUR MU?
BOZULUR: Nebi Muhammed’den yapılan rivayete göre “Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulur.” (Ebû Dâvûd, Sıyam, 28)
 BOZULMAZ: Âlimlerimizin çoğunluğu ise, Nebi Muhammed’in oruçlu iken hacamat olduğuna dair rivayet. (Buhârî, Savm, 32; Ebû Dâvûd, Sıyam, 29)
            Bir örnek daha verelim:
TUVALET KIBLE YÖNÜNDE YAPILIR MI?
YAPILIR: “Nebi Muhammed, bir takım insanların küçük ve büyük tuvaletleri için kıble yönünde hoş karşılamadıklarından, bu didatı kaldırmak için tuvaletini kıbleye doğru yaptırdı.” Buhari 4/11
YAPILMAZ: “Gerek küçük, gerek büyük tuvaletinizi yaparken kıbleye dönmeyin.” Hambel 3/12
Devam edelim…
AYAKTA SU İÇİLİR Mİ;
İÇİLİR: “Nebi Muhammed ayakta su içilmesini yasakladı.” Ebu Davut 4/3717
İÇİLMEZ: “ Nebi Muhammed’i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm.” Ebu Davut 4/3718
           
Kısa kesmek istiyorum ama bu defa “iki-üç tane mi var?” Diyeceksiniz. Vaktinizi fazla almamak adına İzin verirseniz, özetle biraz daha devam edelim:
-Kişi ihramlıyken evlenebilir mi? Evlenir de, (Süneni Nesei, 5-6/179) evlenmez de… (Nesei 5,6/249)

- Hac’da ihramlı olanlar evlenebilir mi? Evlenir de, (Nesei 5-6/179) evlenmez de… (Nesei 5-6/179)

-Oruçlu kişi eşini öpebilir mi? Öpebilir de, ( İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafaası) öpemez de… (İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafaası)

-Erkeklerin baldırı gözükebilir mi? Gözükebilir de, (Tehzibut Tezhip 2/69) gözükmemeli de… (Hanbel 1/71)

-Ölü hayvanın derisinden faydalanılır mı? Faydalanılır da, (Buhari 72/30) faydalanılmaz da… (Hanbel 4/310, 311)

-Tuvalet ayakta yapılır mı? Yapılır da, (Buhari 1/167) yapılmaz da… (Süneni Nesei 1-2/25)

-Kan aldırmak orucu bozar mı? Bozar da, (Tirmizi Oruç 60; Ebu Davud Oruç 28; Buhari Oruç 32) bozmaz da… (Ebu Davud Oruç 29-30; Tirmizi Oruç 59; Buhari Tıp 11)

-Bir namaz iki kere kılınır mı? Kılınır da, (İbn-i Kuteybe, Hadis Müdafaası) Kılınmaz da… (Ebu Davud 2/56)

Rivayetler Kur’an’la örtüşse bile Kur’an’ı bırakıp da rivayete uymak zandır.
Yunus Suresi 36. Âyet:
Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiç bir şeyi sağlayamaz. Şüphesiz Yüce Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir.
            Farkında mısınız? Aynı kişide iki farklı rivayete de rastlayabiliyoruz. Bu saçma bilgilerin, doğru olup olmadığı araştırmadan inanılıyor.  Araştırdıklarını sananlar da Kur’an’ı rivayete uydurmaya çalışanlardır.  Bu da bazılarına yetmiyor. Rivayetle Âyeti nesih ediyorlar. Akıllarını geleneksel ve rivayete dayalı bağlılığın esaretinden kurtaramıyorlar. Yüce Allah’ın Kur’an’ını bir kenara itip, gerçek bir değer taşımayan yığınlarca kitap içinde de boğuluyorlar. Zanla kardeş oluyorlar. Bu kişilerin ne yaptıklarını en iyi bilen şüphesiz Yüce Allah’tır.
            Şimdide Kur’an’la çelişkili olan bazı rivayetlere bakalım:
-“Nebi Muhammed Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı.
“ (Buhari 76/47; Hambel 6/57, 4/367)
Tekvir Suresi 22. Âyet:
Sizin arkadaşınız Muhammed, kesinlikle deli değildir. O, meleği apaçık ufukta görmüştü. O, gaypten gelen bilgileri sizden esirgeyemez.

             Müşrikler Nebi Muhammed’i kabullenemediler. En azından içlerinden en zengin kişinin elçi olması gerekmez miydi, gibi düşüncelerinden dolayı Nebi Muhammed’i Yüce Allah’ın resulü olarak içlerine sindiremediler. Mecnun dediler. (15/6) Nebi Muhammed’e mecnun dediler diye; Biz de deli oldu mu demeliyiz? Büyüye kapılma olayı da sözden ileri geçmeyen bir durumdur. Nebi Muhammed’e binlerce mucize isnat eden rivayet Müslüman’ları; bunların yanı sıra büyülenmesine de inanabiliyorlar. Bu insanları anlayabilmek gerçekten çok zor.
            Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürmek, yani şiddet politikasıdır.

- “Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.
(Buhari 9:1391)
Al-i İmran Suresi 195. Âyet:
Rableri, dualarını kabul etti ve dedi ki: "Erkek olsun, kadın olsun, sizden kim iyi bir çaba gösterirse çabasını boşa çıkarmam. Biriniz diğerindensiniz.
           
Yüce Allah için erkek ne ise kadın da odur. Yüce Allah hiçbir ayetinde kadını veya erkeği aşağılamaz. Eğer insanlar içinde Allah’ın daha çok sevgisine mahzar olmak istiyorsak ancak bunu takvamızla gerçekleştirebiliriz.
Hucurat Suresi 13. Ayet:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve 'birbirinizi tanımanız ve tanışmanız' için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk, renk, soy ve servetçe değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.

- “Yüce Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.”
(Hanbel 5/243)
Kaf Suresi 16. Ayet:

Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.
Şura Suresi 11. Ayet:

O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip-yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hiç bir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
 Bize, bizden de yakın olan Yüce Allah’la el sıkışmak kadar saçma bir iftira olabilir mi?
Yüce Allah’ın eşi benzeri ve dengi yoktur. (112/4)

- Hz. Peygamber: “Altın ve ipek ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir” buyurmuştur.
(Ebu Davud, “Libâs,” 12; İbn Mace, “Libâs”)
Araf Suresi 32. Âyet:
De ki “Yüce Allah’ın kulları için çıkardığı süsü (yakışan giysiyi), temiz rızıkları kim haram etti?” De ki “Bunlar dünyada esasen müminler içindir; (Mezardan) kalkış gününden itibaren sadece onlar için olacaktır.” Bilen bir topluluk için Âyetlerimizi böyle açıklarız.
           
Birkaç örnek verdik. Daha fazlası mümkün; ancak sıkıcı gelebilir.  Bu rivayetlerin sahih olduklarına inanıyorlar. Bunlardan bir tanesine bile iman etmeyen, uydurulmuş din mensuplarına göre kâfirdir. Şimdi biz ne yapacağız? Kendi aralarında olan çelişkiyi gördük. Kur’an’a ters olanları da gördük. Yüce Allah’ın vahyine mi iman edeceğiz. Yoksa Sevgili Nebi Muhammed’e yapılan iftiralara mı?
           
Aşağıdaki paragrafta Profesör Dr. Ebubekir Sifil ’in videosundan bir paylaşım yapmak istiyorum. Kelime kelime duyduklarımı yazmaya çalıştım. Hiçbir ilavem ve yorumum yoktur. Dinimizin hangi noktada olduğunu bilmeyenler de öğrensin istedim.

“Önünüze yüzlerce Kur’an Âyeti koysalar ve deseler ki, “kader diye bir şey yoktur. 1400 sene önce uydurmuşlar. Kader inancı yoktur, dense ve önünüze yüzlerce Âyet koysalar, hemen yelkenleri indirmeyin. Sünnette ve senette bu var mı deyin? Sahabi, tabiin ve tebe-i tabiin de kader inancı var mı? Varsa Âyette de varsa bidattır. Terk edilmelidir. Reddedilmelidir. Tek başına Âyete dayandırılıyor olması ona meşrutiyet kazandırmaz. İsterse 500 tane Âyet okusunlar. Kur’an’da şu vardır, bu vardır diye 500 tane Âyeti delil gösterseler, sünnetten ve senetten dayanağı, tasdiki yoksa bidattır.”
            Bu sözleri duyduğumda tüylerim ürperdi. Yazdığımı tekrar okuduğumda da tekrarını yaşadım. Bu nasıl bir söylemdir. İlahiyat Fakültesinde bu ve benzer kişiler gelecek din adamı neslini yetiştiriyorlar. Bu söyleminden anladığımı açıklamak istiyorum. Haşa “Kur’an’ı çöpe atın.” diyor.
            TDV İslam Ansiklopedisi’nin tanımı da: “Farz yahut vâcip derecesi olmaksızın yapılması dinen istenen fiil anlamında fıkıh usulü terimi” Diye açıklıyor. Farz ve vacip olmayan Kur’an’ın önüne geçemez.  Bu kişinin söylemlerinin dayanağı Diyanet’te değilse nedir? Dayanağı her neyse, rivayetler madem Kur’an’dan önemli; Nebi Muhammed yaşadığı dönemde neden Kur’an’a gösterilen ehemmiyeti rivayetlere göstermemiş.
            İftiralara devam edelim:
-Resulullah şöyle buyurdular: “Kim sabah aç karnına yedi tane acve hurması yerse o gün ona ne sihir ne de zehir tesir eder.”
(Sa’d Bin Ebi Vakkas)
            Buna iman edenlere dersiniz ki; “Madem bu kadar inanıyorsunuz, deneyin… İşte hurma, bu da zehir” Bunlara da aslında iman etmiyorlar. İman ettiklerini sanıyorlar. TV. Programında Ebubekir Sifil’e, Caner Taslaman aynı şeyleri söylemişti. Ebubekir Sifil eğer hadisi uygulamalı olarak gösterseydi, bu olayı duymayanınız kalmazdı. Buna iman ediyorsan, herkese güvenini kazanmak adına göstersene… İspatlasana… Bu nasıl bir imandır. İman; güvenmek, inanmak demektir. Sözle peynir gemisi yürümüyor. Bu hurma rivayeti tamamen ticari, ekonomik bir uydurmadır. O dönemde hurman üretiminde fazlalık olmalı ki, Emeviler önünü açmak, satışa hareket vermek adına uydurmuş olabilirler. Bu da bir var sayım. Bizi de zanda bırakıyorlar. Bir deli kuyuya bir taş atarmış, bin akıllı çıkaramazmış. Devam ediyoruz:

-"Sizden birinizin (yemek) kabına sinek düşecek olursa, onu iyice batırın. Zira onun bir kanadında hastalık, diğerinde şifa vardır. O, içerisinde hastalık olan kanadıyla korunur."
(Ebû Dâvud, Et'ime 49; Buhârî, Tıbb 58, Bed'ü'l-Halk 14; İbnu Mâce, Tıb 31; Nesâî, Fera' 11)
            Bütün pisliğin (necasetin) üzerinde dolaşan sineğin bir de tamamının batır sonra da ye… Hâlbuki Allah bizlere iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. (3/157) Bu insanlar gerçekten hiç akıllarını kullanmıyorlar. (2/44)

-"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü vesselam namaz kılarken hırçın bir çocuk namazını kat'edip geçtiğinden Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselam, 'Yüce Allah'ım onun izini (ayağını) kes.' demiş. Ondan sonra çocuk daha yürüyememiş, öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş."
(Sünen-i Ebu Davud’da ve Kadı İyaz'ın Şifâ-i Şerif)
            Bu rivayeti Nebi Muhammed’in mucizesi diye abartarak anlatıyorlar. Nebi Muhammed’in şefkatini, merhametini yok sayıyorlar. Kızlarını diri diri toprağa gömen toplumda, Nebi Muhammed kızını omuzlarında gezdiriyordu.

- Darekutni ve başka hadis kitaplarında nakledildiğine göre, Abdullah sekiz dokuz yaşlarındayken, Resulullah kendisine hacamat ettirdiği kanını toprağa gömmesi için bir kap içinde vermiş, Abdullah ise oradan ayrıldıktan sonra tek başına kalınca, kanı gömeceği yerde içmiştir. Geri dönüp gelince Resulullah : "Ne yaptın?" diye sormuş, o da kinayeli konuşarak: "Onu ortadan kaldırdım." demiştir. Nebi Muhammed durumdan şüphelenip: "Herhalde onu içtin?" deyince Abdullah: "Evet!.." demiştir.
 Bunun üzerine Muhammed : "Kanı kanıma karışana ateş temas etmez." buyurmuş ve şunları da sözlerine eklemiştir:
" Veylün leke mine'n nâs ve veylün li'n- nâsi minke = Yazık insanlardan sana olacaklara, yazık senden dolayı insanlara olacaklara."
(el-Askalânî, el-Metâlibü’l-Âli¬ye, 4:21; el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, 2708; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:554.)
           
Hacamat yaptıran kişi, işlemden sonra rahatlar. Bunun sebebi vücuttaki pis kanın alınmasıdır. Yüce Allah kan içmeyi kesinlikle haram kıldı. (2/173) Hüküm yalnız Yüce Allah’a aittir. (12/40)

            Nebi Muhammed’e yapıla iftiraların ardı arkası kesilmez.
Resulullah şöyle buyurdu: “Kız çocuğunun idrarı yıkanır, erkek çocuğunun idrarı ise su dökülür.” 
(Ebu’s-Semh)
            Cahiliye dönemi Araplarında
kız çocuklarının diri diri gömüldüklerini biliyoruz. İyi kadının alacakarga kadar olabileceğini de gördük, şimdi de idrar farklılığı... Tam anlamıyla iyi kadın yok demek isteniyor. Kadınları aşağılama operasyonu çocukluktan başlıyor. Bunun sebebi Arap cahiliyesinin dine yapmış olduğu kültürlerinin tahribatıdır. Uydurulmuş dinin erkek hegemonyasının etkisinde olmasındandır.

-"Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Nebi onlara deve idrarını içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Muhammed onları yakalattı, ellerini ve ayaklarını kesti, gözlerini oydu, çölde susuz ölüme terk etti. Biz onlara su vermek isteyince, Peygamber bizi engelledi.”
(Buhari Tıp5/1, Hanbel, 3/107,163).
Bu rivayette yoruma bile ihtiyaç hissetmiyorum.
            Aşağıdaki rivayet için affınızı diliyorum. Paylaşamadıklarım da var. Yüce Allah bunlara iman edenleri ıslah etsin. Elimden duadan başka da bir şey gelmiyor.

-"Peygamber nerede güzel bir kadın görse hemen eve koşar, hanımı Zeynep’le cinsel ilişkiye girerdi.
(Buhari, Muhtasar Tecrid-i Sarih, hadis no: 192)

-Nebi Muhammed “Cebrail bana bir çömlek getirdi de ben ondan içtim ve bunun üzerine bana cinsî münasebette kırk erkek gücü verildi.” 
(İbn Sa’d, et-Tabakatu’l- Kübra, s.374)


-“Nebi Muhammed otuz erkeğin cinsel gücüne sahipti.” 
(Buhari, Muhtasar Tecrit-i Sarih, hadis no: 192),

-Bir gecede dokuz hanımıyla ayrı ayrı cinsel ilişki kurardı.”
 (Buhari, Gusul 12)

-Ebu Hureyye (Ra) şöyle demiştir: Ölüm meleği Mûsâ Peygamber’e gönderildi. Melek, Musa’ya gelince, Mûsâ, meleğin yüzüne vurdu, gözünü kararttı. Melek Rab’ bine döndü ve: “Sen beni ölmek istemeyen bir kula gönderdin!” diye hâlini arz etti. Yüce Allah, Azrail’e: “Sen yine Musa’ya dön de ona, elini bir öküzün sırtı üzerine koymasını ve elinin örttüğü her bir kıla mukabil bir yıl ömrü olacağını söyle” buyurdu. Mûsâ bunu duyunca: “Ya Rabbim, bundan sonra ne olacak?” diye sordu. Yüce Allah: “Bundan sonra yine ölüm vardır” buyurdu. Mûsâ: “Öyle ise ölüm şimdi gelsin” niyazında bulundu.

            Rivayetlerle dini yaşayanların bir bölümünü Kur’an mealini de okuması, bilmesi bir şey değiştirmiyor.
Ebubekir Hocayı hatırlayalım; “Beş yüz Âyette getirseniz” demiyor mu? Bunlara ne anlatabiliriz ki… Bunun anlamı: “Ben Kur’an’ı tanımıyorum.” Demek değil midir? Bu rivayete iman eden Mahmut Ustaosmanoğlu’ da bundan esinlenmiş olacak ki, Güya Azrail gelmişte geri göndermiş.
Munafikun
Suresi 11. Ayet:
Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.


-Resulullah buyurdular ki: “Hac veya Umre veya Yüce Allah yolunda cihat maksatları dışında gemiye binme. Zira denizin altında ateş, ateşin altında da deniz vardır.
(Kaynak: Ebu Davud, Cihat 9, 2489)
            Bir rivayeti bile reddedenlerin kâfir olacağını iddia edenler, feribota  gemiye binerler. İşlerine geleni yaparlar, işlerine gelmeyeni yapmazlar.

-Kadınları sünnet eden sünnetçi vardı. Resulullah şöyle dedi: Fazla derinden kesme! Çünkü bu, kadın için daha çok tat (orgazm) almasını sağlar. Kocası için de daha sevimlidir. Buyurdu. (Ebu Davut 5271)
            Bazı İslam ülkelerine hâlâ sünnet uygulaması yapılmaktadır. Ülkemizde bu rivayete, riayet yoktur. Ebu Davut’un ve sahih kabul edilen rivayetlerdendir. Diğerleri gibi bunun da Kur’an’i bir dayanağı yoktur.

-“Arkasından koparılan feryat (ve yakılan ağıt) sebebiyle, feryat edildiği sürece, ölüye kabrinde azap olunur”
(Buhârî, Cenâiz 34; Müslim, Cenâiz 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Cenâiz
            Ölen kişinin imtihanı olmuş, imtihan alanını terk etmiş, amel defteri kapanmıştır. Ölmüş kişi neden başkası yüzünden azap çeksin. Kimse kimsenin günahını yüklenmez.

Eğer ağlamak isyan derecesindeyse; bu ölenin değil, ağlayanın sorunudur.
Fatır Suresi 18. Âyet:
Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri hâlde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah'adır.

            Ölen kişi imtihan sonucunu, karnesini (iyi, kötü yaptıklarını) boynuna takıp götürmüştür. Hiçbir şekilde ona kimsenin ne faydası ne de zararı dokunabilir. Birileri “Yaptırılan yol, su, okul gibi hayırlar ne olacak? Bunları yaptıranların amel defteri de mi kapanacak? ”  diyecektir. Evet, Kur’an’a göre herkesin defteri kapanmıştır. Yüce Allah yapılmış hayratlarınızdan kaç kişinin daha yararlanacağını bilmiyor mu? Gelecekte ki alacak sevaplarını da peşinen verilerek kapatılacaktır. Amel defterimiz ahiret hayatında din günü ortaya çıkacaktır. Orada hiçbir haksızlık yapılmayacaktır.

Al-i İmran Suresi 25. Âyet:  
Peki onları geleceğinde kuşku bulunmayan bir gün için topladığımızda ve hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese hak ettiği tastamam verildiğinde halleri nice olacak!


-Ebu Hureyye anlatıyor: Resulullah buyurdular ki: “Çocuğu diri diri gömen kadın, diri diri mezara gömülen çocuk da cehennemdedir.”
(Ebu Davud, Sünnet 17)

Kur’an’a göre buluğ çağına gelmeyen çocuklar için imtihan başlamamıştır. Yani günahsızdır. Hiçbir canlı kendi isteğiyle canlı canlı gömülmek ister mi? Bunu da geçelim. Hüküm veren yalnız Yüce Allah’tır. (12/40) Resul sadece vahiy edilene uyar. (46/9)

Bir miktar daha rivayetlerden yorumsuz paylaşarak bu konuyu inşallah sonlandıralım.

-Güneş, şeytanın iki boynuzu arasında doğar.
(Buhari)


-“Zina yapan evlilerin taşlanarak öldürülmesini emreden Âyet, Ayşe`nin döşeğinin altındaki sahifede yazılı bulunuyordu. Peygamber ölünce Ayşe onun defin işlemleriyle meşgul iken, evin açık kapısından içeri giren bir keçi o sahifeyi yedi ve böylece taşlama cezası Kuran`dan çıktı; ama hükmü devam ediyor”
(İbni Mace 36/1944; Hanbel 3/61; 5/131, 132, 183; 6/269).


-Şeytan helâda insanların makatlarıyla oynar.
(Ebu Davud) (Buhari 76/53).

-Güvercin şeytanedir.
(Ebu Davud, İbn-i Mace)

-İki yöneticiye birden onay verilirse, içinden birisi katledilmelidir.
(Müslim)


-Avret yerleri açıkken beraberce hacet gidermesinde bir sakınca yoktur ancak o vaziyette konuşmaları günahtır.
(Ebu Davud)

- Kişi ishalden ölürse, şehit olur.
(Nesai, Ebu Davud, Muvatta)


-Kadın kendisine haram olması için, yetişkin bir erkeği emzirebilir.
(Müslim, İbn-i Mace)

-Kişi gurbette ölürse, şehit olur. <

(İbn-i Mace)


-Etin kokuşmasının nedeni İsrailoğulları’dır. <<<

(Buhari, Müslim)


-Mushaf’taki Bakara Suresi’nin 238. Âyeti eksiktir.

(Müslim, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud)


-Kertenkele katleden bir kişiye, kaç vuruşta katlettiği dikkate alınarak -Allah tarafından- sevap yazılır.
(Müslim) (Buhari, Nesai, Muvatta)

-"Nebi, savaşta kadınların ve çocukların öldürülmesinin bir sakıncası olmadığını söyledi"
(Buhari, Cihad/146; Ebu Davud 113).


-Nebi İbrahim seksen yaşında, keserle sünnet olmuş.
(Buhari, Müslim)


-Cahiliye devrinde bir gün maymunlar, zina eden bir maymunu recm etmiş.
(Buhari)


-Köpekler katledilmelidir.
(Müslim)

-Namaz için çağrı yapıldığı vakit, şeytan zart-zurt osurarak uzaklaşır.
(Buhari, Müslim)


-Kırmızı renkli elbise giymek harama yakındır.
(Tirmizi, Ebu Davud)

-“Keçinin yemesi sonucu Kuran`dan çıkan taşlama Âyetini Ömer Kuran`a tekrar sokmak istedi; ancak halkın dedikodusundan korktuğu için cesaret edemedi”

(Buhari 53/5; 54/9; 83/3; 93/21; Müslim, Hudud 8/1431; Ebu Davut 41/1; Itkan 2/34).


-Hayatında üç kez tövbe etmiş bir kişi, o dakikadan sonra ne kadar günah işlerse işlesin -Allah tarafından- affedilir.
(Buhari, Müslim)

-Mushaf’taki Beyyine Suresi eksiktir.
(Tirmizi)


-İçerisinde köpek leşleri, kadın hayız bezleri ve insan pislikleri olan kuyudan su içilebilir.
([Ebû Dâvud, Tahâret 34, (66); Tirmizî, Tahâret 49, (66); Nesâî, Miyâh 2, (1, 174)

-“Dinini değiştireni öldürün.”
(Nesai 7-8/14; Buhari 12/1883)


-Uğursuzluk 3 şeydedir, at, ev, kadın"

[ buhari, cihad, 47, nikah, 17 / muslim, selam, 119 / muvatta, isti'zan, 21 ]


- Bir evde üçten fazla yatak olmamalıdır, zira dördüncü yatak şeytanadır.
(Müslim, Nesai, Ebu Davud)

 

– “Bir adam karısını yatağına (cinsel ilişki için) çağırsa da, kadın yanaşmasa, o sırada cinsel ilişkide bulunmazsa ve bu yüzden kocası geceyi öfkeli-sinirli olarak geçirse, melekler o kadına, sabaha değin lanet ederler.” (Bkz. Buhâr’i, e’s-Sahih, Kitabu Bed’il’halk/7; Tecrîd, hadis no:1337; Müslim, e’s-Sahih, Kitabu’n-Nikâh/120-122, hadis no: 1436; Ebu Dâvûd, Sünen, Kitabu’n-Nikâh/42, hadis no: 2141.)

 

-“Ben Câhiliyet devrinde zina etmiş olan bir maymunun üzerine birçok maymunların toplanmış olduklarını gördüm. Maymunlar o zina eden maymunu recm ettiler. Ben de o maymunlar topluluğunun beraberinde zina eden maymuna taş attım.”
 ( Buharî, Menakıbu’l-Ensar, 27). B

-İçki içen bir kişi ilk seferde dövülmeli, ikinci seferde de dövülmeli, üçüncü seferde de dövülmeli, dördüncü seferde de dövülmeli ancak beşinci seferde katledilmelidir.

(Nesai, Tirmizi, Ebu Davud, İbn-i Mace) (Buhari 63/27)

-Nebi Süleyman ; Allah’ın yolunda cihat edecek bir erkek çocuk doğurtabilmek adına, 1 gecede 90 tane zevcesi ile birlikte olmuş.
(Buhari, Nesai)


-Resim yapan bir kişi cehennemliktir.
(Müslim 2109/98, Buhari 5957, 5958, Nesei 5320, 5321, 5322, 5328)


- İki kişinin aynı anda helâya gidip,

avret yerleri açıkken beraberce hacet gidermesinde bir sakınca yoktur ancak o vaziyette konuşmaları günahtır.
(Ebu Davud)


            Şimdi hadisçilere soruyorum; aşağıdaki hadisleri neden görmezden geliyorsunuz?
Hani hadisin bir tanesinin inkârı bile dinden çıkmaya yetiyordu! Siz hiç inancınızı sorgulamıyor musunuz? Yaptıklarınızla Kur’an’a ters düşüyorsunuz. Kendi inançlarınıza da ters düşmüyor musunuz?

-"Yüce Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: 'İnsanlara ne oluyor da, Yüce Allah'ın Kitabında olmayan farzları, farz olarak ileri sürüyorlar. Kim Yüce Allah'ın Kitabında olmayan bir farzı farz koşarsa bu batıldır. Böyle yüz şart ileri sürülse bile Yüce Allah'ın farzı en haklı ve en güvenilir olandır."
(Buharî, Büyü, 67. Dr. İsmail Hakkı Ünal, İmam Ebu Hanife'nin Hadis Anlayışı Ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 87)
            Bu Buhari’ye ait bir rivayet. Bunu dininizin neresine koyacaksınız. Siz Kur’an’a iman etmiyorsun. Sizin teriminizle söyleyeyim: Bu hadisi de inkâr ediyorsunuz. Peki sizin imanınız nerede…

-Yüce Allah'ın kitabında helâl kıldığı helâl, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Yüce Allah'ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Yüce Allah hiçbir şeyi unutucu değildir.
( Ebu Davud k. Etime 39/ Tirmizi k. Libas 6/ ibn Mace k. Etime 60/ El - Müracaat sayfa 20)

-Yüce Allah’ın helâl kıldığını haram kılmak, şirktir.
(5936-Müslim)

 

"Din konusundaki ihtilaflarda size Kur'an yeterlidir."
(5424-Buhârî-Müslim-Nesâî; 4727-Muvatta-Müslim; 5406-Buharî-Müslim)

-“Benden bir şey yazmayın, benden Kur'an dışında bir şey yazan onu yok etsin.”
(Sahihi Müslim c.4, s.97/ Süneni Daremi c.1, s.119/ Süneni Ahmed b. Hanbel c.3, s.182)

-" Biz hadis yazarken Nebi yanımıza geldi ve yazdığınız şey nedir? Dedi.
Senden işittiğimiz hadisler dedik. Nebi, Yüce Allah'ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Yüce Allah'ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar."

( Tirmizi, es Sünen, El Hatip, Takyid, s.33)

 

-Ben Kur’an’ın helâl kıldıkları dışında bir şeyi helâl kılmadım. Kur’an’ın haram kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım.
(İbni Hişam, Siret 4)

-“Resulullah ölüm döşeğinde şöyle dedi: Ben yalnızca Kur’an’ın haram kıldıklarını haram kılarım. Yüce Allah’a yemin ederim ki benim adıma bir şeye (beni bahane ederek) sarılmasınlar.”
(Ebu Yusuf er-Redd, 31) s.85

            Kur’an’ı Yüce Allah indirdi ve mutlaka O’nu koruyacak olan da kendisidir. (15/9) Rivayetleri de Kur’an’ın açıklaması olarak görenler: “Kur’an’ı koruyan Yüce Allah, Kur’an’ın açıklamasını da koruyor diye iddia ediyorlar. Madem öyle; bu hadisleri neden gizliyorlar, görmezden geliyorlar, gün ışığına da çıkartmıyorlar.
            “Bizleri de hadis inkârcılığıyla itham ediyorlar. Rivayetlerinde bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmiyorlarsa neyi savunuyorlar. Bunlar hakikati örtenler ve gizleyenlerdir. (2/159) Kâfirlerin en büyük özelliği hakikati olduğundan çok farklı göstermektir.
            Bazı kitleleri etrafında toplayıp onları uydurulmuş dinle kandırmaktırlar. Böylece indirilmiş bir dinin paralelinde farklı farklı cemaatlerle farklı alt sürümlü dinler oluşturmuşlardır.  
            İman etmedikleri rivayetlerden biraz daha örnek verelim:

-"Size sadece Kur'an'ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız"
( Müslim 15/19 Nu, 1218; İbn Mace 25/84 Nu, 3074; Ebu Davut 11/56 Nu, 1905)


-“Sahabe, Yüce Allah'ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler ancak onlara izin verilmedi.” 
(Darimi, es Sünen)


-“Bana mucize olarak verilen ancak Yüce Allah'ın bana vahyettiğidir. / Kur'an'dır.”
( Buhari, İ'tisam, 1)

 

-Hz Ömer, Nebi Muhammed'den halkın doğru yollardan sapmamaları için kendisinden bir şeyler söyleyip yazmasını istediğinde; Muhammed (s) : "Yüce Allah'ın Kitabı bize yeter." Dedi.  
(Buhari İ'tisam 26, İlim 39, Cenâiz 32, Merza 17; Müslim Cenâiz 23, Vasaya 22)

 

-“Kur’an’ın haram kıldığını helâl kılan, helâl kıldığını haram kılan Kur’an’a inanmamıştır.”
(435- Tirmizî) (Ebu Davud K. Etime 39/Tirmizi k. libas 6 İbni Mace k. etime 60/ El-müracaat sayfa 20)

 

-Şednad, İbni Abbas'a "Hz. Muhammed (s) bir şey bıraktı mı?" diye sordu. O da  "Sadece Kur'an'ın iki kapağı arasında olanları bıraktı." cevabını verdi. “Kur’an‘ın haram kıldığını haram, helâl kıldığını helâl gören cennete girer.”
[424- Tirmizi]

 

-Resulullah şöyle buyurdu: Ben ümmetim için, başlarına geçecek olan, Yüce Allah’ın yolundan saptıran idarecilerden korkarım. Bunlar, emirler, âlimler ve abidlerdir. Halk içinde bilgisizce hüküm vererek onları saptıracaklardır.
(Ebu Davud, Müslüm, Tirmizi)

 

- "Size sadece Kur'an'ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız"
(Müslim 15/19 Nu, 1218 ; İbn Mace 25/84 Nu, 3074 ; Ebu Davut 11/56 Nu, 1905)

            Kur’an bize yetmez diyenlere, işte bu rivayetler de onlara fazla geliyor. İşlerine geldiği gibi dini yaşayanların sonu malumdur. Tek çıkış yolu; mealleri çarpıtmadan, rivayetleri Kur’an’a yamamadan, Kur’an’a tabii olmak, O’nu hayata taşımaktır.
             Resul Muhammed’in tek görevi Yüce Allah’tan almış olduğu vahyi katıksız, (olduğu gibi) bize aktarmaktır. (5/99)
            Tek bir harfi bile değişmemiş resul, (Kur’an’ı Kerim) hayatta olup Yüce Allah’ın korumasında hayatımıza taşınmak üzere kapağı açılmadan beklemekte. Kapağı açanların çoğunluğu da anlamadan okumaktadırlar…
            Hüküm Yüce Allah’ındır. (12/40)  Yüce Allah hüküm koymada kimseyi ortak etmez. (18/26) Yüce Allah’tan başka din adına kanun, hüküm koyan kimse de olamaz. Koyanlarda varsa, onlara geçmiş olsun. Şirk bataklığında boğulup gitmişlerdir. Hüküm koymada kimseyi kendine ortak etmeyen, (18/26) tek hüküm koyucu olan Yüce Allah, (6/62) Nebi Muhammed’e vahyolunana uymasını emrediyor. (33/2) 
            Yüce Allah, Nebi Muhammed’i tehdit ediyor; “Vahyolunana uymaz, bize isnat ederek bazı sözler uydurursan, mutlaka seni kudretimizle yakalar, şah damarını koparırız.” Diyor. (69/44-46) Gaybı bilmeyen Nebi Muhammed, vahyedilene uymuştur. Hiçbir ilave veya eksiltme yapmamıştır. (6/50)

Ahkaf Suresi 9. Âyet:
De ki: 'Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahye dilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim
.
           
Merak ediyorum, bazı kişiler kendilerini Nebi Muhammed’den, daha mı üstün görüyorlar? Nebi Muhammed’e ne vahy edilmişse ona uyar, tebliğ ederek (duyurarak) elçilik görevini de yerine getirmiş oluyordu. (7/203, 5/92) Kesinlikle kendisinden bir şey uydurmaz. (38/86)
           
Görüldüğü üzere Nebi Muhammed’in Yüce Allah adına bağımsız hüküm vermesi mümkün değildir. Vahye ekleme de çıkartma da yapamaz. Yüce Allah’ın teminatında olan Kur’an’ı Kerim’in içinde çelişki yoktur. (4/82) Yüce Allah’ın koruduğu, (15/9) çelişkisiz, (4/82) eksiksiz, (6/38) anlaşılır, detaylandırılmış, (11/1) kolaylaştırılmış, (54/17),  apaçık yol gösterici, (16/89) örneklerle açıklanmış, (17/89), 17/41) bir kitaptır.  Yüce Allah’ın Kitabı Kur’an terk edilir mi? Din zan üzerine inşa edilir mi? Öyleyse İmtihan sorularımızın bulunduğu kitaba sahip çıkalım. Tane tane defalarca okuyalım. Sonra okuyup öğrendiklerimizi hayatımıza taşıyalım. Kurtuluşumuz anahtarı Kur’an’ı Kerim’dir. Sadece Kur’an’dan sorumluyuz. Kur’an-ı Kerim Yüce Allah’ın göndermiş olduğu mesajlarla doludur. O'na karşı, tutumunuzdan dolayı hesaba çekileceğiz. (43/44)


Doğrularım Allah’a, yanlışlarım bana aittir.        Aydın ORHON

 

 

Makalenin başlarında sözünü verdiğim mezheplerin haram-helâl çizelgesi


MEZHEPLER ARASINDAKİ FARKLAR

 

 

KONULAR

HANEFİ

MALİKİ

ŞAFİİ

HANBELİ

1

Ölü hayvanın derisi helâl midir?

Haram

Helâl

Haram

Helâl

2

Yılan balığı yemenin hükmü nedir?

Helâl

_

_

Haram

3

Erkeğin kırmızı elbise giymesinin hükmü nedir?

Mekruh

Helâl

Haram

Mekruh

4

Erkeğin sarı elbise giymesinin hükmü nedir?

Haram

Helâl

Haram

Haram

5

Ud, zurna, dümbelek, boru davul çalmak nedir?

Mekruh

Helâl

Helâl

Haram

6

Karga eti yemenin hükmü nedir?

Haram

Helâl

Haram

Haram

7

At eti yemenin hükmü nedir?

Haram

Helâl

_

_

8

Midye yemenin hükmü nedir?

Haram

Helâl

_

_

9

İstiridye yemenin hükmü nedir?

Haram

Helâl

_

_

10

Kırlangıç eti yemenin hükmü nedir?

Helâl

Helâl

Haram

Haram

11

Kartal eti yemenin hükmü nedir?

Haram

Helâl

Haram

Haram

12

İlk iki rekatta Fatiha okumanın hükmü nedir?

Vacip

Farz

Farz

Farz

13

Rüku ve secdelerde tesbih etmek nedir?

Sünnet

_

Sünnet

Vacip

14

İlk iki rekatta Fatiha’dan sonra sure okumak nedir?

Vacip

Mübah

Sünnet

Sünnet

15

Vitir namazının hükmü nedir?

Vacip

Sünnet

Sünnet

Sünnet

16

Tüysüz bir delikanlıya değen erkeğin abdesti bozulur mu?

Hayır

Evet

Hayır

Hayır

17

Namazda selam almak abdesti bozar mı?

Evet

Hayır

_

_

18

Namaz kılan kimsenin önünden geçilmesinin haram olduğu mesafe ne kadardır?

40 kulaç

1 kulaç

3 kulaç

3 kulaç

19

Namaz içinde unutarak konuşmak namazı bozar mı?

Evet

Hayır

Hayır

Evet

20

Namazda “ah” ve “of” demek namazı bozar mı?

Evet

Hayır

Evet

Evet

21

Abdestin farzları kaçtır?

4

7

6

7

22

Abdesti belli bir sıra ile almak farz mıdır?

Hayır

Hayır

Evet

Evet

 

23

Abdesti ara vermeksizin almak farz mıdır?

Hayır

Evet

Hayır

Evet

24

Abdestin sünnetlerinin sayısı kaçtır?

18

8

30

20

25

Misvak kullanmak sünnet midir?

Evet

Hayır

Evet

Evet

26

Abdestte ellerin, yüzün ve kolların üçer kere yıkanması sünnet midir?

Evet

Hayır

Evet

Evet

27

Abdestte kulaklar kaç defa mesh edilmelidir?

1

1

3

1

28

Abdesti bozan şeylerin sayısı kaçtır?

12

3

5

8

29

Cinsel organına dokunmak abdesti bozar mı?

Hayır

Evet

Evet

Evet

30

Namazda kahkaha ile gülmek abdesti bozar mı?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

31

Deve eti yemek ve cenazeyi yıkamak abdesti bozar mı?

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

32

Abdest şüphe ile bozulur mu?

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

33

Kan akması abdesti bozar mı?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

34

Delikli meshin üzerinden mesh etmek caiz midir?

Evet

Evet

Hayır

Hayır

35

Gusül abdesti almayı gerektiren sebeplerin sayısı kaçtır?

7

4

5

6

 

36

Gusül abdestinin farzları kaç tanedir?

11

5

3

-

37

Umursamazlıktan veya tembellikten dolayı namaz kılmayanın hükmü nedir?

Hapsedilir, kanatılana kadar dövülür, öldürülür

Tövbe etmezse öldürülür

Üç gün içinde tövbe etmezse öldürülür

Üç gün içinde tövbe etmezse öldürülür

38

Ezanın sözleri peşpeşe okunmasa da geçerli olur mu?

Evet

Evet

Hayır

Hayır

39

Namazı bitirirken selam vermenin farz olduğu miktar nedir?

Farz değildir

1 tarafa vermek farzdır

1 tarafa
Vermek
farzdır

2 tarafa vermek farzdır

40

Erkeğin avret yeri neresidir?

Göbeği ile diz kapağı arası

Ön ve arka uzuvları

Göbeği ile diz kapağı arası

Göbeği ile diz kapağı arası

41

Ölüyü yıkarken ağzına ve burnuna su vermek gerekir mi?

Hayır

Evet

Evet

Hayır

42

Cenaze namazı, namaz kılmanın yasak olduğu kaç vakitte kılınmaz?

5

3

Her vakitte kılınabilir

3

43

Ölü, gömülmek için öldüğü yerden başka bir yere nakledilebilir mi?

Evet

Evet

Hayır

Hayır

44

Ramazan orucu için her gün ayrı ayrı niyet etmek şart mıdır?

Evet

Hayır

Evet

Evet

45

Kan aldırmak orucu bozar mı?

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

46

Erkek ve kadının ziynet eşyalarından zekat vermeleri farz mıdır?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

47

Kâğıt paradan zekat vermek farz mıdır?

Evet

Evet

Evet

Hayır

49

Topraktan çıkan her şey için zekat vermek farz mıdır?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

50

Balın zekatını vermek farz mıdır?

Evet

Hayır

Hayır

Evet

51

Kiralanan veya emanet alınıp ekilen toprağın zekatını vermek farz mıdır?

Hayır

Evet

Evet

Evet

52

Zeytinin zekatını vermek gerekli midir?

Evet

Evet

Hayır

Evet

53

Yem ile beslenen ve çalıştırılan hayvanlardan zekat vermek farz mıdır?

Hayır

Evet

Hayır

Hayır

54

Koyun ile keçi kaç yaşlarında olursa zekatı farzdır?

Koyun 1
Keçi 1

Koyun 1
Keçi 1

Koyun1Keçi 2

Koyun 1/2
Keçi 2

55

Kadın yanında kocası olmadan hacca gidebilir mi?

Hayır

Evet

Evet

Hayır

56

Acizlik veya zaruret yüzünden hacca gidemeyen kişinin kendi yerine başkasını göndermesi caiz midir?

Evet

Hayır

Evet

Evet

57

Haccın şartı kaç tanedir?

2

4

5

4

58

Şeytan taşlarken atılan taşın cemreye düşmemesi caiz midir?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

59

İpeğin üzerine oturmak, yaslanmak, yastık olarak kullanmak, duvar örtüsü yapmak haram mıdır?

Hayır

Evet

Evet

Evet

60

Erkek çocuğa ipek giydirmek caiz midir?

Hayır

Hayır

Evet

Evet

61

Gümüş ile süslenmiş kaptan su içmek ya da abdest almak caiz midir?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

62

Sakalı kesmek haram mıdır?

Evet

Evet

Hayır

Evet

63

Tavla oynamak haram mıdır?

Hayır

Evet

Evet

Evet

64

Satranç oynamak haram mıdır?

Evet

Evet

Hayır

Evet

65

Cinsi tecavüzde bulunulan hayvanın hükmü nedir?

Öldürülür, eti yenmez

Öldürül mez, eti yenebilir

Öldürülmez, eti yenebilir

Öldürülmesi gerekir

66

Şarap ve diğer sarhoş edici maddelerin içilmesinin cezası kaç değnektir?

80

80

40

80

67

Dinden döndüğü için öldürülen bir kişinin malı mirasçılarına verilebilir mi?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

68

Dinden dönen kadın öldürülür mü?

Hayır

Evet

Evet

Evet

69

Bir kadının hakimlik yapması caiz midir?

Evet

Hayır

Hayır

Hayır

70

Köpek necis bir hayvan mıdır?

Hayır

Hayır

Evet

Evet

 

ŞAKKU'L KAMER OLAYI

ŞAKKU’L KAMER

         Şakku’l Kamer olayının vuku bulduğu iddia edilen dönem Mekke’de boykot yıllarına tekabül eder. Risaletten sonra 8. Yılda olarak bilinir. (Diyarbekri, el –Hamis, Beyrut trz. I. 298)

     Ayın yarılması ile ilgili bir rivayet: Bildiğiniz gibi haram aylarda boykot uygulanmazdı. Şibu Ebu Talip denilen bölgeye sığınan Haşimoğulları bu aylarda dışarı çıkabiliyorlardı. İşte böyle bir zamanda Mina’da Mekkeli müşrikler Nebi Muhammed’den mucize istediler. Bir işaretle ayın bir yarısı bir dağa diğer yarısı diğer dağın üzerine ayrılmıştır. Veya Nebi Muhammed’in önünde durmuş. (Müslim. Sıfatü’l  Münafikün 45) Sonra tekrar orijinal görünümüne dönmüşler. (İbni Kesir. II. 483)

     Rivayetlerin geneline baktığımızda çelişkilerle karşılaşırız. Bazı rivayetlerde Mucize isteyen kişilerin müşrikler değil de Yahudi alimler tarafından istendiği söylenmektedir. Mekke’de o dönemde Yahudi tüccarlar dışında Yahudi yoktu. (Çelikkol 141) Bu şartlarda Yahudilerin böyle bir talepte bulunmaları mümkün görünmüyor.

İbn Hacer Fethu’l-Bari adlı eserinde “Enes’in (olayı gözlemlemesi mümkün olmayan Medine’li bir sahabi) dışında hiçbir sahabiden Reslullah’ın bu mucizeyi kafirlerin isteği üzerine gösterdiği şeklinde bir riveyete rastlamadım.” Demektedir. (İbn Hacer el-Askalani. Fethu-l-Bari. Beyrut trz., VII. 182)

İsra 90-93. Ayet

Şakku-l Kamer olayının bir veya iki defa gerçekleşmesi hakkında da ihtilaf mevcuttur. (Tabari. Tefsiru’t-Taberi. XIII. 1 1 1).

     Rivayetler bir tık daha ileri gidiyor; Nebi Muhammed’ın emriyle yine ayı iki parçaya bölüyor. Bu defa iki parçası göğsünden giriyor, kollarından çıkıyor. Bitmedi; Bir parçası Safa tepesine, diğer parçası da Merve tepesine iniyor. Mekkeliler bunu ikindi ve akşam vakitleri arasında bir süre izlediklerini aktarırlar.

Şakku-l Kamer olayını şiddetle savunan alimler bile bu haberi uydurma ve iftira olduğunu belirtmektedir. (İbn Kesir. El-Bidaye ve’n-Nihaye. II. 483.)

İslam tarihi kitaplarını bırakalım. Hadis kaynaklarına devam edelim. Rivayetlerin ravilerine göz atalım. Bu rivayetle ilgili yedi ravi ile karşılaşırız. Bunlar: Enes b. Malik, Huzeyfe b.Yeman, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer, Abdullan b. Amr. Cubeyr b. Mutim, Abdullah b. Mesud (Rivayet farkları ve raviler için bkz. Köksal V. 36; İlyas Çelebi, itikati açıdan uzak ve yakın gelecekle ilgili haberler. İstanbul 1996. 161)

Bu raviler içerisinde Enes ve Huzeyfe Medine’de Müslüman olmuşlardır. Bu olayı görmeleri mümkün değildir.

Ravilerden Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Amr’a geldiğizde kimisi daha doğmamış, kimisi de bu olayı ne gözleyecek yaşta ve durumda değildir. (Geniş bilgi için bkz. Sun’atullah Bikbulat , “İnşikak-ı Kamer Meselesi”, İslamiyat, Bünyamin, Erul, Ankara 2004, C. 7, Sayı:3. S. 188: Mevdudi, II 521)

Cubeyr b. Mutim ise müşrik ölmüş babası Mutim’den duymuştu. Kendisi de o zaman Müslüman değildi. Mekke döneminde o günlerde yaşamış sahabe toplum varken çoğunluğu olayı görmeyenden oluşan bir rivayet.

Bu ve buna benzer sebeplerden rivayetlerin tartışmalı durumu, ayrıca konuyla ilgili hiçbir rivayetin mütavatir haber derecesine ulaşmaması, (Bikbulat 187) Cubeyr rivayeti gibi bazı rivayet kaynaklarının kopuk olması, (İlyas Çelebi, “İnşikaku’l-Kamer” DİA) olayın geçmişte meydana geldiği iddiasının kesin bir kanıta dayanmadığının göstergelerindendir.

Kur’an da Kamer suresinin girişinde açıkça belirtiliyor.
Kamer 1-2. Ayet:

Bazı müfessirler rivayetlerin etkisinde kalarak ayette anlatılan ay yarılmasının Mekke’de mucize olarak gerçekleştiğini söylemişlerdir.
Bazı müfessirle de bu konuda rivayetlere inanmamışlardır. Ayetlerde belirtilen olayın kıyamette gerçekleşeceğini belirtmişlerdir. (Zeki Duman, Beyanu’l-Hak, Ankara 2005, 1, 227) Ayrıca, onlar tabiinden Hasan Basri ve Ata b. Rabah’ın ayetteki ifadenin kıyamet günü gerçekleşeceğini savunur.(Bikbulat, 187; Çelebi, “İnşukaku’l  Kamer”, DİA; Salebi gibi müfessirlerin de bu görüşü savundukları şeklinde bilgi için bkz. İbn Atiyye, el-Muharreru’l-Veciz, Beyrut 1993,V, 221)

İslam öncesi cahiliyye şairlerinden meşhur İmruu’l-Kays’ın şiirlerinde de Kur’an’daki ifadenin aynısının geçtiği görülmektedir. (Bkz Münavi, Şerhu Feyzu’l-Kadir, Beyrut 1972, 187: http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Imru’_al-Qays) Bu da Kur’an’daki ifadenin Kıyamet günüyle ilgili olduğunu destekleyen bir argüman olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu bağlamanda bazı araştırmacılar, Kamer suresindeki söz konusu ayetlerdeki ifadeden geçmişteki bir olayı değil, gelecekteki kıyameti anlattığını düşünmekteler.

Zira bu tür bir kullanım Arapçada yaygın olduğunu ve olayın kesinliğini vurgulamak için kullanıldığını bildirirler.(Esed 1087; Kur’an Yolu, V, 123)

Ayrıca sure siyak açısından ise 6. Ayetten itibaren anlatılan kıyamet sahnesine de giriş niteliğndedir. (Esed, Kamer Suresi 1-7. Ayetleri tesfiri)

Aşağıdaki ayetlerin açık ve anlaşılır olmasına rağmen siyere de bir uğrak vermek istedim.
Kapanışımızı konuyla ilgili ayetlerle yapalım:

İsra 59. Ayet: “Bizi ayetler (işaretler) göndermekten alıkoyan tek şey öncekilerin ayetleri yalanlamış olmasıdır.

Ankebut 50-51. Ayet:
“Ona Sahibinden mucizeler indirilseydi ya!” derler. De ki: “Mucizeler sadece Allah katındadır. Ben açıkça uyarıda bulunan bir kişiyim; o kadar.”
Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.

İsra 90-93. Ayet:
Dediler ki: "Yerden bize bir göze fışkırtmadıkça sana inanmayız!"
Hurması ve üzümü olan bir bahçen de olabilir; ırmakları onların arasından da akıtabilirsin.
Ya da sandığın gibi gökyüzünü üstümüze parça parça düşürürsün. Allah’ı ve melekleri karşımıza getirsen de olur.
Altından yapılmış bir evin olsa yahut gökyüzüne çıksan? Bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe çıktığına da inanacak değiliz ya.” De ki “Rabbime boyun eğerim; ben elçi olan bir beşerden başka neyim ki?

 

Doğrularım Allah’ın yanlışlarım bana aittir.       Aydın ORHON


Kaynak: Mehmet AZİMLİ  “Siyeri Farklı Okumak”


CAMİLERİMİZ NASIL OLMALI

            CAMİLERİMİZ NASIL OLMALI?

            Camilerimize dünya kadar para harcayıp ihtişamlı şekilde imar ediyoruz. Önemli olan dışının değil içinin ihtişamlı olmasıdır. Bu camilerimizde 3-5 safla salat (namaz) eda edilir ve çıkılır. Ortalama bir vakit namazı 15-20 dakika düşünürsek, 5 vakitte yaklaşık 100 dakika kullanmış oluruz. 2 saat olsun. Diğer saatler atıl, hatta kilitli şekilde bekler. “Kilit vurulmasın 24 saat açık kalsın.” Desem, herkesin aklına hırsızlık gelir. Hırsızın çalabileceği camide pek bir şey yok. Ancak kilit vurarak cami gibi koca bir alanın 20 saatini çaldıklarından habersizlerdir. Bu zaman zarfında çeşitli ilmi ve kültürel faaliyetlerin yaşandığı alan haline dönüştürülebilir.
 
            Muhammed zamanında mescitte Mufaraha denilen edebî yarışlar düzenlenir, şiir ve konuşma yarışları yapılırdı. Nebi Muhammed’in mescidi misafir ağırlama yeri, spor merkezi, düğün, (Nebi Muhammed bazı nikah merasimlerini mescitte yapmıştır), mahkeme, buluşma ve istirahat yeri olarak kullanılmıştır
 (Canan, Hadis Külliyatı Kütüb-ü Sitte Terceme ve Şerhi, c. 15, s. 314-315)
Mescitte sağlık hizmetleri verdiğini bilmekteyiz.
(Buhârî, Megazî, 30, Cihad, 18; Müslim, Cihâd, 67)
Eğer Nebi Muhammed’i örnek alacaksak
Araştırmalara göre camiler yapılırken yaklaşık %70’i avlu ve bahçe olarak düşünülür. Buralarda çocuklar için oyun alanları oluşturulabilir.  Genellikle camilere avlusundan ve bahçesinden geçinerek girilir. Büyük şehirlerde bir apartmanın küçük dairesi içinde sıkılan ve sokağa da çıkamayan çocuklar için cami bahçe ve avlularını bir açık hava din eğitim yeri olarak kullanabiliriz. Ne var ki ülkemizde çocukların camilerde oyun oynuyorlar diye kovulması çok tanıdık bir durumdur. Oysa Nebi Muhammed’in mescitte çocukları azarlamak veya kovmak şöyle dursun onlarla mescitte hoş vakit geçirdiğini bilmekteyiz.
(Canan, Nebi Muhammed’in Sünnetinde Terbiye, s. 207-208.)
            Sokak çocuklarının da sığınacağı yer camilerimiz olsun. Camilerimiz sanki sırf erkekler için yapılmış gibi bir algı var. Kadınlar burada da gale alınmamıştır. Onlara uygun ne bir abdest alacakları ne de özellikle hazırlanmış bir alanları yoktur. Cuma salatına Allah’ın bütün iman edenleri davet etmesi bile göz ardı ediliyor. Umursanmıyor. Yüce Allah ayetin de “Ey iman eden erkekler!” demiyor ki…
Cuma Suresi 9. Ayet:
Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı zaman, hemen Allah'ı anmaya koşunuz ve alış-verişi bırakınız. Eğer bilseniz bu sizin için çok hayırlıdır.

            Camilerimizde milyonlarca engelli olmasına rağmen bu kardeşlerimiz de düşünülmemiştir. Onlarında rahatlıkla girip çıkabilecekleri şekle getirilmelidir.
            Camilerin kapısına kilit vuramayız… Hemen akıllara hırsızlık geliyor. Büyük camilerimizde 3 görevliden aşağı hoca yok. Mademki bu kişiler memur statüsünde her birisi 8 saat görev yapsın. Hesap basit işte camimiz 7/24 açıktır. Din görevlisi eksik olan camilere ya çok olanlardan gönderilir ya da takviye edilir. 
            Cumaları camiinin işlevi biraz daha artar. Cemaat kalabalıklaşıyor. Hutbede hocanın okudukları maaşını ödeyen merciinin yazdığından öteye geçmez. Geçtiği an musluk kesilir. Bunun korkusuna bütün camiiler gelen hutbeyi olduğu gibi okurlar.
Maide Suresi 44. Ayet: “Ayetlerimi ucuz bir fiyata satmayın.
            S. Arabistan’da din görevlileri devlet memuru olmadığı için devletten maaş alamazlar. Ayrıca para karşılığı imamlık yapanın, arkasında namaz kılınmaz.
            Biz de 125000 civarında din görevlisi bulunuyor. Eğer görevli kişilere dini öğretiler adına maaş almadıklarını, bu şekilde hissettirebilirsek, o kişiler kendilerini manen çok huzurlu bulacaklardır. Peki, bu görevliler bekçilik mi yapacaklar? O işi yapacak olan kamera sistemi olup, tabi onlar da kontrol edeceklerdir.  

            Yine, S. Arabistan’da camilerin altında, bünyesinde alışveriş merkezi açmak, dinin ticarete alet edilmesi sayılır. Bu yüzden yasaktır. Ülkemizde ki cami altlarını anlatmaya gerek yok.
            Şimdi bir soruyla devam edebiliriz. Ne yapılabilir? Elimizde günün çok büyük bir bölümü atıl olarak binlerce camimiz var. Öncelikle 7/24 açık hale getirdik. Çocuklarımız bahçesinde koşup onadığı, isteyenin istediği saatte istediği şekilde ibadet edip kütüphanesinden faydalanacağı alan oluşturduk. Önce sevgi Muhammed’imizin 1400 sene önce neler yaptığını hatırlayıp sonra da neler yapabileceğimize bakalım: Şiir münazara,
vb. edebî yarışmalar, yapılabilecek spor, nikah merasimi, arkadaşların buluşma ve istirahat alanı olarak kullanabilir. Bunu çoğaltmak mümkün, dini sohbet, konferans, teorik olarak meslek eğitimleri verilebilir. Bebek bakım odası oluşturulabilir. Cami altlarında ki ticari alanlar boşaltıldığında uygulamalı eğitimde verilebilir. Bu alanlar boşaltıldığında veya böyle kapalı alan olmayan camilerin avlusunun bir kösesine kapalı alan yapıldığında neler olmaz ki…
            Nebi Muhammed döneminde ki gibi her mescit bölgesinde insanların yaralarına merhem olabilecek çalışmalar yapılabilir.
Bakara Suresi 219. Ayet:
“Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: 'İhtiyaçtan artakalanı.' Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;”

            İhtiyacından fazlası olan (para, eşya, giyecek vb.) onu camiye getirir, ihtiyaç sahipleri de ihtiyacı kadarını alır gider. Artanlar da depoda kalır. Önemli olan burada kapalı alandır. Her camide devletin en az iki memuru mevcut. Memurlar bu tür organizasyonu üstlendikleri için maaş almış olurlar. Namaz vakitlerinde de namazı herhangi bir vatandaş gibi kıldırabilirler. Dışarda işleri olduğunda pekâlâ cemaatten bir kişide bu görevi yapabilir. Böylece Maide Suresi 44. Ayete de muhalif olmamış olurlar.
            Kapalı alanın bir bölümü aşevine dönüştürülebilir. Sokakta aç kalmış insanlarımıza bir kap çorba bile kaynasa ne kadar güzel olur; fakat neden daha fazlası olmasın! Yemek çıkarılabilir. Çıkan yemekten camii çevresinde mevcut ihtiyaç sahiplerine götürülebilir.
            Devlet sokakta kalanlar için, aşırı soğuklarda soğuktan ölmesinler diye spor salonlarını açıyorlar. Sebep olanlardan Allah razı olsun. Gençlerimize camilerimizde belirli bir süre (iş bulana kadar) barınma alanları oluşturmalıyız. Gurbete gelmiş işi de bulmuş cebinde parası da yok. En azından bu kişilerin bir ay barınağa ihtiyacı var. 
            “Temizlik imandan gelir.” Deriz. İmkânlarımız doğrultusunda da temiz olmaya çalışırız. Dışarda yatan kardeşlerimizin temizliğinden vazgeçtik,  Sokakta yatanlar imkânsızlıktan cünüp geziyorlar. Yüce Allah bize bu ihtiyaç sahiplerinden dolayı sormayacak mı?
            Bir barınağı bile olmayan parklarda yatan kişilerin temizlenmeye de ihtiyacı var. Camilerin bir tarafına banyo yapılsa kimse pis gezmez. Çamaşır makinası da konulursa daha da güzel olur.
Müslüman hiçbir kimse beni ilgilendirmez demeye hakkı yok. Sokakta ki açtan, açıktan, hatta pis gezenden bile sorumluyuz. Yüce Allah bize bunları bir bir soracaktır.
            Bir an için duygudaşlık yapalım. Cebimizde beş para yok. Hava çok soğuk. Üzerimizdeki giysinin bizi soğuktan korumuyor. Karnımız aç, kuytu bir köşe arıyoruz. Bir yer
buluyoruz. Büzüşüyoruz oraya. Altımız beton, yaslandığımız beton, aç, susuz titriyoruz. Sabah olmuyor. Olsa da 3-5C derece ısının artışından fazla değişecek bir şey yok. Yine aç susuz, yine soğuk. Tek başınıza belki bu engelleri aşamasanız da katlanırsınız. Yanınızda birde çoluk çocuk varsa bittiniz demektir.  
            İki sokak ötede bir cami daha yapacağımıza, olan camilerimizi çok kapsamlı ibadet merkezleri haline dönüştürmeliyiz. Bu vesileyle her cami cemaati, çevresindeki ihtiyaç sahiplerine yardım etmiş olmanın huzurunu yaşar.
            Kurban bayramlarında kurban eti verecek tek kişi bulabiliyoruz. O da kapıcı. Hâlbuki kapıcının belirli bir maaşı var. Kira derdi yok. Binada oturan kişiler güçleri oranında el kol oluyorlar. Her camii cemaati, kendi bölgesine hâkim olursa o bölgede bir tane ihtiyaç sahibi kalmaz.
            Bunlar başlangıçta düşünülmediği için camilerin bir kısmında bu söylediklerimin tamamı yapılmayabilir. Ne yapabilirsek kâr değil mi? Uygun olduğu oranda başlanılabilir. Yeni yapılan projelerde de önceden düşünülebilir. Düşünülmelidir. Dinimizin gereği de budur.
            Kur’an’da gördüğümüz her “salat” kelimesinin karşılığına “namaz” kelimesini koyarsak kendimizi yanlışın içinde buluruz. “salat” ın bir karşılığı kıldığımız “namaz” sa da büyük bir bölümü de yardım, destek, dayanışma, eğitim, öğretimdir. Çevremizdeki ihtiyacını karşılayamayan bizlere muhtaç kişilerden de biz sorumluyuz. Allah bizleri yardım edebilen kullarından eylesin.

Doğrularım Allah’ın yanlışlarım ise bana aittir.                  Aydın ORHON

 

 

ŞEFAAT VAR MI?

                                                                 ŞEFAAT VAR MI?

            İslam’a göre iki âlem vardır. Bunlar; yaşadığımız dünya âlemi ve süresiz ahiret âlemidir. İnsanların çoğu, Allah’ın rızasını kazanabilmek için salih amelle çaba göstermezler. Allah’a karşı sorumluluğunun bilinciyle, cennete kavuşmanın yollarını aramazlar. Kolaya ve yanlış yola kaçıp, ümitlerini şefaate bağlarlar. Kur’an’a baktığımızda, şefaatin farklı inanç ve kültürlerden kaynaklanmış olduğunu anlarız. Bizler dinimizi kulaktan duyduklarımıza, Kur’an’a paralel kitaplara, falanca hocanın, filanca zatın söylemlerine göre yaşarız. Din adamlarının çoğu atalarından miras kalan dini, sorgusuz sualsiz olduğu gibi kabullenmişlerdir.

            Din günü için, Sırat Köprüsü diye bir köprü anlatılır; bu köprü Zerdüştler’den dinimize geçmiştir. Zerdüşler’de, “Çinvat Köprüsü” olarak geçer. Çinvat Köprüsü: Zerdüştlük'teki dini kaynaklara göre, yaşayanların dünyasını ölüler dünyasından ayıran köprüdür. Bütün ruhlar bu köprüden ölümden sonra geçmek zorundadır. Miraç da yine onlardan geçmedir.
(Kaynak: Ardavirafname 162. Sayfa)

Bizimkiler de onlardan esinlenmişlerdir. İnsanlar öldükten sonra asırlarca dik rampa, asırlarca düz. Asırlarca dik aşağı, kıldan ince kılıçtan keskin köprüden alta alevler eşliğinde, geçecekler diye anlatılır. Kur’an’dan hiçbir bağı yoktur. Sırat köprüsü tamamen uydurmadır. İmtihan olacağımız yer sanki dünya değil de, Ahiret âlemi…

            Dünya hayatında Allah’ın mesajları ile kimimiz yaşadı, kimimiz de yaşamadı. Yani imtihanı burada olduk ve bitti. Ahirette artık karne alma zamanı gelmiştir. Din gününde her ümmet kendi Resul’ü ile gelecek. İmtihanı başarıp başarmadığı burada belli olacak. Karnemizi sağ elinizden aldıksa kurtardık. Soldan verilmişse yandık.
İsra Suresi 71. Ayet;
Her insan-grubunu önderiyle (resul) çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve bir 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar.

            Dinimizi rivayetlere göre yaşadığımızda, cehenneme girmemiz neredeyse imkânsız… Bir şekilde kurtulacağımızı, Allah’ın bizi yakmayacağını düşünürüz. Bize böyle anlatıldı.  Kurtulabilmemiz için kendilerince bir sürü sebep oluşturmuşlardır. Mübarek gecelerin birisini, sabaha kadar ibadetle geçirdiğinizde günahlar biter, alacaklı bile olursunuz. O ağır geldiyse, bol bol salavat getirdiğinizde yine kurtardınız. Her namaz kıldığımızda, bir önceki namaz arasında işlediğimiz günahlar yok olur. Bir Cumaya gidersiniz, haftalık günahlar silinir. Hacca gidersiniz kilometrenizi sıfırlasınız. Hiç birisini yapamasanız da problem yok. Son nefeste, kelimeyi şahadet getirdiğinizde işlem tamam. Cennettesiniz.

            Kardeşlerim böyle bir din yok. Dinimiz bu değil. Ne kadar takva yolunda gitsek de, tek karar merci Yüce Allah’tır. Yukarda yazdıklarımın hiçbirisini, Kur’an onaylamıyor. İyilik yapanla, zulmeden arasında fark olmaz mı?

            Ne kadar ilginç, insanlar kestiği hayvanın üzerine binip, sırat köprüsünü geçeceğine, yani cennete gidebileceğine inanırlar. O kanı bu sebeple akıtan, hayvana, emeğine, parasına, zamanına, yazık etti demektir. İmtihan alanının yeri ahiret olmadığı gibi; cennette bu kadar ucuz değildir.

Hac Suresi 37. Ayet;
Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.

           

            Bakın İlk halifemiz Ebubekir’e nasıl bir iftira atılmış,  "Cehennemde vücudum büyüsün tâ ehli imana yer kalmasın." bu istekte bulunarak, herkesin cennete girmelerine vesile olacakmış. Bunlar uyduranlar, uydurduklarından nemalanan kimselerdir.  Bazıları cübbelerinin altına adamlarını dolduracakmış, sıratı geçince eteklerini silkeleyecek ve eteklerindekiler patır patır dökülecekmiş. Bazıları da torpilliymiş, cemaatin adı verildiğinde, cennet kapıları ardına kadar açılacakmış. Bunlar çocuk masalları… Şimdi ki çocuklara da bunları anlatamazsınız. Onlar bile güler. Evet, önce gülerler. Bu anlatımlarla büyüdüklerinde, ya ateist, ya da deist olurlar. Bu çağda uydurulmuş dini çocuklara anlatabilmek çok zor.

Ahkaf Suresi 9. Ayet;
De ki: 'Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim.'

            Şu cahillerin yaptığına bakın… Önce sen kendini kurtar! Seni cennete kim soktu ki... Nebi Muhammed bile kendisine ne o olacağını bilmezken, sen kim oluyorsun! Kendisini cennete girdi, bir de gizli saklı yanında birilerini cennete sokacakmış. Haşa Allah’la alay ediyorlar. İşte Bu şarlatanlara kulluk edenler, aklını kullanmayan insanlardır.

Yunus Suresi 18. Ayet;
Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: 'Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir' derler. De ki: 'Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.'

Hucurat Suresi 16. Ayet:
De ki: 'Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, her şeyi bilendir.'

            Suda boğulanlar, akrep, yılan sokanlar, yangında yananlar, doğururken ölenler, şehitler, mübarek sayılan geceleri ibadetle geçirenler, depremde ölenler kurtardı.  Kalanlar da salavat getirmişse, Hz Muhammed’in şefaatiyle onlar da cennetteler. Oh ne ala… Top yekûn herkes cennette…

              Müşrikler de benzer şekilde, Allah katında şefaatçilerin olduğunu iddia ederlerdi.  Bu Allah’a yalan isnat etmekten başka bir şey değildir. Onlar örf, adet, cahiliye Arap geleneğini, hurafeleri kendine din edinmişlerdi. Günümüzde de insanların çoğu da aynı yolu seçmiştir.

Yusuf Suresi 106. Ayet;
Nitekim onların çoğu, Allah'a, O'na ait nitelikleri başkalarına yakıştırmaksızın iman etmezler.

            İnsanlarımız, Allah’ı yanlış bir şekilde tanımaktadır. İslam’ın iman ve salih amelden oluştuğu gerçeğini, göz ardı etmektedirler. Salih ameli ifa etmeden, aracılar ve referanslarla hesap gününü atlatmayı düşünürler.

             “Ey Allah’ın Resulü, beni ahirette yalnız bırakma. Benim işimi gör” diyebilen kişinin, beklentisi acaba nedir? Allah’tan kaçıp da, Nebî’ye sığınmak mı? Bu istek sahibi, Nebî Muhammed’in Allah’tan daha merhametli olduğuna inanmasa, böyle bir istekte bulunabilir mi? Bu söylem Nebîyi, Allah’tan daha güçlü bir ilah konumuna sokmuyor mu? Kardeşlerim bu tür söylemler çok tehlikelidir… Bu cümleleri yazarken bile tüylerim ürperiyor. Rica ediyorum, söylemlerimize dikkat edelim.

            Bakınız Yüce Allah, Nebî Muhammed’e Zümer Suresi 19. Ayette ne buyuruyor:
Azab sözü kendisi üzerinde hak olmuş kimse mi (onlarla bir tutulur?) ateşte olanı artık sen mi kurtaracaksın?

            Kur’an’a temiz yaklaşmak çok önemlidir. (56/79) Mezheplerden, gruplardan arınmış, gelenekleri terk etmiş, Tertemiz bir Müslüman olarak Kur’an’a yaklaşmalıyız. Kur’an’la geçen bir an, Kur’an’sız geçen bir ömürden daha hayırlıdır…

            Kutsal Kitap da Kayansus 7-8. Madde de “Baba oğlu İsa’yı sağına oturttu.” diye geçer. Bizimkiler aşağı kalır mı? Muhammed’i yarıştırmak adına, hemen Hristiyanlar gibi “Makam-ı Mahmud” oluşturmuşlar. Allah’ın sağ tarafında Muhammed’i oturtmuşlardır. “Benim elçim, senin elçinden üstün…” demeye çalışıyorlar.  Nebî Muhammed’in miraca çıkma olayı da, bu yarıştırmalardan birisidir. Nebi Musa’nın Tur'da (Sina Dağında) Allah'la konuşmasını uydururlar, sonra da Nebi Muhammed’i Miraca çıkartırlar.

            Ne kadar salavat getirirsek “Makam-ı Mahmut” o kadar genişleyecek. O genişleyince dolayısıyla cennet de genişleyecek. Getirmiş olduğunuz salavatlar hürmetine cennet ehilleri de bereketlenecek.

            Allah’ın kader anlayışını kaldırmış olmasına rağmen, geri getirmişlerdir. Böyle bir oluşumun Kur’an’da karşılığı yoktur. Ayrıca Bakara suresi 285. Ayete ters düşmüş oluruz. İle de salavat getirmek isteniyorsa, yanlış duruma düşmemek için, gelmiş geçmiş bütün resullere salavat getirmemiz gerekir.

            “şefaat” ilk defa Kur’an’da geçen, bir kavram değildir. Cahiliye toplumunda çok iyi bilinen ve kullanılan bir kavramdı. Müşrikler kendi elleriyle yaptıkları putları, Allah’a yaklaştırıcı olarak görüyorlardı. Mekkeli Müşriklerin, müşrik olmalarının sebebi şefaat beklentileriydi. Kur’an müşrik toplumun, Allah’ı inkâr etmediklerini, kendilerini yaratanın, gökleri ve yeri yaratanın, rızık verenin Allah olduğuna inandıklarını bildirir.
Zümer Suresi 38-40. Ayet;
Andolsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette, "Allah", derler. De ki: "Peki söyleyin bakalım? Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah'ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O'nun rahmetini engelleyebilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O'na tevekkül ederler."

           
Şefaatçinin adı Lât, Menât, Uzlâ, Hubel olunca şirk oluyor.  Hz. Muhammed olunca, ehl-i sünnet inancı oluyor. Yalnız Hz. Muhammet’le de bitmiyor. Gavs, kutup, şeyh, evliya, hafız, şehitler, ölmüş bebekler vb. çoğaltmak mümkün. Bu kişilerin, Muhammed’i öne sürmelerinin sebebi, kendilerine kapı aralamalarındandır. Nebî Muhammed’in şefaatine inandıracak ki, kendileri de peşinden gidebilsin. Hübel olmuş, Nebî olmuş, Şeyh olmuş fark etmiyor. İsimler değişse de, mantık aynı…

            “Kur’an, inmeye başladığı ilk yıllardan itibaren, şirkle kavga halinde olmuştur. Kur’an refakatçiliği, şirk olarak ele almıştır. Mekkeli müşrikler, Allah’a inancı olan insanlardı. Onlar, Allah’a ortak koşarak inanırlardı…  Kur’an’da, birilerinin şefaatiyle ilgili ayet yoktur. Şefaatle ilgili 26 ayetin 22 sinin, Mekke de nazil olması da manidardır. O dönemde Mekke’de Kâbe’nin içi putlarla doluydu. Kur’an bu ayetlerle şefaati kaldırmayı amaçlamıştır.

Şuara Suresi 100 -101. Ayet;
“Artık bizim için ne bir şefaatçi var,” “Ne de candan-yakın bir dost.”

            Bizler de sünnet namazı kılarak, Hz. Muhammed’in şefaatinden beklentiye giriyoruz. Allah’tan başkası için ibadet edilmez! Farz namazı dışı namaz kılacaksak, Nebî Muhammed’in niyet ettiği gibi (Allah rızası için diye) niyet etmeliyiz. Sünnet niyetiyle, namaz kılınmaz…

             Kimsenin Allah’ın yanında, şefaatçi olması için yetkisi yoktur. Allah’ın tek şefaatçi olması müşrikleri huzursuz yapmaktadır.

Zümer Suresi 43, 44, 45. Ayet;
Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: 'Ya onlar, hiç bir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?'
De ki: 'Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nun dur. Sonra O'na döndürüleceksiniz.'
Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.

            Mekkeli müşriklerden bizim ne farkımız var? Hz. Muhammed kaderciliği ve şefaati kaldırmak için gelmesine rağmen, ölümünden altmış yıl sonra eskiye dönüş başlamıştır.

            Şefaat; aracı olmak, müdahale etmek anlamındadır. Arapça bir kelimedir. Günü kurtarmak veya bir yarar sağlamak maksadıyla, bir büyüğünün nezdinde suçlunun suçunu, affedilmesi talebinde bulunmaktır. Dünya hayatında böyle şeylerin yapıldığını hepimiz biliyoruz. Buna halk dilinde torpil denilmektedir. Fakat Yüce Allah’ın adil olduğunu unutuyoruz.

Geleneksel kültürde şefaat; cehennemde veya hesap gününde bulunan kişilerin, bu sıkıntıdan kurtulmaları için, güya Allah’ın sevgili kullarının, onlar için aracılık etmeleri diye bilinir. Yargı günü yönetimde Allah’tan başka hiçbir kimse yoktur. O gün dünyada ektiklerimizi, biçme zamanıdır. Haksızlık, torpil yoktur. Kimin nasıl birisi olduğunu yalnız Allah bilir. O gün Allah’ın haricinde hiç kimse söz söyleyemez.

Mümin Suresi 16 - 20. Ayet;
O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiç bir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) 'Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır.'
Bugün her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı seri görendir.
Onları, yaklaşmakta olan güne karşı uyar; o zaman yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar.
Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne sözü yerine getirebilir bir şefaatçi vardır.
(Allah) Gözlerin hainliklerini ve göğüslerin sakladıklarını bilir.
Allah hak ile hükmeder. Oysa O'nu bırakıp taptıkları hiç bir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.

            Karnında necaset taşıyan varlığı bir şey zannedip, ondan medet ummak ne kadar acıdır. Kula kulluk kadar aşağılayıcı bir şey olabilir mi?  Genellikle Allah’tan ümidini kesmiş kimseler, şefaat peşinde koşarlar. Bazı kişileri ilahlaştırır, onların kulu kölesi olurlar. Günümüzde kendilerine âlim sıfatı takan kişilerin, yapamadıkları yok. Azrail geliyor, geri gönderiyorlar. Kâbe’ye gidip namaz kılıp, namazdan sonra geri dönüyorlar. Uydu aracının cıvatalarını gevşetiyorlar… Yani sözde yapamadıkları yok. Madem böyle, Suriye’de misket bombalarıyla perişan olan çocuklara, neden çare bulamıyorlar! Afrika’da açlıktan ölen kişilere neden bir el atmıyorlar. Yahudilerin yaptığı zulmü, neden görmezden geliyorlar. Tek yaptıkları, akıllarını kiraya veren insanları toplayıp söğüşlemek.  Aynı kişiler, Nebî Muhammed’in açlıktan midesinin üzerine, taş bağladığının edebiyatını yapanlar; kendileri de külçe altın bağlarlar. Cemaatine hakarette etseler de, bir kulaktan girip diğerinden çıkar... Adam, “Siz avanaksınız.” diyor. “35 senedir gelip beni dinliyorsunuz.” diyor. “kafanız çalışmıyor.” diyor. “Gerçekten saf adamsınız.” diyor. Cemaat ne yapıyor? Ne yapacak gülüyor. Yani söylediklerini tasdik ediyor. Kafada kullanacağı bir şey yok ki, Bağlı olduğu, aklını kiraya verdiği kişi, ne diyorsa onu tasdik ediyor.  Adam, kendisinin cennetlik olduğunu müjdeliyor. Avanaklar, kafasını çalıştırmayanlar, saf kişiler buna inanıyorlar. Cemaat adama gıpta ile bakıyorken, huzur da buluyor; çünkü onunla birlikte paçayı kurtaracaklarını sanıyorlar. Nebî Muhammed bile kendisinin ne olacağını bilmezken (46/9) kendisi ve bizim için ne zarar, ne de yarar sağlayabilirim, (72/21) demesine rağmen arkadaşlara cennet müjdelenmiş. Yine Muhammed de olmayan 13000 adet mucize isnat etmişlerdir. Üzülerek söylüyorum; insanlarımız yeterince Kur’an’ı bilgilere sahip değiller. Yüce Allah’ın aşağıdaki ayetlerine bakalım, mucize hakkında ne buyuruyor:

Ankebut Suresi 49-51. Ayet;
Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin kalplerindeki apaçık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak zalimler inkâr eder.
Dediler ki: "Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!" De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi?  Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır.
Ayette açıkça belirtilmiştir. Mucize yalnız Allah katındadır. Allah’ın nebisi de dahil kimse mucize gerçekleştiremez.

 

            Biz Kur’an’ı çoktan terk etmişiz. Hristiyanlardan, Yahudilerden, zerdüştlerden, cahiliye Arap kültüründen vb. alıntılarla (rivayetlerle) dinimizi yaşadığımızı zannediyoruz.

Kur’an’da;
“Ey hocalar” demiyor.
“Ey şeyhler” demiyor.
“Ey imam hatipliler” demiyor.
“Ey ilahiyatçılar” da demiyor.

Peki ne diyor? “Ey iman edenler!” diyor. Bu ne anlama geliyor? Kur’an her birey için inmiştir. Her birey de bundan sorumludur. Kur’an-ı Kerim, insanların kullanmaya mecbur oldukları, yaşam kılavuzudur. Elektronik bir alet aldığımız zaman, kullanma kılavuzunu önce iyi bir karıştırır, Türkçe bölümünü ararız. Neden? Neden olacak bildiğimiz dilde okumak için. Nasıl kullanacağımızı anlayabilmek için… Eğer anlamadığımız dilde kelimeleri seslendirirsek cihazı yakarız, bozarız mahvederiz…  Biz beynimizi yakmışız ve bundan haberimiz yok… Hayatımızın en önemli kararını başkalarının eline teslim etmişiz… Ya o kişiler bizi yanlış yola soktularsa… Bildiklerinin doğruyla alakası yoksa… İşte o zaman süresiz cehenneme hazır ve nazırız demektir. Evladına bile umumi vekâlet verirken, kısa da olsa düşünen bizler; sonsuz hayat olan ahiret hayatını nasıl hiçe sayabiliriz? Kur’an’ı anladığımız dilde okumadıkça da, bu yanlışlık sürer gider. Son pişmanlık da fayda etmez.

Maide Suresi 104. Ayet;
Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Resule’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?

            Hadi bir an için, şefaat var diyelim. O zaman ne olur? Bir ümmete şefaat uygulanacak da, diğerine uygulanmayacak. Dünyaya kimse kendi ümmetini seçerek gelmedi ki… Her toplumun bir elçisi olmuştur. Hiçbir resul de “Ben sizi Allah’ın elinden kurtarırım,  Allah’ın yanında şefaat sahibiyim.” Dememiş ki... Cennete gireceği garanti olsa bile “Ben din gününde şefaat hakkına sahibiyim” der mi? Diyebilir mi? Birlikte düşünelim… Cehenneme atan mı güçlüdür. Yoksa onu cehennemden çıkaran mı? Allah’tan başka hiçbir ilah, dengi, ortağı ve yardımcısı yoktur.

            Yargı günü istisnasız, iltimassız, aracılığın şefaatin kabul edilmeyeceği bir gündür. Kimsenin kimseye faydası, fidye, rüşvet, adam kayırmacılık yoktur. Bir tek şey vardır ki, o da adalettir. Yalnız sen ve getirdiklerin vardır. O gün gelmeden önce kişinin, kendisine yarar sağlayacağı davranışlarda bulunması, salih amellerle Allah’ın rızasını kazanması gerekmektedir.

Bakara Suresi 123. Ayet;
Hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

Bakara Suresi 254. Ayet;
Ey iman edenler, hiç bir alış-verişin, hiç bir dostluğun ve hiç bir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler... Onlar zulmedenlerdir.

            Allah’tan başkasının yardım edeceğine inanmak, o kişiye kulluk etmektir. (1/5) Şefaatçi olduklarını iddia edenlerin, kendilerine bile faydası yoktur. Allah’ın yanında şefaatçi edinenler, yanlış yaptıklarının farkında bile değildir. Şefaatçi edinmek, kendisi gibi kul olanları Allah’la eş tutmaktır. Yardımın, yalnız Allah tarafından yapılabileceğine inanmamaktır.

Şuara Suresi 92 – 103. Ayet;
Ve onlara: 'Tapmakta olduklarınız nerede?' denilir;
'Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
Artık onlar ve azgınlar içine dökülmüşlerdir.
Ve İblis ‘in bütün orduları da.
Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:
'Ant olsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,'
'Çünkü sizi (yalancı olanları) âlemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.
'Bizi suçlu-günahkârlardan başka saptıran olmadı.'
'Artık bizim için ne bir şefaatçi var,'
'Ne de candan-yakın bir dost.'
'Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik.'
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

            Herhangi bir şefaatçi edinmek, Allah’ın göklerde ve yerde bilmediği şeyler olduğunu, iddia etmek anlamına gelir. Kendilerine faydaları olmayanlar olarak Kur’an’da tanımlanan kişiler, nasıl günah sahiplerini bağışlayabilirler?

            Aşağıda iki tane rivayet ekliyorum. Allah’ın cehenneme attığını, Nebî Muhammed çıkartıyor. Bu Sevgili Muhammed’imize yapılmış çok büyük bir iftira değil midir?

Resurullah: “Şefaatim ümmetimden büyük günah sahibi kimselerdir.” buyurdu.
(Ebû Dâvud, Sünnet,20)

Tirmizi, şu ziyadeyi kaydeder: Hz Cabir (radıyallahu anh) dedi ki: “Kebair (büyük günah) ehli olmayanın şefaate ne ihtiyacı var”
(Ebu Davut 4739 Tirmizi İbnuMace, Zühd 37, 4310

            Yukardaki rivayetler, sahih hadis olarak kabul edilir. Yani bunları inkâr şansınız yoktur. Ben yukarda ki hadisten anladığımı sizinle paylaşmak istiyorum:
Büyük günahlar için haşa Allah’a ihtiyacımız yok. Onu Nebi Muhammed çözecekmiş. Küçük günahlar da, sonsuz merhamet sahibi Allah’a kalıyor.
Peki Yüce Allah bu konuda ne buyuruyor;
Nisa Suresi 31. Ayet:
Eğer size yasaklanan büyük günâhlardan kaçınırsanz, sizin küçük günâhlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere sokarız.


Bu ayete rağmen Nebi Muhammed’in büyük günahı çözdüğüne inananlar, kalan günahların Allah’ın affetmeyeceğine inanmıyorsa, Allah’tan korksun. Bu durumda otomatikman cennetteyiz. Böyle bir saçma inanç doğrultusunda şimdi ne oldu? Bir bakalım;
1) Dünya da ne yaparsanız yapın, cennettesiniz.
2) İmtihan ve Allah’ın bütün emir, ikazların tamamı havada kaldı.
3) En önemlisi, yukarda ki rivayeti okuduktan sonra, kesin sizin de dikkatinizi çekmiştir.
Kâinatın yaratıcısı mı büyük, yoksa yarattığı Muhammed mi? Lütfen bunu iyi düşünün… Bunların tekrar tekrar altını çizmemin sebebi şirke bulaşmayı önlemek ve Sevgili Muhammed’e yapılan iftiraları göz önüne sermek içindir. Başka hiçbir amacım yok.

Nebî Muhammed’in, şefaat yoluyla ümmetine hiçbir faydası olamaz. Buna inanmak O’na kulluk etmek; dolayısıyla Allah’a şirk koşmak anlamına gelir.

Cin Suresi 21, 22. Ayet;
De ki: 'Doğrusu ben, sizin için ne bir zarar, ne de bir yarar (irşad) sağlayabilirim.'
De ki: 'Muhakkak beni Allah'tan (gelebilecek bir azaba karşı) hiç kimse asla kurtaramaz ve O'nun dışında asla bir sığınak da bulamam.'

Bakara Suresi 48. Ayet;
Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının.

             Kur’an’a göre hesap günü, herkes tek başınadır. Şefaat edecek diye düşünülen şahısla, ilişkileri tümüyle kesilmiş olacaktır. Eğer şefaat istenen kişi, salih amel işlemiş ise bağını kesip süresiz cennete, yok zulmedenlerden ise süresiz cehenneme yol alacaktır.

            Nebi Nuh, oğlu’nun Allah’tan bağışlanmasını diliyor. Allah bunu kabul etmiyor. Allah’ın Nebî’si oğlu için bile şefaat edemiyorsa, başkalarına mı edecek. Allah Nebî Nuh’u “Cahillerden olma!” diye azarlıyor. Nebî Nuh, oğlu için bağışlama istemesine karşılık, O’nun erdemli davranmadığı için, affının mümkün olmadığı şeklinde cevaplanıyor.

Hud Suresi 45, 46. Ayet;
Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: 'Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hâkimlerin hâkimisin.'
Dedi ki: 'Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse, hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.'

Hz. Nuh’un oğlunun zulmeden, şirk koşan, inkârcı olduğuna dair tek bir ayet yok. Bu tür örnekleri çoğaltabiliriz. Hz. İbrahim çok sevdiği babası Azer için Allah’ın bağışlaması için dua ediyor. Yaptığı duanın boşuna olduğunu sonunda anlıyor.

Tevbe Suresi 114. Ayet;
İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.

Hud Suresi 76. Ayet;
'Ey İbrahim, bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki, Rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelmiştir.'

            Şefaatçi olacaklarını iddia eden kişiler, şefaat edecekleri şahısları hesap günü, yapayalnız bırakacaklardır. Kimin babası, kimin oğlu, kimin eşi olduğunun hiçbir anlamı yoktur.
Tahrim Suresi 10, 11. Ayet;
Allah, inkâr edenlere, Nûh'un karısı ile Lût'un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, "Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!" denildi.
Allah, iman edenlere ise, Firavun'un karısını örnek gösterdi. Hani o, "Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!" demişti.

Hz. Nuh ve Lut kendi eşlerini bile kurtaramıyor. Şefaat vardır diyenler, Kur’an’dan bihaber kişilerdir. Firavun’un eşi olmak da, Asiye’nin Müslümanlığına bir zarar getirmez. Allah, iman edenler için Firavun'un eşini örnek vermiştir.

            Başkalarına hadis inkârcısı diyenler aşağıda ki hadisleri de görmezden gelir, inkâr ederler…

Ey Fatıma! Allah katında kabul edilen ibadetler yap. Çünkü kıyamet gününde ben de seni Allah’ın azabından kurtaramam.”  
(Müslim 31- İman 384)

“Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi kurtarmaya bakın; Allah’ın yanında size bir faydam olmaz. Ey Abdumenaf oğulları! Allah’ın yanında size faydam olmaz. (Amcam) Abdulmuttalib oğlu Abbâs! Allah’ın yanında sana faydam olmaz. (Halam) Safiyye! Allah’ın yanında sana faydam olmaz. Ey kızım Fatma! Benim malımdan dilediğini iste. Ama Allah’ın yanında sana faydam olmaz.” dedi.”
(Buhârî, Vesâyâ, 11)

            Önemli olan kişinin erdemli olmasıdır. Kimse kimsenin yüzü suyu hürmetine bağışlanmaz.

İnşikak Suresi 25. Ayet;
Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir (mükafaat) vardır.

            Bazı kişiler bilmediği ve tanımadığı kişilere, şefaat edeceğinin sözünü verirler. Bu, elçilerinin kendi yakınlarına bile, bir kurtuluş sağlamayacağını söyleyen Kur’an ayetleriyle çelişir. Böyle bir inançla yaşayan insan, imanını kontrol etmelidir. Bu, hurma çekirdeğinin zarı, hardal tanesi, kıl kadar haksızlık yapılmayacak diyen Allah’a iftira değil mi? Allah’tan başka ne şefaatçi vardır, ne de hüküm koyucu. Hüküm Allah’ındır.

Nisa Suresi 77. Ayet;
“…De ki: 'Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.”

Enbiya Suresi 47. Ayet;
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiç bir nefis hiç bir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak biz yeteriz.

            Allah, Muhammed’e “hak etmemiş kişilere istediğin kadar bağışlama dile. Nankörler, fasıklar bağışlanmaz.“ diyor. Muhammed’in bağışlamasını geri çeviriyor. Buradan şunu çıkartmak zor değildir. “Dünya’da ekmeden Ahirette biçilmez. Ahirette bağışlama mercii yoktur.”

Tevbe Suresi 80. Ayet;
Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.

            Kıyamet günü, iyi veya kötü yaptıklarımız bizimle birlikte olacaktır. Herkesin kitabında ne yazıyorsa onun sonucuna katlanmak, ona boyun eğmek zorunda kalacaktır.

İsra Suresi 13. Ayet;
Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.

Her günah işleyenin kâfir olacağını söylemek nasıl yanlışsa; ne kadar günah işlerse işlesin, kişilerin yine de mümin kalacağını ve eninde sonunda cezadan kurtulacağını söylemek de o kadar yanlıştır. Bunun hiçbir garantisi yoktur. Küçük günahlar üzerinde ısrar etmenin bile büyük günah doğuracağını, cehenneme götürebileceği unutmamak gerekir. Ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecek hiç kimseyi bulamazlar.

Rum Suresi 13. Ayet;
(Allah'a eş koştukları) Ortaklarından kendilerine şefaatçi olan yoktur; onlar, ortaklarını inkâr ediyorlar.

En’am Suresi 94. Ayet:
Ant olsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)' bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Ant olsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır.

            Hiçbir şekilde haksızlık yapılmayacaktır. Hakkaniyet budur, dünya kadar şefaatçi neyin nesi? Amel defteri küfür, şirk, fıks, fücur dolu olan bir kişiye Allah şefaat eder mi? Tabii ki isterse eder. Ancak sünnetullahına (yasasına) ters düşer. Allah ancak salih amel işleyen, muttaki, erdemli kişilere şefaat eder. Hak edene, yani cenneti kazanana şefaat eder.

            Ayetlere baktığımızda açıkça görmekteyiz ki, ayrıcalıklı bir kişi, sınıf ve zümre bulunmamaktadır. O’ndan başka dost ve yardımcı gibi bir algı, kesinlikle kabul edilmemektedir. Erdemli, muttaki olan salih davranışta bulunanların amelleri, şefaati belirleyecektir. Şefaatin tek sahibi Allah’ta, kişilerin ameline göre şefaatte bulunacaktır. Yani her şeye rağmen ille de şefaatçi arıyorsanız; o şefaatçi kendi amelinizdir. Amel defterinizdir.

 

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HZ İBRAHİM'İ YAKTILAR MI?

Önce konuyla ilgili ayetlere bir göz atalım:
Enbiya Suresi 51-71. Ayet:
51. VE GERÇEK ŞU Kİ, Biz [Musa'dan] çok önce İbrahim'e (de) sağduyu vermiştik;  ve o'na [yön veren saiki] biliyorduk,
52. babasına ve halkına [şöyle]: “Kendinizi bu kadar yürekten adadığınız bu biçimsel nesneler nedir?” dediği zaman,
53. “Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk” diye cevap verdiler.
54. [İbrahim:] “Doğrusu, siz de atalarınız da apaçık bir sapıklık içindeymişsiniz!” dedi.
55. “Sen [bu sözle] karşımıza çıkarken tamamen ciddi misin -yoksa o şakacı insanlardan biri misin?” diye sordular.
56. [İbrahim:] “Yoo!” dedi, “Ama sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir; yani, onları O yoktan var edip düzene sokmuştur: ve ben de bu gerçeğe tanıklık edenlerden biriyim!”
57. Ve [içinden:] “Allah'a yemin olsun, siz arkanızı dönüp uzaklaşır uzaklaşmaz putlarınızı yere sereceğim!” diye ekledi.
58. Ve en büyükleri dışında [putların] hepsini paramparça etti; belki dönüp (bu olup biten için) ona başvururlar diye.
59. [Dönüp de olanları görünce:] “Kim yaptı bunu tanrılarımıza?” diye sordular, “Her kimse, o'nun çok zalim biri olduğundan kuşku yok!”
60. İçlerinden bazıları: “İbrahim denen bir gencin o [tanrı]ları diline doladığını işitmiştik” dediler.
61. [Berikiler:] “Onu insanların karşısına çıkarın, [aleyhine] tanıklık etsinler!” dediler.
62. [İbrahim onların yanına getirilince, o'na] “Bunu tanrılarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim?” diye sordular.
63. [İbrahim:] “Bu işi, belli ki, şu yapmıştır, putların en irisi yani: ama en iyisi, siz kendiniz onlara sorun; tabii, eğer konuşmasını biliyorlarsa!”
64. Bunun üzerine birbirlerine dönüp:  “Doğrusu, asıl zalim olan sizlermişsiniz!”  dediler.
65. Ama çok geçmeden yine eski düşünce tarzlarına döndüler  ve [İbrahim'e:] “Bu [put]ların konuşamadıklarını kendin de pekala biliyorsun!” dediler.
66. [İbrahim:] “O halde” dedi, “Allah'ı bırakıp da, size hiçbir şekilde ne yararı ne de zararı dokunmayan şeylere mi tapınıyorsunuz?
67. Yazıklar olsun size de, Allah yerine tapınıp durduğunuz bütün bu nesnelere de! Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”
68. “Eğer (bir şey) yapacaksanız” dediler, “bari o'nu yakın da, böylece tanrılarınıza arka çıkmış olun!”
69. [Ne var ki] Biz “Ey ateş, serin ol, İbrahim'e dokunma!”  dedik.
70. Bu arada onlar İbrahim'e tuzak kurmaya çalıştılar; ama Biz onların bütün yapıp-ettiklerini boşa çıkardık:
71. ve o'nu da, [kardeşinin oğlu] Lût'u da, gelecek bütün çağlar için  kutlu kıldığımız bir beldeye ulaştırarak kurtardık.
72. Ve o'na ayrıca  İshâk'ı ve [İshâk'ın oğlu] Yakub'u armağan ettik, ve o'nların hepsinin dürüst ve erdemli insanlar olmalarını sağladık;
73. ve o'nları buyruklarımız doğrultusunda (başkalarına) yol gösteren önderler yaptık; çünkü onlara iyi ve yararlı işler yapmayı, salât konusunda duyarlı ve devamlı olmayı, arınmak için verilmesi gereken şeyi vermeyi vahyettik; böylece onlar hep Bize kulluk ettiler.
Öncelikle şunu iyi bilmemiz gerekiyor. Allah’ın Dünya hayatında insanların yaşamına müdahalesi yok.
Şura 14. Ayet:   Ayrılığa düşmeleri, kendilerine bu bilgi geldikten sonra, birbirlerini kıskanmalarından dolayı oldu. Sahibinin, o belirlenmiş ecellerine kadar özgür bırakma sözü olmasaydı hemen yargılanırlardı. Onlardan sonra Kitaba mirasçı olanlar ise kuşku içinde bocalayıp dururlar.
Fatır 45. Ayet:   Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde tek bir hareketli canlı bırakmazdı. Ama onları, o belirlenmiş ecellerine kadar erteler. Sürelerinin sonu gelince gereğini yapar. Allah kullarını görmektedir.
İki ayeti kısaca açarsak; Şura 14 de, ölene kadar özgür bıraktığını söylerken Fatır 45 de, belirlenmiş zamana kadar ölümü ertelemeseydik tek bir canlı bırakmazdık diyor.
Fazla örnek vermeye gerek duymuyorum.  Allah’ın bizlere ölene kadar müdahalesinin olmadığını iki ayetten anlaşıldığını düşünüyorum.
Şimdi konumuza geçelim.
Allah’ın müdahalesinin olmadığını düşünerek
Enbiya Suresi 51-71. ayetleri düşünerek tane tane okuduğumuzda konunun anlaşılacağı kanaatindeyim.
Hz İbrahim ateşe atılmışsa ateş onu yakmıştır. Ateşte bir melektir. Görevini harfiyen gerçekleştirir. Metali bile görevi gereği sıvıya dönüştüren ateş her halükarda yakar.
Kur’an’ın hiçbir yerinde Hz İbrahim’in ateşe atıldığı ifade edilmemiştir. Böyle bir ifadenin yokluğunda yanmadan ateş içerisinde kalması veya yanması da söz konusu değildir. Allah’ın O’nu ateşten kurtardığı ifadesi aşağıdaki ayette açıkça belirtilmiştir.
Okuyalım:
Ankebut 24. Ayet:
İMDİ (İbrahim'e gelince,) kavminin o'na tek cevabı şu oldu:  “Onu öldürün, veya yakın!” Ama Allah o'nu ateşten korudu.  Bakın, bu (kıssa)da inanacak kimseler için dersler vardır!
İki kişi arasında oluşan kavgada bile “sen bittin!” “Seni öldüreceğim!” gibi benzer cümleler kurulur. Her öldüreceğini söyleyen insan öldürseydi her yer cesetlerle dolardı.
Burada insanların burada “öldürün!”, “ yakın!” diye serzenişleri lafzen söylenmiş sözler olup fiiliyat yoktur.
Saffat 97, 98. Ayet: Onlar, “Bir odun yığını hazırlayın ve o'nu yanan ateşin içine atın!” diye bağırdılar.

Ona kötülük yapmak istediler, ama Biz [onların planlarını bozduk ve böylece] onları küçük düşürdük. 
Kur’an bütünlüğünde Hz İbrahim’in ateşe maruz kaldığını belirtir hiçbir ayetin olmaması, O’nun hiç ateşe atılmadığını göstermektedir. Allah’ın ateşten koruması da budur.
Burada ki bahis konusu ateş, zulüm ateşidir. Hz İbrahim’in zulme karşı göstermiş olduğu dirençtir. Ve Hz İbrahim’e karşı yapılan tuzak, komplo boşa çıkartılmıştır.
Sonra Hz. İbrahim ana yurdundan ayrılmak zorunda kalmıştır. Halkı kendi manevi cehaletiyle baş başa yaşamlarını sürdürmüşlerdir.(70. Ayet)
Sonra ki hayatında üstün manevi güç ve iç huzuruna eriştiği temsili bir üslupla anlatılmıştır.
71. Ayette “Gelecek çağlar için kutlu kıldığımız bir beldeye ulaştırdık” demesiyle de konumuza noktayı koymaktadır.  Kardeşinin oğlu yeğeni Hz Lut’un yanına Filistin bölgesine gitmiştir. Kendisine yapılan, tuzak ve komplolarda büyük direnç göstererek sıyrılmasını Allah’ın izniyle bilmiştir.
72. Ayette Hz İbrahim’in yaşantısının devam ettiğinin ayrı bir delili;
Allah, Hz İbrahim’e büyük oğlu Hz İsmail’e ilaveten İshak’ı ve torunu Yakub’u armağan ettiğini belirtiyor.
Şu ana kadar paylaştığım ayetler Mekke’de İnmiş (mekki) ayetlerdi. Muhammed risaletinin 13 yılını Mekke’de 10 yılını da Medine’de geçirmiştir. Muhammed’in Medine hicretinden sonra gelen vahiy İbrahim’in Kabe’nin duvarlarını yükselttiğini, yeniden ibadet yapılır duruma getirdiğini de aşağıdaki ayette görüyoruz.
Okuyalım:
Bakara 127. Ayet: İbrahim, İsmail ile beraber Kâbe’nin temellerini yükselttiği sırada şöyle yalvardı: “Rabbimiz, bunu bizden kabul et, dinleyen de bilen de Sen’sin!”

Hz İbrahim’in ateşe atılmasıyla ilgili birçok rivayet mevcut. Herkesçe malum olan bu bilgilere girmek istemiyorum.
Şahsi yorumum: Hz İbrahim Allah’ın izni ile Nemrut ve yandaşlarıyla mücadelesinde tek başına büyük bir direnç göstermiştir. Onların kurdukları tuzaktan o bölgeyi terk ederek Allah’ın izni ile kurtulmuştur. 

Doğrularım Allah’a yanlışlarım ise bana aittir.  Aydın ORHON







İSLAM DİNİNİN BAŞLANGICI ve NEBİLERİMİZ...

                               İslam dininin, ilk Nebi Âdem ile başladığını bilmek birçok yanlışı çözer.
Muhammed'in yaşadığı dönemde az da olsa İslam dinini yaşayan bir kesim vardı. Fakat çoğunluğu Allah'ın kitabının bir bölümünü kafalarına göre tahrif ettiler. Atalarından gördüklerini din sandılar, müşrik oldular.

Hem sana hem de senden önce indirilenlere inandığını sanan kişileri hiç görmedin mi? O azgının önünde yargılanmak istiyorlar. 17:60

Bunun üzerine son olarak Muhammed'e nebilik görevi verilmiştir. 33:40

Bir daha nebi gelmeyecektir. Ahiret hayatına kadar ki resul de Allah’ın korumasında olan Kur’an-ı Kerim’dir.

Nebi Muhammed, kendinden önce gelen Tevrat’ı doğruladı. Nebi Muhammed, Tevrat’ın aslında helal olan, fakat sonradan müşriklerce haram kılınanları helal yapmak için gönderildi. 3:50

Allah (diğer kitaplar da olduğu gibi) Tevrat’ın da kendi kitabı olduğunu onaylıyor. Dejenere olmuş bölümlerini düzeltmek amaçlı Nebi Muhammed’i gönderdiğini apaçık belirtiyor.

 Ve bize din olarak; İslam’ı uygun gördüğünü buyuruyor. 5:3
Şimdi Muhammed dışında diğer Nebilerinde İslam dininin elçileri olduklarını ayetlerle onaylayalım. --          Nuh, bana Müslüman olmam emredilmiştir. 10:72
İbrahim, kendi oğullarına da vasiyet etti. Yakub da öyle: "Oğullarım Allah sizin için bu dini İslam'ı seçti.
Sizde ancak Müslüman’lar olarak ölün" dedi. 2:132
Yoksa siz, "İbrahim de, İshak da, Yakup ile Yakupoğulları da Yahudi, ya da Hristiyan idiler mi diyorsunuz." De ki: "Sizler mi daha iyi bilirsiniz yoksa Allah mı?" Allah tarafından kendilerine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? İsa onlardan inkârı sezince: "Allah yolunda kimler bana yardımcı olacak" dedi. 2:140
Havariler: "Biz Allah'ın yardımcılarıyız. Allah'a inandık, şimdi şahit ol, biz Müslüman’ız dediler. 3:52
 Kim İslam’dan başka bir din arayışına girerse asla kabul edilmez. O, ahirette kaybedenlere karışır. 3:85
Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa, isteyerek veya istemeyerek O’na teslim olmuştur. Hepsi hayata döndürülüp O’nun huzuruna çıkarılacaktır. 3:83

Burada önemli bir noktayı göz ardı edemeyiz. Biz genellikle Nebi Muhammed'i yüceltirken, Allah'ın diğer nebilerini umursamıyoruz. Belki de bunun farkında değiliz. Buna sebep de Kur'an'ı anladığımız dilde okumamak. Vahyi hayatımıza taşımamaktır. Böyle de olunca nebileri yarıştırmaya kalkıyoruz. "Benim nebim senin nebini yener" zihniyetinden çıkamıyoruz.
Al-i İmran 84. Ayet:
De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız."

Doğrular Allah'a yanlışlar bana aittir.                                         Aydın ORHON

  NEBİ İSA GERİ DÖNECEK Mİ? Nebi İsa’nın kıyametten önce yeniden dünyaya geleceği düşüncesi, İslam dünyasında uzun zamandır kabul gören in...