ARAPÇA KUTSAL DEĞİLDİR...

    ARAPÇA KUTSAL DEĞİLDİR.


Kutsallığın Kaynağı: Dil mi, Kelam mı?

1.1 Kutsallık Nerede Başlar?

İnsan, tarih boyunca kutsalı çoğu zaman dokunabildiği şeylerde aradı. Tapınaklar, semboller, nesneler ve metinler bu arayışın merkezinde yer aldı. Dini metinler de zamanla yalnızca mesaj taşıyan metinler olmaktan çıkıp, bizzat kutsal nesneler gibi algılanmaya başladı.

Kur’an’ın ortaya koyduğu yaklaşım ise bu alışkanlığı temelden sarsar. Kur’an’a göre kutsallık; kağıtta, mürekkeptе, seste ya da biçimde değildir. Kutsal olan, yalnızca Allah’ın kelamıdır.
Bu ayrım basit gibi görünür; fakat Kur’an’ı nasıl okuduğumuzu, ona nasıl yaklaştığımızı ve hayatımızda ona nasıl yer verdiğimizi doğrudan etkiler.

Kur’an’ın anlaşılması açısından asıl mesele şudur:
Biz kutsallığı mesajda mı, yoksa onu taşıyan araçlarda mı arıyoruz?


1.2 Dilin Kutsallaştırılması Yanılgısı

Kur’an’ın Arapça indirilmiş olması, zamanla Arapça’ya kendiliğinden bir kutsallık atfedilmesine yol açmıştır. Oysa Arapça, diğer diller gibi tarihsel ve kültürel bir bağlam içinde şekillenmiş doğal bir dildir. Kur’an’ın bu dili kullanmasının sebebi kutsallık değil, anlaşılabilirliktir.

“Arapça okumak başlı başına kutsaldır” düşüncesi, Kur’an’ın kendi mantığıyla örtüşmez. Çünkü kutsal olan; harfler, sesler veya telaffuz değil, kelamın anlamıdır. Dil, bu anlamı taşıyan bir araçtır. Araç ise amaç değildir.

Bu noktada önemli bir ayrım ortaya çıkar:
Kur’an’la kurulan ilişki, anlam merkezli mi, yoksa biçim merkezli mi?


1.3 Metnin Nesneleşmesi: Kutsal Metinden Kutsal Objeye

Kur’an’ın fiziksel varlığının kutsallaştırılması, tarih boyunca farklı biçimlerde kendini göstermiştir. Ayetlerin duvarlara asılması, minyatür Kur’an’ların taşınması ya da metnin bir “koruyucu nesne” gibi görülmesi bu eğilimin örnekleridir.

Bu tür uygulamalar çoğu zaman iyi niyetlidir. Ancak fark edilmeden önemli bir kayma yaşanır:
Vahyin rehberliği, nesnenin sembolik gücünün gölgesinde kalır.

Kur’an, taşınmak veya sergilenmek için değil; okunmak, anlaşılmak ve yaşanmak için indirilmiştir. Metin yalnızca fiziksel bir objeye indirgendikçe, kelamın dönüştürücü gücü zayıflar.


1.4 Ritüel, Saygı ve Anlam Arasındaki İnce Çizgi

Kur’an’a yaklaşırken geliştirilen bazı ritüeller abdest, saygı kuralları, merasimli okuma biçimleri niyet olarak değerlidir. Ancak bu uygulamalar, eğer anlamı ikinci plana itiyorsa, amacını aşan bir kutsallaştırmaya dönüşür.

Kur’an, insanı pasif bir saygıya değil; aktif bir düşünmeye çağırır. Sorgulamayı, anlamayı ve hayatla ilişki kurmayı ister. Metni sadece ritüel çerçevesinde tutmak, onu yaşamın dışına itme riski taşır.

Burada ölçü nettir:
Ritüel, anlamı destekliyorsa yerindedir;
anlamın önüne geçiyorsa sorunludur.


1.5 Kutsallığın Gerçek Kaynağı

Kur’an’ın kendi vurgusu açıktır: Ayetler, anlaşılsın ve üzerinde düşünülsün diye indirilmiştir. Kutsallık, dilde ya da nesnede değil; Allah’ın iradesini bildiren kelamın kendisindedir.

Bu nedenle Kur’an’la kurulan sağlıklı ilişki, onu yüceltirken hayattan koparmayan bir ilişkidir. Kutsal olan, metni ulaşılmaz bir yere koymak değil; onun rehberliğini hayata taşımaktır.


Vahyin Tarihsel Gerçeği: Dil Bir Araçtır

2.1 Vahiy ve Toplum Dili

Vahyin dili, mesajın muhatabı ile doğrudan ilişkilidir. Allah, kelamını her topluma kendi anlayacağı dilde göndermiştir. Bu durum, dilin kutsallığını değil; mesajın açıklığını esas alan bir ilahi tercihi gösterir.

Tevrat’ın İbranice, İncil’in Grekçe, Kur’an’ın Arapça indirilmiş olması, vahyin dile bağımlı değil; anlama odaklı olduğunu ortaya koyar. Eğer dil kutsal olsaydı, vahyin tek bir dilde gelmesi gerekirdi.


2.2 Arapça’nın Seçilmesinin Hikmeti

Kur’an’ın indiği toplum Arapça konuşuyordu. Bu nedenle mesajın doğru anlaşılması için Arapça kullanıldı. Ayrıca Arapça’nın kök temelli yapısı, anlam katmanları ve sözlü kültüre uygunluğu, vahyin etkili biçimde aktarılmasını sağladı.

Ancak bu özellikler, Arapça’yı kutsal kılmaz. Onu işlevsel ve güçlü bir araç haline getirir. Araç ne kadar güçlü olursa olsun, kutsallık mesajdadır.


2.3 Evrensel Mesaj, Yerel Dil

Kur’an Arapça indirilmiştir; fakat mesajı evrenseldir. Bu evrensellik, kelimelerin değil; anlamın evrenselliğidir. Kur’an’ın başka dillere çevrilebilmesi ve anlaşılabilmesi, kutsallığın dile bağlı olmadığının açık göstergesidir.

Dil değişebilir; mesaj kalır.
Araç değişir; kelam değişmez.


2.4 Kutsal Dil Yanılgısının Sonuçları

Dilin kutsallaştırılması, Kur’an’la ilişkiyi daraltır. Arapça bilmeyenler kendini dışlanmış hisseder, anlam yerine ses ön plana çıkar, metin ritüelleşir.

Oysa Kur’an, herkes için bir rehberdir. Anlamak için dil öğrenilebilir, meal okunabilir, düşünülerek yaklaşılabilir. Kutsallık, bu çabanın kendisinde ortaya çıkar.


2.5 Sonuç

Vahyin tarihi bize şunu öğretir:
Dil, kelamı taşır; ama kutsal olan taşıyıcı değil, taşınandır. Kur’an’ın Arapça oluşu, bir kutsallık iddiası değil; ilahi hikmetin bir sonucudur.

Arapça’nın Seçilmesi: İlahi Hikmet mi, Kutsallık mı?

3.1 Arapça Etrafında Oluşan Algı

Kur’an’ın Arapça indirilmiş olması, zamanla Arapça’nın kendiliğinden kutsal kabul edilmesine yol açmıştır. Bu algı, sadece teorik bir görüş olarak kalmamış; gündelik dindarlık pratiklerine de yansımıştır. Arapça okumanın başlı başına sevap olduğu, koruyucu bir güce sahip bulunduğu ya da Kur’an’a ancak Arapça üzerinden “gerçekten” yaklaşılabileceği düşünülmüştür.

Bu yaklaşım, niyet olarak saygı barındırsa da önemli bir riski içinde taşır: Anlamın geri plana itilmesi.
Kur’an’ın merkezinde ise anlam vardır. Kutsal olan, metnin dili değil; Allah’ın kelamının içeriğidir.


3.2 Tarihsel Bağlam ve Dilin İşlevi

Kur’an, 7. yüzyıl Arap toplumuna hitap etmiştir. Bu toplumun dili Arapçaydı ve iletişim büyük ölçüde sözlü gelenek üzerinden yürüyordu. Bu nedenle vahyin Arapça indirilmesi, iletişim açısından zorunlu ve hikmetli bir tercihti.

Arapça’nın ritmik yapısı, kök temelli kelime sistemi ve anlam katmanları, Kur’an’ın mesajını güçlü biçimde aktarmaya elverişliydi. Ancak bu özellikler, Arapça’yı kutsal bir varlık haline getirmez. Bu durum, dilin vahyi taşıma kapasitesi ile ilgilidir, kutsallığı ile değil.


3.3 Dilbilimsel Güç, Kutsallık Anlamına Gelmez

Arapça’nın yapısı, tek bir kökten birçok anlam üretmeye imkân tanır. Kur’an bu imkânı etkili biçimde kullanır. Ayetlerin edebi gücü ve ahengi, mesajın zihinde kalıcılığını artırır.

Fakat dilin bu gücü, kutsallığın kaynağı değildir. Eğer dil kutsal olsaydı:

  • Arapça bilmeyenlerin Kur’an’la ilişkisi eksik sayılırdı
  • Vahyin evrenselliği sınırlanırdı
  • Diğer kutsal metinlerin farklı dillerde indirilmesi anlamsız olurdu

Oysa tarih bize şunu gösterir: Vahiy, dile değil; kelama bağlıdır.


3.4 Yanlış Algının Günlük Hayata Yansımaları

Arapça’nın kutsallaştırılması, pratikte şu sonuçları doğurmuştur:

  • Kur’an’ın anlamadan okunması
  • Metnin seslendirmeye indirgenmesi
  • Okumanın ritüel, anlamanın tali görülmesi

Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar:
Okunan ama anlaşılmayan bir metin, insanın hayatını nasıl dönüştürebilir?

Kur’an, yalnızca okunmak için değil; yön vermek için indirilmiştir.


3.5 Sonuç

Arapça, Kur’an için seçilmiş güçlü bir araçtır. Ancak kutsallık, bu aracın kendisinde değil; taşıdığı ilahi mesajdadır. Dil, kelamı taşır; kelam ise insanı dönüştürür.


Metnin Kutsallaştırılması ve Anlamın Geriye Atılması

4.1 Nesneleşme Sorunu

Kur’an, insanın hayatına rehberlik etmek üzere indirilmiştir. Ancak zamanla bu rehberlik, metnin fiziksel varlığının gölgesinde kalmıştır. Kur’an, anlaşılması gereken bir kelam olmaktan çıkıp; korunması, taşınması ve sergilenmesi gereken bir nesneye dönüşmüştür.

Bu dönüşüm, kutsallığı artırmaz; aksine, anlamla kurulan ilişkiyi zayıflatır.


4.2 Ayetler Süs Olunca

Evlerde, işyerlerinde veya araçlarda sergilenen ayetler çoğu zaman “korunma” veya “bereket” amacı taşır. Ancak ayet, süs ya da tılsım haline geldiğinde, vahyin çağrısı sessizleşir.

Ayetler yaşanmak içindir;
duvarda kalmak için değil.


4.3 Güvence Arayışı ve Yanlış Yöneliş

Kur’an ayetlerinin fiziksel olarak taşınması, insana geçici bir güven hissi verebilir. Ancak bu güven, kelamın rehberliğine değil; nesnenin varlığına bağlandığında problem ortaya çıkar.

Bu noktada güven, Allah’a değil; fiziksel bir araca yönelmiş olur. Bu ise Kur’an’ın öğrettiği bilinçle örtüşmez.


4.4 Ritüel Kurallar ve Yanlış Kutsallık Algısı (Düzeltilmiş)

Abdest ve temizlik, ibadet bilinci ve saygı açısından anlamlı olabilir. Ancak “abdestsiz Kur’an okunmaz, hatta dokunulmaz” şeklindeki yaygın inanış, Kur’an’ın ruhuyla örtüşmeyen bir batıl algıya dönüşmüştür. Bu anlayış, saygı üretmekten çok, insan ile Kur’an arasına mesafe koymaktadır.

Kur’an, ulaşılması zor bir nesne değil; her an başvurulabilen bir rehber olarak indirilmiştir. Elimizin altında olmalı, ihtiyaç duyduğumuz her an açılabilmeli, okunabilmeli ve üzerinde düşünülebilmelidir. Onu yalnızca belirli ritüel şartlara bağlamak, Kur’an’ı hayattan koparmak anlamına gelir.

Kur’an, sadece “dokunulacak” bir metin değildir; asıl olarak okunacak, anlaşılacak ve yaşanacak bir kelamdır. Fiziksel kuralların merkeze alınması, metnin düşünsel ve ahlaki dönüştürücü gücünü geri plana iter ve insanı farkında olmadan Kur’an’dan uzaklaştırır.


4.5 Anlamdan Kopmanın Sonuçları

Metnin nesneleşmesi:

  • Okumayı düşünmenin yerine koyar
  • Seslendirme rehberliğin önüne geçirir
  • Kur’an’ı hayattan uzaklaştırır

Bu durumda Kur’an, yön veren bir kelam olmaktan çıkar; sembolik bir kimliğe bürünür.


4.6 Sonuç

Kur’an’ın kutsallığı, onun fiziksel varlığında değil; anlamında ve rehberliğinde yatar. Nesneleştirme, bu kutsallığı artırmaz; tersine, onu etkisizleştirir.

Kelamın Amaçtan Nesneye Dönüşmesi: Sessiz Bir Sapma

5.1 Amaç ile Araç Arasındaki Kopuş

Kur’an, Allah’ın kelamı olarak insanın hayatına yön vermek için indirilmiştir. Ancak tarihsel süreç içinde, bu kelamın amacı ile onu taşıyan araçlar yer değiştirmeye başlamıştır. Anlam, rehberlik ve dönüşüm ikinci plana itilirken; metnin fiziksel varlığı, okunuş biçimi ve ritüeller merkeze alınmıştır.

Bu durum çoğu zaman fark edilmeden gerçekleşir. Kur’an’a gösterilen saygı artmış gibi görünür; fakat aynı anda hayata temas eden yönü zayıflar. Kelam, yaşanan bir rehber olmaktan çıkıp, korunan bir nesneye dönüşür.


5.2 Nesneleşmenin Teolojik Sonuçları

Kur’an’ın nesneleştirilmesi, inanç düzeyinde ciddi sonuçlar doğurur. Kutsallık, Allah’ın kelamının anlamında aranacağı yerde; fiziksel formlarda, ritüellerde ve sembollerde aranır.

Bu kayma, insanın Allah’la kurduğu ilişkiyi de etkiler. Metnin rehberliğini takip etmek yerine, metnin varlığına güvenmek yaygınlaşır. Böylece teslimiyet, bilinçli bir yöneliş olmaktan çıkıp pasif bir korunma beklentisine dönüşür.

Oysa Kur’an, insanı edilgen kılmak için değil; sorumluluk yüklemek için indirilmiştir.


5.3 Toplumsal Yansımalar: Okunan Ama Yaşanmayan Metin

Nesneleşme, bireysel bir sorun olmaktan öte, toplumsal bir alışkanlığa dönüşür. Kur’an okunur ama anlaşılması beklenmez. Ayetler bilinir ama hayata yön vermez. Dindarlık, bilgi ve bilinçten ziyade ritüel düzeyinde yaşanır.

Bu durum özellikle yeni kuşaklarda belirgindir. Kur’an, sorgulanan ve düşünülen bir kelam değil; “saygı duyulan ama mesafe konulan” bir metin haline gelir. Bu mesafe arttıkça, Kur’an’ın dönüştürücü etkisi zayıflar.


5.4 Ritüellerin Yanılsaması

Abdest, temizlik ve saygı kuralları Kur’an’la ilişkiyi besleyebilir. Ancak bu kurallar, anlamın önüne geçtiğinde, bir yanılsamaya dönüşür. Metne dokunmadan önce gösterilen titizlik, metnin mesajına gösterilmezse, kutsallık biçimde kalır.

Kur’an, yalnızca fiziksel bir metin değildir; zihne ve hayata hitap eden bir kelamdır. Ritüeller, bu hitabı desteklediği sürece anlamlıdır.


5.5 Psikolojik Boyut: Yanlış Güven Duygusu

Nesneleşmenin bir başka sonucu da psikolojiktir. İnsan, Kur’an’ın mesajıyla yüzleşmek yerine, onu taşımakla veya okumakla kendini güvende hisseder. Bu durum, sorumluluğu azaltan bir rahatlık üretir.

Oysa Kur’an, insanı rahatsız eder; sorgulatır; değişime zorlar. Onu yalnızca bir güven nesnesine indirgemek, bu çağrıyı etkisizleştirir.


5.6 Evrensel Mesaj ve Dilin Konumu

Kur’an’ın evrenselliği, dilin değil; anlamın evrenselliğidir. Arapça, bu anlamı ilk muhataplara ulaştıran araçtır. Aynı şekilde bugün farklı dillerde yapılan çeviriler de bu rehberliği taşır.

Dil değişir; mesaj kalır.
Araç değişir; kelamın çağrısı değişmez.

Bu gerçek, kutsallığın dile değil; kelamın kendisine ait olduğunu bir kez daha ortaya koyar.


5.7 Anlamı Merkeze Almak

Kelamın nesneleşmesini önlemenin tek yolu, anlamı merkeze almaktır. Okuma, taşıma ve ritüeller; anlamayı ve yaşamayı desteklediği ölçüde değerlidir.

Kur’an, hayattan koparıldığında yücelmez; hayata taşındığında yücelir. Gerçek kutsallık, kelamın insanın düşüncesine, ahlakına ve davranışlarına yön vermesiyle ortaya çıkar.


5.8 Sonuç: Kutsal Olan Nedir?

Bu bölümle birlikte ortaya çıkan temel sonuç nettir:

  • Kutsal olan dil değildir
  • Kutsal olan nesne değildir
  • Kutsal olan ritüel değildir

Kutsal olan, Allah’ın kelamıdır.
Ve bu kelam, anlaşıldığı ve yaşandığı ölçüde kutsallığını insanın hayatında görünür kılar.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

ALLAH’A DİNİNİ ÖĞRETENLER...

ALLAH’A DİNİNİ ÖĞRETENLER…

            “İhtilafta rahmet vardır.” Diyerek dini bölüp parçalara ayırdılar. (6/159) Mezhep âlimlerinde ki farklı görüşlerde, doğrulu yanlışlı sevap furyası var. İstikamet olarak Allah’ın kitabını işaret edildiğine rağbet görmez. Nebiler için “Günah işlediler” derseniz pek sorun olmaz; fakat Buhari, Müslim hakkında bir söz söyleseniz, lafı ağzına tıkarlar. Kur’an’a ters düşen bir rivayeti söylediğinizde de hadis inkârcısı olup çıkarsınız. Buhari ve Müslim binlerce hadisi elinin tersiyle itiyor ama onlara sorun yok.
            Bakınız günümüzün profesörlerinden Ebubekir Sifil ne diyor?
“…Tek başına ayete dayandırılıyor olması ona meşrutiyet kazandırmaz. İsterse 500 tane ayet okusunlar. Kur’an’da şu vardır, bu vardır diye 500 tane ayeti delil gösterseler, sünnetten ve senetten dayanağı, tasdiki yoksa bidat tır.”
            Ben bu söylemden Kur’an’ın haşa süs eşyası gibi görüldüğünü anlıyorum. 500 ayet bir rivayet etmiyorsa bu cümleyi kuran kardeşimiz Kur’an’a iman ediyor olabilir mi? Yorumu size bırakıyorum.
           
Yüce Allah’ın yasası değişmediğine göre(48/23) Allah’ın kitabına alternatif olmamalı. Herkes Kur’an’a iman eder ve hayatına taşırsa, parçalara bölünmek mümkün olmaz. Ayrıca bizi kimse de aldatamaz. Herkes benim yaşadığım din doğrudur derse, tetiği çekenin de ölenin de kendisinin Müslüman olduğunu sanması kaçınılmazdır.
           
Araştırmalara göre savaşların %60’ı İslam dünyasındadır. Yetersiz beslenenlerin %27’si yine İslam dünyasında. Savaşlarda ölenlerin %80 Müslüman ülke vatandaşlarıdır. İslam ülkelerinin 1,6 trilyon dolarlık borcu var. 21 İslam ülkesi “Ağır borçlu fakir ülke” kategorisinde bulunuyor. Düşünüp aklımızı kullanmanın zamanı geldi, geçiyor.
           
İnsan eliyle bu sahihtir, bu değildir gibi hadisler ayıklanmış. Sonra bunlara Allah’tan gelen vahiydir denilmiş. Ne olmuş oldu?  Rivayetler insanların kararıyla vahye dönüşmüş oldu.  İşte böylece de din ekseninden çıkıyor; yani rota değiştiriyor. Paralel dinin temelleri atılmış oluyor. Eğer beşerin yazdıkları Allah’ın kitabını onaylamıyorsa o ayet yok hükmüne geçiyor. Bunun tam tersi olmalı değil mi? Hüküm Allah’ındır. (12/40)  Buna iman ediyoruz. Tercih her kişinin kendisini bağlar. İman edilmesi gereken Allah’ın kitabı mı; yoksa beşerlerin yazdığı kitaplar mı?
           
Sahabeye Kur’an yeterken nasıl oluyorsa 200-250 yıl sonra Kur’an yetmiyor. Dört halifeye yetti. Bize yetmiyor.  Allah kitabında dinimi tamamladım, (5/3) eksiksiz, anlaşılır, detaylarıyla açıkladım, tefsiri bana ait, aklınızı kullanın demesine rağmen olacak iş değil
           
Her namaz sonrası otuz üç defa “suphanallah” diyen insanlar; gerçi böyle başlarlar da “sup, sup” diye bitirirler. Çoğunluk 33 defa “Allah’ım her türlü eksiklikten münezzehsin” dediğini de bilmez. Aynı kişiler Kur’an’ın yetersiz olduğunu savunurlar. Her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah’ın kitabı eksik olamaz. (5/3); (6/38) Maalesef eksik olduğunu düşünürler; onun yerine başka kitaplara yönelirler.
Yunus Suresi 15. Ayet:
 Ve (hal böyleyken:) ne zaman ayetlerimiz bütün açıklığıyla kendilerine okunup ulaştırılsa, o Bizim huzurumuza çıkacaklarına inanası gelmeyen kimseler, "Bize bundan başka bir söylem/bir öğreti getir; ya da bunu değiştir" diyecek olurlar. (Ey Resul) de ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem olacak şey değil; ben ancak bana vahyedilene uyarım. Bakın, (bu konuda) Rabbime baş kaldıracak olursam, dehşet veren o (Büyük) Gün (gelip çattığında) azabın (beni bulmasın)dan korkarım!"

            Şeyhe kul olunmadan Allaha kul olunmazmış. Allah Nebi’mize kitabı, hikmeti, doğruyu, yanlışı ayırt etme yeteneğini vermiştir. Nebi Muhammed aynı zamanda beşerdir. Hem nebi, hem de elçidir. Hiçbir elçimiz; Allah’a değil bana kulluk edin, ibadet edin demeye kalkışmaz. Allah’tan başka kul edinmemelerini önerir. Kur’an’dan bildirdiklerine sadık kalmalarını, ona uymalarını söyler. 3/79)
            İnsanlar nasıl bir küfür ve şirk bataklığına düştüğünün farkında bile değildir. “Muhammed’e kul olunmadan Allaha kul olunmaz. Âlimler nebinin varisidir.” demelerinin sebebi, kendilerine kapı aralamalarındandır. Bitmiyor… Hemen arkasından “Şeyh şeriate uymazsa şeriat şeyhe uydurulur.” deyip kendilerini ilahlaştırırlar.

Araf Suresi 188. Ayet:
(Ey Muhammed) de ki: "Allah dilemedikçe, kendime bir yarar sağlamak ya da kendimden bir zararı uzaklaştırmak benim elimde değil. Eğer insan kavrayışının ötesinde olanı bilseydim, muhakkak ki, bahtiyarlık adına ne varsa ondan payıma daha çoğu düşerdi ve kötülük asla yaklaşamazdı bana. (Ama) ben sadece bir uyarıcıyım ve inanan bir topluma iyi haberler getiren müjdeci".

            Hz Musa’ya yükü ağır geliyor. Kardeşi Harun’un yardımcısı olmasını istiyor. (26/13) Nebi Muhammed kimseye ne zarar, ne fayda yağlayabileceğini, Allah’tan başka hiçbir kimsenin sığınacak kimse olmadığını, koruyanın da yalnız Allah olduğunu belirtmesine rağmen, (72/21-22) siz kim oluyorsunuz… “Ete kemiğe bürünüp Mahmut diye göründü.” diyenler Müslüman, “Allah İsa’da tecelli etti” diyenler Hristiyan. Bence 2 zihniyet de hem hakikati örttükleri için kâfir, hem de Allah'a ortak koştukları için müşriktir.
            Peki ya İbni Arabi’nin, Said-i Nursi’nin, Celalettin Rumi’nin kitaplarının Allah katından olduğuna, Allah tarafından yazdırıldığına nasıl tepki veriyorsunuz?
            İbrahim Ethem eşini, şeyhine hediye ettiği için evliya makamına rütbe atladığını duymuş muydunuz?
Bu olayı kısaca aktarmak istiyorum:
İbrahim Ethem için imtihan devresi başlamıştır artık. Şeyh onu tecrübelerinden geçirmektedir. Şeyhi İbrahim Ethem’i çağırarak, “canım güzel bir kadın istiyor” der. İbrahim Ethem “Peki kurban” diyerek huzurundan çıkar. Düşünmeye başlar, “Şeyhimin emrini acaba nasıl yerine getireceğim” diye. “Eskiden olsaydı padişahlık zamanında etrafımda birçok güzel kadın vardı. Fakat şimdi ne yaparım? Şeyhimin arzusunu nasıl yerine getireceğim?” diye düşüne düşüne eve varır. Eve girer, karısına “Hanım kalk, en iyi elbiselerini giyin. Ziynetini tak, beraberce şeyhimin yanına gideceğiz” der. Hanımı hazırlanır, beraberce çıkarlar. Şeyhinin huzuruna vararak “Efendim, emriniz üzere getirdim” der. Şeyhi “Neyi getirdin?” diye sorunca: “Siz benden genç ve güzel bir kadın istememiş miydiniz? Kendi hanımımdan daha güzelini bulma imkânım olmadığından onu getirdim” diye durumu arz eder. Şeyhi İbrahim Ethem'in hanımını hemen geri gönderir. Yapmış olduğu bu tecrübeyi kâfi görür. İtikadını, teslimiyetini tam olarak ölçen şeyh, hemen İbrahim Ethem'e halifelik verir. İbrahim Ethem zamanın en büyük evliyası olur.
(Sohbetler, Seyyid Abdul Hakim el-Huseyni, s.126)
            Sorgusuz sualsiz tam bir teslimiyet. Yorumu size bırakıyorum… Geylani’nin kabrinin paralel Kâbe olduğunu ve tavaf edenlerin de bulunduğunu biliyor muydunuz? Araya hiçbir kişi, eşya veya nefsi sokmadan yalnız Allah’ın anılması zorlarına gitmektedir. O’ndan yardım istenmesi çoğunun içine sıkıntı verir. Fakat Allah dışında şirk koştukları anıldığı zaman hemen sevinir yüzleri gülmeye başlarlar. (39/45) Şuna dikkatinizi çekerim ki, Allah’a içtenlikle iman edenler, bildirdiği buyruklara uyarlar. Bu iman sahipleri hayatlarına taşıdıkça kalplerini bir ferahlık kaplar. Sadece rablerine güvenirler ve tevekkül ederler. İmanları daha da pekişir. (8/2)
            Bir de “Buhari. Müslim çökerse İslam çöker.” demiyorlar mı? Bu düpedüz ruhbanları Rab edinmektir. (9:31), rivayetleri Kur'an'a, ruhbanları Allah'a ortak etmektir. Hele bir de işin içine tarikat ve tasavvuf girdiğinde trafoları patlıyor:

Seyyidu ssadat: Efendilerin efendisi.
Gavsul evtad: Orduların imdadına yetişen.
Gavsu ssakaleyn: İki cihanda imdada yetişen.
Kutbul aktab: Zirvelerin en zirvesi.
Kutbul medar: Tüm zamanların en yüce zirvesi.
Vahidu zzaman: Zamanın tek ve biri.
Bediu zzaman: Zamanın yoktan var edeni.
Feridul asr: Asrın biriciği.
Hadil enam: Yaratılmışları hidayete erdiren...
Bir de kudduse sirruhul aziz (Allah sırrını kutsasın)  demezler mi? Artık kutsanacak ne sırları varsa...
            Balık baştan kokar derler ya… Daha kendilerine yakıştırdıkları isimlerde şirk kokuyor. Allah dostu diyerek Allaha dost tayin etme cüretini göstermeleri de cabasıdır. Biliyor muydunuz? Gavsın izni olmadan bir kedi fare bile yakalayamazmış.
            “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” diyen şeytanın kendisi değilse nedir. “Velayet nübüvvetten üstündür.” Diyerek, Nebi’ye karşı kutuplar, şeyhler,  gavslar, Kur’an’a karşı, kitaplar, Kabe’ye karşı sahte kabe… Paralel din işte budur. Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? (49:16)
            Duymuş olabilirsiniz, Tel Aviv’de Tel Aviv İslam Üniversitesi 61 yıldır âlimler yetiştiriyor! İsrailoğulları Müslüman mı oluyorlar. Kendilerini özel, farklı gören Yahudiler’de böyle bir durum yoksa, bu İsrail ajanları nerede? Bu bugün kurulmuş bir üniversite değil 1960 yılından beri faaliyet göstermektedir. Her sene ne kadar mezun verdiğini düşünmenizi ve 61 le çarpmanızı istiyorum. Gördüğünüz gibi ne kadar korkunç bir rakam çıkıyor. Bu bilinen, bilinmeyenleri düşünmek bile istemiyorum. Bir de buna satılmışlarımızı katın, işte Müslüman neden Müslümanın kanını döküyor; neden parçalara bölündük sorun ortada.(3/103)
            Yüce Rabbimden Kur’an’ı okuyup anlayan, anladığını hayatına taşıyan kullarından eylemesini dilerim.


Doğrularım Allah’ın yanlışlarım bana aittir.                                              Aydın Orhon

 

 

 


ALLAH I BIRAKIP DÜZME İLAHLAR MI İMAN EDECEKSİNİZ?

 

Bazı kişiler, Allah hakkında yalan uyduran kişilerin peşinden giderler. Kur’an her kişi için inmiştir. Yoksa yalnız hacılara, hocalara, ilahiyatçılar inmemiştir  Herkes de ondan bireysel olarak sorumludur. Allah’tan başka ilah edinmeyi farklı algılıyoruz. Genellikle ağaçtan, taştan beşer yapılmış objeler (putlar) ilahtır diye düşünüyoruz. İlah edinmiş kimsede ilah edindiğinin farkında değildir. Kabe’de Mekkeli müşrikler tarafından tapınılan da oradaki nesneler değildir. O objeler sadece semboldür. Onun arkasında ki kişileri Allah’a yaklaştırsın diye ilah edinmişlerdir.

Eğer Allah’ın helal kıldığı her hangi bir şeyi başka bir kimse haram der siz de onun sözüne itibar ederseniz o kişi sizin ilahınızdır. Allah’tan daha çok herhangi bir şeyi sever, önemserseniz o da ilahınızdır. İlahınız çocuğunuz, babanız, anneniz, arkadaşınız, eşiniz, kendiniz, malınız, mülkünüz, servetiniz, paranız, şeyhiniz, kutbunuz, olabilir.

 

İnsanlarımız da İslam inancına ve akla ters düşmesine rağmen bazı kişilerin söylediklerine göre dinlerini yaşamaktadırlar. Bu Allah’tan başka ilah edinmekten başka bir şey değildir.(18:15) Herkes din gününde Kur’an’dan sorulacaklardır. (43:44)

Allah’tan başka varlık ve güçleri veliler edinirler. Bunların durumu kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir.(29:41)  Bizi yaratan Yüce Allah bize şah damarımızdan daha yakındır.(50:16)   Böyle olmasına rağmen; güya kendilerini O’na yaklaştırmak ümidiyle Allah’tan başka ilah seçerler. Kendilerine fayda sağlayıp sağlamadığını din gününde göreceklerdir. O gün yüzüstü bırakılacaklardır. Bu yaptıkları kendilerini kandırmalarından ve düzmeceden başka bir şey değildir. (46:28)

Allah çirkin işleri, günah işlemeyi, haksız saldırmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği her hangi bir şeyi, Allah'a ortak koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."(7:33) Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür."(31:13) Şirk Allah'tan başkasına itaattir.(33:67) Onlar, Allah'ı bırakıp, hakkında Allah'ın hiçbir delil indirmediği, kendilerinin de hakkında hiçbir bilgilerinin bulunmadığı şeylere kulluk ederler. (22:71)  O, din gününde Allah şunu haram kıldı diye tanıklık yapacak şahitlerinizi getirin” diyecek. (6:150) Allahtan başka şeylere ilahlık yakıştırmış olanların, o ana kadar yaptıkları bütün iyi şeyleri boşa gitmiş olur.(6:88)

 

Bizi ölüyken yaratan dünya nimetleri veren Allah’a, nimetleri terk edip teker teker geri döneceğiz. O zaman Yüce Allah  “Ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz?” diyecek. İşte o an fark edilecek ki, artık aradaki bağlar tamamen kopmuştur. Allah'ın ortağı olduklarını iddia edenler yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.(6:94) Kendi asılsız uydurmalarını Allaha yakıştıran, ya da Allah’ın ayetlerini yalanlamaya kalkışan kimselerden daha zalim kim olabilir? Canlarını almak için Allah’ın elçileri geldiğinde onlara: "Hani, nerde Allahtan başka çağırıp durduğunuz varlıklar?" diyecektir. Günahkârlar: "Bizi yüzüstü bıraktılar!" diye karşılık verecekler ve böylece, hakkı inkâr eden kimseler oldukları konusunda kendi aleyhlerine tanıklık etmiş olacaklar.(7:37) Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan günahları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.(4:48)

 

Çirkin bir iş işledikleri vakit, "Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. "Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah'ın üzerine mi atıyorsunuz?"(7:28) Gerçek dua ancak O'nadır. O'ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. 13:4)

 

Allah'ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve "İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" diyorlar. "Siz, Allah'a göklerde ve yerde O'nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?"(10:18)

 

 Ahzap 38. Ayet:

Allah, şöyle der: "Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin." Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, "Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver" derler. Allah, der ki: "Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz."

 

Doğrularım Allah’ın yanlışlarım ise bana aittir.                                                      Aydın ORHON

NEDEN NÜZUL?

                NEDEN NÜZUL…

                Nüzul, Nüzul etmek yukardan aşağı inme, nazil olma anlamındadır. Nüzul sırası da iniş sırası anlamına gelmektedir. İniş sırasına göre okunan Kur’an’ın daha iyi anlaşılabileceği kanaatindeyim.

Bir insan düşünelim. Kur’an’ı eline almamış. Namaz, oruç, zekât, yardım, destek vb. hiçbir şey yapmamış. Allah neyi de yapma demişse yapmış. İçki, kumar, zina, hakka tecavüz, faiz vb. yapılmaması gereken her şeyi yapmış. Bir gün ” Ben ne yapıyorum? “ demiş. Pişman olmuş. Bir süre sonra tevbe etmiş.  Allah’ın mesajlarını öğrenmek ve hayatına taşımak adına Allah’ın kitabını eline almış. Okumaya başlamış. Kur’an Fatiha suresinden sonra,  Bakara Suresi ile başlar;

Rahman, rahim olan Allah’ın adıyla.
 Bakara 1. Âyet: Elif Lam mim.
Bakara 2. Âyet: Doğru olduğu kuşkusuz olan bu kitap, takva sahipleri için hidayet kaynağıdır.
Bakara 3-4. Âyet:  Onlar görmediklerine inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkalarına verirler. Yine onlar gerek sana ve gerekse senden önce indirilen kitaplara inanırlar. Ve  ahiretten hiç kuşku duymazlar.
 Bakara 5. Âyet: İşte onlar Rablerinden gelen hidayet yolundadırlar. Ve kurtuluşa erenlerdir.

Buraya kadar çok güzel bir şekilde gelir; ancak altıncı ayette Kur’an’la bağlantıyı kopartır.

Bakara 6-7. Âyet: Kafirlere gelince onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez; onlar iman etmezler. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, onların gözlerinde perde vardır. Onları büyük bir azap beklemektedir.
Bu ayeti okuduğunda kendisinin işinin bittiğini daha iflah olmayacağını düşünür. Mesaj almaya son verir.

                Muhammed nübüvvetinden sonra 13 yıl Mekke’de, 10 yıl da Medine’de görevini ifa etmiştir. Bakara suresi medeni dönemde inmiştir.  Yani dinin tamamlanmasına yakın dönemde inmiştir. Bu Sureye kadar  ikazlar, tembihler, emirler, uyarılar mevcut. Bunlara rağmen değişikliğe uğramayanlar, ümit kesilmiş kişiler için inen bir ayettir. (Bakara 6-7)
Daha ilerilere gitse zaten tevbenin kabulü ile ilgili ayetle karşılaşacak.
Bakara 37. Âyet:   …Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.

                Kur’an’ın iniş sırasına göre (nuzül sırasına göre) okuduğumuzda Mekki dönemden başlayıp Medeni döneme doğru okumamızda fayda görüyorum. 
Yüce Allah önce Nebi ve dolayısıyla bizleri sporcu gibi ısıtıyor. Sonra talimatları veriyor. Mekke’de geçen sıkıntılı dönemde inen sonra daha rahat Medine’de ki dönemi içinize nakşedebilirsiniz.

Elinde nuzul sırasına göre Kur’an meali bulunmayan arkadaşlar için aşağıda nüzul sırasına göre sure isimlerini paylaşıyorum.   

Doğrularım Allah’a yanlışlarım bana aittir…

                                                                                                                                  Aydın ORHON

Vahyin indiriliş sırasına göre süre isimleri
Mekki Sureler
Sure Adı - İniş Sırası - Kuran'daki Sırası

Alak Suresi - 1 – 96
Kalem Suresi - 2 – 68
Müzzemmil Suresi - 3 – 73
Müddessir Suresi - 4 – 74
Fatiha Suresi - 5 – 1
Tebbet Suresi - 6 – 111
A'la Suresi - 8 – 87
Leyl Suresi - 9 – 92
Duha Suresi - 11 – 93
İnşirah Suresi - 12 – 94
Asr Suresi - 13 – 103
Adiyat Suresi - 14 – 100
Kevser Suresi - 15 – 108
Tekasür Suresi - 16 – 102
Ma'un Suresi - 17 – 107
Kafirun Suresi - 18 – 109
Fil Suresi - 19 – 105
Felak Suresi - 20 – 113
Nas Suresi - 21 – 114
İhlas Suresi - 22 – 112
Necm Suresi - 23 – 53
Abese Suresi - 24 – 80
Kadr Suresi - 25 – 97
Şems Suresi - 26 – 91
Büruc Suresi - 27 – 85
Tin Suresi - 28 – 95
Kureyş Suresi - 29 – 106
Kari'a Suresi - 30 – 101
Kıyame Suresi - 31 – 75
Hümeze Suresi - 32 – 104
Mürselat Suresi - 33 – 77
Kaf Suresi - 34 – 50
Beled Suresi - 35 – 90
Tarık Suresi - 36 – 86
Kamer Suresi - 37 – 54
Sad Suresi - 38 – 38
A'raf Suresi - 39 – 7
Cin Suresi - 40 – 72
Yasin Suresi - 41 – 36
Furkan Suresi - 42 – 25
Fatır Suresi - 43 - 35 -
Meryem Suresi - 44 – 19
Ta-Ha Suresi - 45 – 20
Vakıa Suresi - 46 – 56
Şu'arâ Suresi - 47 – 26
Neml Suresi - 48 – 27
Kasas Suresi - 49 – 28
İsra Suresi - 50 – 17
Yunus Suresi - 51 – 10
Hud Suresi - 52 – 11
Yusuf Suresi - 53 – 12
En'am Suresi - 55 – 6
Saffat Suresi - 56 – 37
Lokman Suresi - 57 – 31
Sebe Suresi - 58 – 34
Zümer Suresi - 59 – 39
Mü'min Suresi - 60 – 40
Fussilet Suresi - 61 – 41
Şura Suresi - 62 – 42
Zuhruf Suresi - 63 – 43
Duhan Suresi - 64 – 44
Casiye Suresi - 65 – 45
Ahkaf Suresi - 66 – 46
Zariyat Suresi - 67 – 51
Gaşiye Suresi - 68 – 88
Kehf Suresi - 69 - 18

Nahl Suresi - 70 - 16

Nuh Suresi - 71 - 71

İbrahim Suresi - 72 - 14

Enbiya Suresi - 73 - 21

Mü'minun Suresi - 74 - 23

Secde Suresi - 75 - 32

Tur Suresi - 76 - 52

Mülk Suresi - 77 - 67

Hakka Suresi - 78 - 69

Me'aric Suresi - 79 - 70

Nebe Suresi - 80 - 78

Nazi'at Suresi - 81 - 79

İnfitar Suresi - 82 - 82

İnşikak Suresi - 83 - 84

Rum Suresi - 84 - 30

Ankebut Suresi - 85 - 29

Mutaffifin Suresi - 86 - 83

 

Medeni Sureler

Sure Adı - İniş Sırası - Kuran'daki Sırası

Bakara Suresi - 87 - 2

Enfal Suresi - 88 - 8

Al-i İmran Suresi - 89 - 3

Ahzab Suresi - 90 - 33

Mümtehine Suresi - 91 - 60

Nisa Suresi - 92 - 4

Zilzal Suresi - 93 - 99

Hadid Suresi - 94 - 57

Muhammed Suresi - 95 - 47

Ra'd Suresi - 96 - 13

Rahman Suresi - 97 - 55

İnsan Suresi - 98 - 76

Talak Suresi - 99 - 65

Beyyine Suresi - 100 - 98

Haşr Suresi - 101 - 59

Nur Suresi - 102 - 24

Hac Suresi - 103 - 22

Münafikun Suresi - 104 - 63

Mücadele Suresi - 105 - 58

Hucurat Suresi - 106 - 49

Tahrim Suresi - 107 - 66

Teğabun Suresi - 108 - 64

Saff Suresi - 109 - 61

Cuma Suresi - 110 - 62

Fetih Suresi - 111 - 48

Maide Suresi - 112 - 5

Tevbe Suresi - 113 - 9

Nasr Suresi - 114 - 110

 


ALLAH'TAN BAŞKA KİMSE HELAL/HARAM BELİRLEYEMEZ...

                         ALLAH'TAN BAŞKA KİMSE HELAL/HARAM BELİRLEYEMEZ...

 

            Dinimizce yapılması, yenilmesi, içilmesi Yüce Allah tarafından yasak olanlara haram, haram dışında kalan her şeye de helal denilir. Dinin emir ve yasakları vahy ile beslenmiştir. İslam’da helal-haram koyma yetkisi, sadece dinin tek sahibi Yüce Allah’a aittir. Böyle bir yetkiyi kendisinde bulanlar, kendilerini ilah konumuna sokanlardır. Kur’an bu yetkiyi kendisinde görenleri, ilahlık iddiasında bulunmakla suçlamıştır. Haramı helal, helali de haram kılmayı şirke eş tutmuştur. Biz ne kadar bunlara sadığız bakıp göreceğiz.
            Yüce Allah’ın haram kıldıkları şeyler çok az olup, bunların dışındakilerin tamamı helaldir. İlk ayetle başlayalım:
Maide Suresi 3. Âyet:
Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,- dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Öyleyse onlardan korkmayın, yalnız Benden korkun. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

            Dinimiz kolaylık dinidir. Bir kimsenin elinde olmayan sebeplerden dolayı haram yemesinin mahsuru yoktur. Ancak yediğini helal saymaması gerekmektedir. Çünkü zorunluluk bittiği an o haram hükmü yine devreye girer.
Bakara Suresi 173. Ayet:
Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

            Normal şartlarda iyi ve temiz şeyler helal, kötü ve pis şeyler haramdır. (7/157) Allah’ın rızık olarak bağışladığı meşru güzelliklerden yararlanmamızı, bunları yaparken de, Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olmamızı buyuruyor. (5/88)

            İlahi emirlere aykırı davranışa günah denir. Kur’an’da yasaklanan şeyleri yapmak günahtır. Bütün kötülüklerden ve haramdan sakınmak, iffetli namuslu ahlaklı olmak dinimiz İslam’ın gereğidir. Bu kişiler günahsız olma yolunda yürüyen kişilerdir.

Araf Suresi 157. Ayet:
Onlar, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları Resûle, o ümmî nebilere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.  Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
            Bu ayette Resulün, iyiliği emredip, kötülüğü yasaklaması, temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılması, insanların üzerlerindeki ağır yükleri kaldırıp zincirleri kırmasını anlayabilmemiz için “resul ve nebi” kavramını iyi bilmemiz gerekiyor. Nebi Muhammed’in kendisinin hüküm koyma yetkisi yoktur. Resul Muhammed’in görevi, nebi sıfatıyla Yüce Allah’tan aldığı vahyi bize aktarmaktır. Yani Muhammed Kur’an’da var olanları bildirmesiyle, elçilik görevini gerçekleştirmiştir.

             Resul Muhammed ilk resul değildir, kendisine ve bize ne yapılacağını da bilmez. O, yalnızca kendisine vahyedilmekte olana uymaktadır. Hz. Muhammed apaçık bir uyarıcıdan başkası da değildir. (46/9) 'Allah’ın resulü, hiçbir şekilde Allah’ın kendisine bildirdiği emir ve yasaklara, herhangi bir ilave veya çıkarma yapmadan, olduğu gibi aktarandır. Çünkü Allah, Resulüne kendisine indirdiği Kur’an ile hükmetmesini buyurmuştur. (5/48 - 49) Elçinin haram kıldığını haram saymayanlar, Yüce Allah tarafından tehdit ediliyor. “Resule itaatin Allah’a itaattir.” (4/80)  ayetini hatırlayalım. Resule itaat şartı var; fakat nebiye itaat şartı yoktur. Yukarıda paylaştığım Araf 157. Ayet de nebinin de resulün de aynı kişi, Muhammed olduğunu vurgulanmaktadır.

            Yüce Allah’ın yeni kitap göndermesinin sebebi bir öncekinin tahrifata uğramasından kaynaklanmaktadır. Biz aşağıdaki ayeti anlamaya çalışırken, kendimizi de kontrol edelim. Yüce Allah’ın bize gönderdiği, koruması altında olan kitaba (15/9) ne kadar iman ediyoruz. Dinimizi, Allah’ın mı, yoksa başkalarının hükmüne göre mi yaşıyoruz. Kendinizi kontrol etmek için Maide 6. Ayete bir bakalım. Bu basit bir örnek, Allah’ın vahyini anladığımız dilde okuduğumuz sürece nicelerini göreceğiz. Ayette abdestin nasıl alınacağı ve abdesti bozan şey hakkında Rabbimin buyruğunu okuyalım:

Maide Suresi 6. Ayet:
Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da. Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.

            Bu ayetin bile kafamızda şimşekler çaktırması lazım. Ne yazık ki, çoğumuzun bu ayeti önemseyeceğini düşünmüyorum. (12/106) Çoğumuz, Allah’ın kitabına güvenmeyip, bizi yanıltsa da atalarımızın gittiği yoldan gideriz. (2/170)          

            Ben ömrümün büyük bir bölümünde bu ayete iman etmedim. Anladığı dilden Allah’ın emirlerine bakmayan, okumayan kişiler için bu yanlış gayet doğaldır. Fakat din gününde Yüce Allah’a beni yanılttılar bahanesini sunsak da fayda vermez. (7/38-39)

Al-i İmran Suresi 50. Ayet:
"Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim ve Rabbiniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

            Yüce Allah’ın emri doğrultusunda Resul Muhammed, Tevrat’ı onaylıyor. Fakat Yahudilerin kendilerine haram kıldıklarını, (3/93) tekrar helale, yani orijinal haline dönüştürüyor. Burada geçen mucize kelimesinin karşılığı da Kur’an ve kâinatta ki tüm varlıkların yaratılışıdır. (29/49-51)

            Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. (48/23) Eğer böyle ise aşağıdaki Âyet ne anlama geliyor: Her şeyi Yüce Allah ben yaptım diyor. Nedeni malum, Yüce Allah’ın izni olmadan bir yaprak bile düşmez. (6/59) Bundan dolayı olacak ki “savaşta oku sen atmadın ben attım. Onları sen öldürmedin, Allah öldürdü.”(8/18) diyor.
Yüce Allah insanlara ön onay vermiş olup, buna da rağmen her şeyin hâkimi olduğunu hatırlatmaktadır.

En’am Suresi 146. Âyet:
Biz (yalnızca) yahudi itikadını benimseyenlere bütün tırnaklı hayvanları yasakladık; ve onlara koyun ve ineğin iç yağlarını da yasakladık, (hayvanların) sırt tarafındaki veya bağırsaklarındaki yağlar ile kemiğin içindekiler hariç: böylece işledikleri zulümler yüzünden onları cezalandırdık; zira, unutmayın, Biz sözümüzde dururuz!
            Bakın bu ayette de Yüce Allah “yasakladık” diyor. Buradaki yasak Yahudilerin kendilerine koyduğu yasaktan kaynaklanmıştır. Yahudiler de aynı şekilde ineğin iç yağlarını, deve, tavşan, yirmi kuş dışında kuşların yenilmesini kendilerine haram ettiler.
            Bizler
deniz ve su mahsullerini tamamı helalken, çoğunu kendimize haram etmedik mi?

Maide Suresi 96. Ayet:
Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helâl kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı gelmekten sakının.


            Hz. Musa döneminde gördüğümüz gibi Yüce Allah’ın yasaları delindi. Yüce Allah Hz. İsa’yı gönderdi. İsa’nın ölümünden sonra o da tahrifata uğratıldı. Son elçisi Hz. Muhammed’i gönderdi. Muhammed’in son Nebi olması dolayısıyla bir daha gelecek nebi de yok; fakat Resul Muhammed’in bize bıraktığı Resul Kur’an-ı Kerim hayattadır. İnşallah mahşere kadar da yaşayacaktır.


            Mümin, münafık, müşrik ne olursan ol, Yüce Allah müdahale etmeyeceğini din gününe kadar erteleyeceğini buyuruyor.
Fatır Suresi 45. Âyet:
Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihâyet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.
         

            Yahudilerin helali haram yapmalarından dolayı cezaları erteleniyor. Yaptıkları yanlış harekette Allah onlara onay veriyor. Son Elçi, Nebi Muhammed’e de Yüce Allah’ın yasalarını ve insanlar tarafından yapılmış değişiklikleri düzeltilmesi için görevlendirilmiştir. (35/45)

Başka bir Âyette de yanlış anlamaya mahal verilmemesi adına İsrailoğullarının kendilerinin yasak koyduğu belirtiyor.
Al-i İmran Suresi 93. Âyet:
Tevrat indirilmeden önce, İsrailoğulları'nın (günah diyerek) kendine yasakladığı şeyler dışında bütün yiyecekler onlara helal idi. De ki: "Eğer söylediklerinizde samimi iseniz Tevrat'ı getirin de onu okuyun!"

            Yüce Allah istemediği takdirde hiçbir şey yerinden kıpırdayamaz. Yaptığınız her icraat Allah istediği için gerçekleşiyor. (6/59) Buradan da şu anlam çıkıyor. “Allah aynı zamanda her şeye müdahildir. (55/29) Yahudilerin kendiliklerinden haram kıldığı şeyleri Allah da kerhen onaylamıştır. Onayı belirli bir süre (din gününe kadar) olacaktır. (35/45) Yahudilerin kendiliklerine helali haram kılmalarından dolayı cezalarını din gününde çekeceklerdir.

            Kur’an’dan bir âyeti cımbızla alıp anlam vermek yanlıştır. O âyetin önü ve sonundaki âyetlere de bakmamız gerekir. Bazen o da yetmez Kur’an bütünlüğünde düşünmemiz gerekir. Nebi Muhammed de dâhil, hiçbir kimse Allah’ın helal kıldığını haram kılamaz. (66/1)

            Geleneksel dinde ne yazık ki haramlar havada uçuşuyor. Allah’ın helal dediğine, birisi mekruh derken, diğeri haram diyebiliyor. Geleneksel din, din değildir. Bu gelen ekler on dört asır boyunca devam etmiştir. Bu zaman zarfında köprünün altından çok sular geçti. Din geleneğin koyduğu yasaklarla değil; Yüce Allah’ın koyduğu yasalarla yaşanırsa dindir. Fakat bilerek veya bilmeyerek sokuşturulmuş haramlar, dinin gereği olarak kabul edilmiştir. Allah'ın size rızık olarak indirdiklerinin bir kısmını helal, bir kısmını haram kılmışlardır. Sanki Allah’tan izin almışlar gibi, kendi tahminlerini Allah'a yakıştırmışlardır. (10/59) Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılarak, hadlerini aşmaktan da geri kalmamışlardır. (5/87)

            Kendi yalanını Allah'a isnat ederek öyle diline geldiği gibi kimse yalan, yanlış "Bu helaldir, şu haramdır." diyemez. Allah'a yalan isnat edenler asla kurtuluşa erişemezler! Allah’a karşı yalan uyduranlar iflah olmazlar. Bunlar az miktarda fayda sağlasalar da onlar için can yakıcı azap beklemektedir. (16/116-117)  Allah, kendisinin belirttikleri dışında helal/haram uydurup haddi aşanları sevmez. Bu Allah'a ortak koşmaktır. Allah, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, yemenizi yasakladığı şeyleri size ayrıntılı olarak açıklamıştır. Üzerinde O’nun adının anıldığı şeyleri neden yemiyorsunuz? Ama bakın, bu tür konularda birçok insan diğerlerini hiçbir gerekçeye dayanmaksızın, kendi temelsiz görüşleriyle saptırmaktadır. (6/119) Bu kişiler gerçekten ziyana uğrayanlardandır. Allah’ın onlara rızk olarak sağladığı şeyleri yasaklarlar. Bu tür yasakları da haksız yere Allaha yakıştırırlar. (6/140) Sonra da Allah’ın izni olmasaydı, hiçbir şeyi yasaklamazdık derler. Bunlar sadece başka insanların zanlarına uyarlar. Tahminde bulunmaktan başka bir şey yapmazlar. (6/148) Boşadığınız kadınlara verdiklerinizden herhangi bir şey (geri) almanız size helal değildir. (2/229) Fasıklık yapılarak üzerine Allah’ın adı anılmamış olduğu kesin olandan yemeyin! (6/121)

En’am Suresi 150. Âyet;
“Müşriklerin kendi zanlarınca “şu helaldir, bu haramdır” diye yaptıkları sınıflamayı, neye ve hangi kanıta göre yaptıklarının sorulması, bu konuda tanıkları varsa, bunu göstermeleri gerektiği belirtilmektedir. Onlar yalan yere, yasaklamanın Allah tarafından yapıldığını söyleseler bile, Hz. Muhammed’in bunlara katılmaması istenmektedir. Burada müşriklerin tanıkları; onları bu batıl yola ileten önderleri, din adamları olup, putların bakıcıları, Kâbe’nin bekçileri ve Arapların dini lider saydıkları kişilerdir.”

            Birçok ayette haram helal koyma yetkisinin Allah’a ait olduğu buyurulmuştur. İnsanların böyle bir yetkilerinin olmadığı önemle vurgulanmıştır.
Yunus Suresi 59-60. Ayet;
De ki: "Allah'ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helâl, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?" De ki: "Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
Allah'a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı çok lütufkârdır, fakat onların çoğu (O'nun nimetlerine) şükretmezler.

            Yüce Allah hüküm indirmediği konularda O’na iftira etmeleri anlamına gelecek şekilde kişilerin helal-haram değerlendirilmesinde bulunmasını yasaklamaktadır. (69/44-47;  66/1; 5/87; 6-143-146)

Nahl Suresi 116. Ayet:
Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak "Şu helaldir, şu da haramdır!" demeyin; sonunda Allah'a yalan uydurmuş olursunuz. Allah'a yalan uyduranlar kurtulamazlar.
            Yüce Allah’a yalan isnat edenlerin başarıya ulaşması mümkün değildir. (10/69) Ancak dünya hayatında Allah’ın müdahale etmemesinden dolayı problem yaşamazlar. İnsanların dönüp dolaşım gideceği yer Allah’ın huzurudur. Sonra da şiddetli azabı tadarlar. (10/70) Fakat gerçeği onaylayan ve o doğrultuda yaşayanlar, başarıyı sağlayanlardır. (64/9)

            Yüce Allah’ın belirttiği haramlar dışında aklımıza ne geliyorsa, hayatın bütün güzel, hoş ve temiz şeyler helaldir. (5/4) Gizli dost tutmamak, zina yapmamak şartıyla Mü’min kadınlardan iffetli olanlarından mehirlerini vermeniz kaydıyla evlenmek helaldir. (5/5) Apaçık düşmanınız olan şeytanın izinden gitmeden, yeryüzünde meşru ve iyi ne varsa temiz olarak yiyip içilebilir. (2/168) Allah’ın size rızık olarak bahşettiği temiz ve meşru şeylerden, payınızı alırken, nimetinden dolayı Allah’a şükrünüzü gösterin. Av hayvanlarını da yiyin; ancak Allah’ın adını anmayı ihmal etmeyin. (5/4) İhramlı iken kara avı yasaktır. (5/1) Hac esnasında menzilinize giren av hayvanlarıyla sınanacaksınız. (5/94) Sularda yapılan her türlü avlanma meşrudur. İhramlı olanlara da, su mahsullerinin (5/96) ve denizdeki bütün canlıların tamamı helaldir. (16/14)  Kulları için yarattığı güzelliği, rızkın iyisini, temizini Allah yasaklamıyor. Allah’ın yasaklamadığını kim yasaklayabilir? (7/32) İçki ve kumarın her türlüsü büyük günahlardandır. (2/219) Sarhoşluk veren şeyler, şans oyunları, putperestçe uygulamalar ve gelecek hakkında kehanette bulunmak, şeytan işi iğrenç kötülüklerden başka bir şey değillerdir. (5/90) Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokar. Bizi, Allah'ı anmaktan ve salattan alıkoymak ister. Böyle davranışta bulunanlar bir an önce vazgeçmelidir. (5/91) İçki ve kumarda büyük bir günah ve insanlar için bazı faydalar vardır. (2/219)

             Bakara Suresi 219. Âyetin biraz üzerinde durmak istiyorum. İçki ve kumarın az da olsa faydalar nelerdir: Bana göre alkolün dezenfektan oluşu ve tıp dünyasında özellikle ilaç yapımında ve anestezi vb. gibi yerlerde kullanılmasıdır. Kumarda da genellikle kumarhane sahiplerinin, nadiren de oynayanların para kazanmalarıdır. Faydalar içki ve kumarın meşruluğu için yeterli değildir. Bu durumda içki, uyuşturucu vb. aklı örtücü maddelerin kullanımı, kumarın her türlüsü haramdır. İnsanın faydasına olabilecek yerlerde kullanılabilir. Uyuşturucu haplar yasaktır. Ancak ağrılardan, sancılardan inim inim inleyen hastasına doktor o hapı önerebilir. Bu da faydalı yanıdır.

            Müminler, Allah’ın size helal kıldığı şeylerden hoşunuza gidenleri kendinize haram kılmayın. Aşırı da gitmeyin; Allah aşırı gidenleri sevmez. (5/87) Yeryüzünde helal, iyi ve temiz ne varsa ondan nasibinizi alın. Bunları haram sayan şeytanın yolundan gidiyor demektir. (2/168) Hiçbir gerçek bilgiye dayanmadan kendiliklerinden haram uydururlar. Bu yalanları da Allaha isnat ederler. (6/144) Kendi tahminlerini mi Allah'a yakıştırılıyor. Allah’ın bizim için indirdiği rızıkların bir kısmını meşru görülürken, bir kısmı da yasaklıyorlar. Sanki Allah’tan izin aldılar. Yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorlar. (10/59) Bu tür yasakları da haksız yere Allah’a yakıştırırlar. Onlar sapkınlığa düşmüşler ve doğru yolu bulamamışlardır. (6/140)  Allah adına yalan uyduranlar zalimlerin ta kendileridir. (3/94)

            Dinimizdeki haramları Yüce Allah kitabında detaylı şekilde açıklamıştır. Kısaca yiyecekler için: Leş, akıtılmış kan, domuz eti, Allah’tan başkası anına kesilen hayvanlar, kötü ve pis şeylerdir.
İçeceklerden: Her türlü kafa yapıcı içkiler ve uyuşturucu maddelerdir.
Diğer haramlar: Şirk koşmak, riba, kumar, fal okları, karaborsacılık, zina, eşcinsellik, ensest ilişki, rüşvet, kantarda yapılan hile, Yoksulluk korkusuyla çocuklarını öldürmek, intihar etmek, haksız yere cana kıymak, ihramlıyken su mahsulü dışında avlanmak, kötülük yapmak vb. gibi şeylerdir. Bunlar dışında her şey helaldir.

Doğrularım Allah’a Yanlışlarım bana aittir.                                                     Aydın ORHON 

NEDEN BU HADİSLERE UYMAZLAR?

Kur’an bize yetmez diyenlere, aşağıda paylaştığım hadisler fazla geliyor. İşlerine geldiği gibi dinlerini yaşıyorlar. Hadislerden istediklerini alıyorlar, beğenmediklerini bırakıyorlar. Yetmiyor; Kur’an’da da aynı şeyi yapmaya kalkıyorlar. Allah’ın hadisine riayet etmeme cüretinde bulunabiliyorlar. Yetmiyor; beğendikleri rivayetle Yüce Allah’ın Ayetini nesh ediyorlar. Sanırım kim olduklarını unutmuşlar, Allah’a dinlerini öğretiyorlar. (49:16) Kur’an’a rivayet yamamadan, ayetlerde seçiciliği bırakmadan iman etmiyorlar. (15:91)  Hâlbuki yalnız Kur’an’dan hesaba çekileceğiz. (43:44)

Resul Muhammed’in tek görevi Yüce Allah’tan almış olduğu vahyi katıksız, (olduğu gibi) bize aktarmaktır. (5/99)
Tek bir harfi bile değişime uğramadan, Yüce Allah’ın korumasında günümüze kadar gelmiştir. Kapağı açılmadan beklemekte. Kapağı açanların çoğunluğu da anlamadan okumaktadırlar…

Hüküm Yüce Allah’ındır. (12/40)  Yüce Allah hüküm koymada kimseyi ortak etmez. (18/26) Yüce Allah’tan başka din adına kanun, hüküm koyan kimse de olamaz. Koyanlarda varsa, onlara geçmiş olsun. Şirk bataklığına saplanmışlardır.

Tek hüküm koyucu olan Yüce Allah, (6/62) Nebi Muhammed’e vahyolunana uymasını emrediyor. (33/2) 
Yüce Allah, Nebi Muhammed’i tehdit ediyor: “Vahyolunana uymaz, bize isnat ederek bazı sözler uydurursan, mutlaka seni kudretimizle yakalar, şah damarını koparırız.” Der. (69/44-46)
Gaybı bilmeyen Nebi Muhammed, hiçbir ilave veya eksiltme de yapamaz. (6/50)

Ahkaf 9. Ayet:
De ki: 'Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahy edilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim
.

Merak ediyorum, bazı kişiler kendilerini Nebi Muhammed’den daha mı üstün görüyorlar?
Nebi Muhammed’e ne vahy edilmişse ona uyar, tebliğ ederek (duyurarak) elçilik görevini de yerine getirmiş olurdu. (7/203, 5/92) Kesinlikle kendisinden bir şey uydurmaz. (38:86)

Görüldüğü üzere Nebi Muhammed’in Yüce Allah adına bağımsız hüküm vermesi mümkün değildir. Vahye harici ekleme de çıkartma da yapamaz.
Yüce Allah’ın teminatında olan Kur’an’ı Kerim’in içinde çelişki olmadığı buyuruluyor. 4:82 Kur’an’ın çelişkisiz oluşu da Yüce Allah’ın vahy ettiğinin delilidir.

Yüce Allah’ın korunmuş, (15/9) çelişkisiz, (4/82) eksiksiz, (6/38) anlaşılır, detaylandırılmış, (11/1) kolaylaştırılmış, (54/17),  apaçık yol gösterici, (16/89) örneklerle açıklanmış, (17/89), 17/41) dediği
Kur’an terk edilebilir mi? Din zan üzerine inşa edilir mi? Öyleyse İmtihan sorularımızın bulunduğu kitaba sahip çıkalım. Tane tane defalarca okuyalım. Sonra okuyup öğrendiklerimizi hayatımıza taşıyalım. Kurtuluşumuz anahtarı Kur’an’ı Kerim’dir. Sadece Kur’an’dan sorumluyuz. Bu bize Yüce Allah’ın göndermiş olduğu mesajdır. O'na karşı, tutumumuzdan dolayı hesaba çekileceğiz. 
Zuhruf 44. Ayet: 
Bu, sana ve halkına bir mesajdır; ondan sorulacaksınız.

Yüce Allah, Kur’an’ın hem tefsircisi hem de açıklayıcısıdır. Bize düşen ayetler arasında bağ kurmaya çalışmaktır. Kuran’dan anladığımızı hayatımıza taşımaktır.

 

UYULMAYAN HADİSLER
-"Yüce Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: 'İnsanlara ne oluyor da, Yüce Allah'ın Kitabında olmayan farzları, farz olarak ileri sürüyorlar. Kim Yüce Allah'ın Kitabında olmayan bir farzı farz koşarsa bu batıldır. Böyle yüz şart ileri sürülse bile Yüce Allah'ın farzı en haklı ve en güvenilir olandır." (Buharî, Büyü, 67. Dr. İsmail Hakkı Ünal, İmam Ebu Hanife'nin Hadis Anlayışı Ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları: 87)

-Yüce Allah'ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise serbesttir. Yüce Allah'ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Yüce Allah hiçbir şeyi unutucu değildir. ( Ebu Davud k. Etime 39/ Tirmizi k. Libas 6/ ibn Mace k. Etime 60/ El - Müracaat sayfa 20)

-Yüce Allah’ın helal kıldığını haram kılmak, şirktir. (5936-Müslim)

-“Benden bir şey yazmayın, benden Kur'an dışında bir şey yazan onu yok etsin.” ( Sahihi Müslim c.4, s.97/ Süneni Daremi c.1, s.119/ Süneni Ahmed b. Hanbel c.3, s.182)

-" Biz hadis yazarken Nebi yanımıza geldi ve yazdığınız şey nedir? Dedi.
Senden işittiğimiz hadisler dedik.

Nebi, Yüce Allah'ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Yüce Allah'ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar."
( Tirmizi, es Sünen, El Hatip, Takyid, s.33)

 -Ben Kur’an’ın helal kıldıkları dışında bir şeyi helal kılmadım. Kur’an’ın haram kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım. (İbni Hişam, Siret 4)

-“Resulullah ölüm döşeğinde şöyle dedi: Ben yalnızca Kur’an’ın haram kıldıklarını haram kılarım. Yüce Allah’a yemin ederim ki benim adıma bir şeye (beni bahane ederek) sarılmasınlar.” (Ebu Yusuf er-Redd, 31) s.85

 Kur’an’ı Yüce Allah indirdi ve mutlaka O’nu koruyacak olan da kendisidir. 15:9 Rivayetleri de Kur’an’ın açıklaması olarak görenler: “Kur’an’ı koruyan Yüce Allah, Kur’an’ın açıklamasını da koruyor diye iddia ediyorlar.

Madem öyle; bu hadisleri neden gizliyorlar, görmezden geliyorlar, gün ışığına da çıkartmıyorlar.

Bizleri de hadis inkârcılığıyla itham ediyorlar. Rivayetlerinde bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmiyorlarsa neyi savunuyorlar. Bunlar hakikati örtenler ve gizleyenlerdir. 2:159 Kâfirlerin en büyük özelliği hakikati olduğundan çok farklı göstermektir. Bu vesileyle bazı kitleleri etrafında toplayıp onları uydurulmuş dinle kandırmaktırlar. Böylece indirilmiş bir dinin karşısına farklı farklı cemaatlerle uydurulmuş dinler oluşturmuşlardır. Aksi halde güneyimizde ki savaşta tetiği çeken kişi “ Alla-hu Ekber” derken vurulan kişide “Alla-hu Ekber” diye ölmezdi.

İman etmedikleri rivayetlerden biraz daha örnek verelim:

-Din konusundaki ihtilaflarda size Kur'an yeterlidir. ( 5424 - Buhari - Müslim - Nesai / 4727 - Muvatta - Müslim)

 -"Size sadece Kur'an'ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız" ( Müslim 15/19 Nu, 1218; İbn Mace 25/84 Nu, 3074; Ebu Davut 11/56 Nu, 1905)

-“Sahabe, Yüce Allah'ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler ancak onlara izin verilmedi.” ( Darimi, es Sünen)

-“Bana mucize olarak verilen ancak Yüce Allah'ın bana vahyettiğidir. / Kur'an'dır.” ( Buhari, İ'tisam, 1)

 -Hz Ömer, Nebi Muhammed'den halkın doğru yollardan sapmamaları için kendisinden bir şeyler söyleyip yazmasını istediğinde; Muhammed (s) : "Yüce Allah'ın Kitabı bize yeter." Dedi.  (Buhari İ'tisam 26, İlim 39, Cenâiz 32, Merza 17; Müslim Cenâiz 23, Vasaya 22)

 -“Kur’an’ın haram kıldığını helal kılan, helal kıldığını haram kılan Kur’an’a inanmamıştır.” (435- Tirmizî) (Ebu Davud K. Etime 39/Tirmizi k. libas 6 İbni Mace k. etime 60/ El-müracaat sayfa 20)

 -Şednad, İbni Abbas'a "Hz. Muhammed (s) bir şey bıraktı mı?" diye sordu. O da  "Sadece Kur'an'ın iki kapağı arasında olanları bıraktı." cevabını verdi.

“Kur’an‘ın haram kıldığını haram, helal kıldığını helal gören cennete girer.” [424- Tirmizi]

 -Resulullah şöyle buyurdu: Ben ümmetim için, başlarına geçecek olan, Yüce Allah’ın yolundan saptıran idarecilerden korkarım. Bunlar, emirler, âlimler ve abidlerdir. Halk içinde bilgisizce hüküm vererek onları saptıracaklardır. (Ebu Davud, Müslüm, Tirmizi)

 - "Size sadece Kur'an'ı bırakıyorum; ona uyarsanız yolunuzu şaşırmazsınız"
( Müslim 15/19 Nu, 1218 ; İbn Mace 25/84 Nu, 3074 ; Ebu Davut 11/56 Nu, 1905)

Doğrularım Allah’a yanlışlarım bana aittir.                            Aydın ORHON

 

DEĞER Mİ?

 

DEĞER Mİ?
                   Dünya keyfinin, zevkinin esiri olmuş doyumsuz bir yaşam sürüyoruz. Her şeyin dahası… Evin dahası, arabanın dahası, tatilin dahası, dahası...
Yaratılış sebebimiz aklımıza bile gelmez olmuş...
Allah’ın bize emirleri nedir, bize ne diyor, bizden ne istiyor?
El cevap: Kocaman bir hiç… Nasıl yani, Yüce Allah Resulü aracılığıyla bize vahiy göndermemiş mi?
Haşa… Nebi Âdem’den günümüze ne kadar nebi göndermişse hepsine de vahiy göndermiştir. Son nebi Muhammed’le birlikte bütün nebiler öldü. Ama resul yaşıyor. Yaşayacak. Resul Kur’an’dır.
https://aydinorhon.blogspot.com/2019/07/nebi-resul-kimdir.html

Tabi ki vahiy gönderilmiş. Herkesin evinin başköşesinde, en yüksek yerde asılı duruyor. Çarpıklıkları düzeltmek için bekleyen Kur’an, bizi çarpacak diye elimize almaya korkuyoruz. Düzelteyim, korkutuluyoruz. O kitapta sadece namaz için abdest almamız emredilir. Kur’an’a dokunmayı zorlaştırmak adına önce abdest almayı da icat ettiler.

Hemen şu an aklıma bir şey geldi. Onu aktarmadan edemeyeceğim.
1960 yılı başlarında Tel Aviv’de Tel Aviv İslam Üniversitesi kurulmuş. Bizim günümüzde yaşadığımız uydurulmuş dini de Kur’an’ı da bizden iyi bilen kişiler yetiştiriyorlar. Yahudiler Müslüman olmaya mı çalışıyorlar? Olsalardı 60 yılda olurlardı. Biz uyumakla, Yahudiler de İslam ülkelerine dağılıp arı kovanlarına çomak sokmakla meşgul. İçimizde ki bazı kişilerin de söz konusu kişilerce  satın alınması da unutmayalım.
Fazla detaya girmek istemiyorum. İsteyen arkadaşlar aşağıdaki adreslerden bilgi sahibi olabilirler.
https://www.parlamentohaber.com/tel-avivde-tel-aviv-islam-universitesi-musluman-ulkelere-lawrence-yetistiriyor/
https://www.yeniakit.com.tr/biyografi/arabistanli-lawrence

Şimdi güneyimizde tetiği çekenin tekbir getirdiği ve ölenin de “Allah-u Ekber” diye ölmesini anlamışsınızdır.
Eğer herkes benim tarikatım, mezhebim, cemaatimin hükmü doğrudur dersek günümüzde görüldüğü gibi param parça oluruz.
Rum 32. Ayet:
[yahut] inançlarının bütünlüğünü bozarak parçalara bölünen ve her grubun yalnız kendi sahip olduğu [ilkelerle] övündüğü kimselerden olma!

Doğru yol Allah’ın belirlediği yoldur. Allah’a itaat ’in resule itaat olduğunu unutmayalım. (4:59) Öyleyse Tek rehberimiz Yüce Allah’ın vahyi, yani Kur’an olmalıdır.
Al-i İmran 3-4. Ayet:
O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan'ı da indirdi. Şüphesiz, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.

Hepimizin elinde akıllı telefon mevcut. O halde Kur’an’da mevcut demektir. Bırakalım evimizin en yüksek noktasında ki Kur’an’ımız yine yerinde dursun. O Kur’an’lar genellikle anlamadığımız dildedir. Anladığımız dilden her hangi bir Kur’an mealini telefonumuza indirmekle başlayabiliriz. Başka meallerle karşılaştırarak okumak en güzel okumak şeklidir. Bunun da altını çizmeden geçmek istemiyorum.
Kardeşlerim, telefondan bir ses gelmeye görsün, hemen açıp bakmıyor muyuz, kimden gelmiş diye? Eğer sevdiğimiz birisinden mesaj gelecekse, sabırsızlıkla beklemiyor muyuz? O heyecanı düşünün…  Sık sık telefona baktığınızı hayal edin…  
Bizi bizden daha çok sevenden 6236 mesaj gelmiş ve kapalı bekliyor. Bakan yok. Kimse oralı bile değil…
Kimileri Allah'ın mesajını anlamadan, namelerle okuyor. Kimileri de şahsına gelmiş mesajı başkalarından öğreniyor. Hoca, hacı, şeyh, mürid, gavs, atalarımız ne söylerse inanıyoruz. Ya öğrendiklerimiz yanlışsa…
Yüce Allah “Kur’an’dan sorulacaksınız” diyor. (43:44)
Ya imtihanı geçemezsek… Ebedi cehennem…
Bakara 80. Ayet:
Bir de dediler ki: "Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır." Sen onlara de ki: "Siz bunun için Allah'tan söz mü aldınız? Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"


“Bize Kur'an'ı anladığımız dilden okutmadılar… Siz anlayamazsınız, bize sorun dediler... “Aldatıldık, bizler kandırıldık…” Dememiz din günü bize hiçbir yarar sağlamayacaktır. Çünkü “Size uyarıcı gelmemiş miydi?” (67:8) diye sorulacak.

Allah onlarca ayetinde aklınızı kullanın, düşünün, detaylarıyla açıkladık, tefsiri bana ait, anlaşılır, eksiksiz, tamamladık demiyor mu? Bilmiyoruz ki, diyor mu, demiyor mu? mesajlarına bakmadık ki bunlardan haberimiz olsun.

Böyle olunca “Bize soracaksınız, anlayamazsınız.” diyenlere kulak vermek zorunda kalıyoruz. Söyledikleri uydurma da olsa dinimiz sanıyoruz. Tek dinin İslam olmasına rağmen Diğer dinlerin oluşumu da Allah’ın vahyini terk etmelerinden kaynaklanmaktadır. Biz de günümüzde aynen bunu yaşıyoruz. Allah’ın vahyini terk ettik uydurulmuşları din sanıp peşinden koşuyoruz. Kardeşlerim size bir iddiada bulunmak istiyorum. Eğer Allah’ın mesajlarına kulak verirseniz artık sizi kimse kandıramaz…

Yüce Allah’ın koruması altında olan Kur’an’a yönelen her kişi eğer hayatına taşıma gayretindeyse o kişi Allah’ın ipine sımsıkı sarılmış demektir.
Dünya'yı terk ettiğimizde bir gün veya bir günden daha az kaldık diyeceğiz. Bu kısacık yalan dünyada, geçirdiğimiz günleri düşünelim; bir de ebedi cennet ve cehennemi düşünelim… Değer mi?
Yüce Rabbim, Kur’an’ı okuyan anladığını hayatına taşıyan Kullarından eylesin.

Doğrularım Allah’ın yanlışlarım bana aittir.                                            Aydın ORHON

  ÂLEMLER MUHAMMED OLMASA YARATILMAYACAK MIYDI? Bir Elçinin Değeri ile Yaratılışın Amacını Birbirine Karıştırmak İslam adına anlatılan ba...