|
ALLAH NASİP
EDERSE İLAVE AYETLERLE GÜNCELLEMELER DEVAM EDECEK. AYETLER ALFABETİK SIRAYA
GÖRE DİZAYN EDİLMİŞTİR. İNŞALLAH
KUR'AN'I KERİM'İ HAYATIMIZA TAŞIYANLARDAN OLURUZ. |
|||||
|
Özet Meal |
Sr. |
S.Ad. |
Ayt |
Çeviri |
Meal |
|
Yahudi ve
Hristiyanlar sana kesin uymazlar |
2 |
Bakara |
120 |
Diyanet |
Sen dinlerine
uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De
ki: "Allah'ın yolu asıl doğru yoldur." Sana gelen ilimden sonra,
eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah'tan sana
ne bir dost, ne bir yardımcı vardır. |
|
Yahudiler
Allah'ın yarattıkları varlıkların değerleriyle oynadılar. (paralel din) |
4 |
En'am |
46 |
Diyanet |
Yahudilerden
öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları
anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak
"İşittik, karşı geldik", "İşit, işitmez olası!"
"Râ'inâ" derler. Hâlbuki
onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak" deselerdi, bu
kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden
kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler. |
|
Yahudiler
Allah'ın yarattıkları varlıkların değerleriyle oynadılar. (paralel din) |
5 |
Maide |
13 |
Diyanet |
İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir
ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden
kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen
şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muha |
|
Yahudiler
helal olanı kendileri haram ettiler |
3 |
Al-i İmran |
93 |
Diyanet |
Tevrat
indirilmeden önce, İsrail'in (Yakub'un) kendisine haram kıldığı dışında,
yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helâl idi. De ki: "Eğer doğru
söyleyenler iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun." |
|
Yahudiler
helal olanı kendilerine haram kıldılar |
6 |
En'am |
146 |
Diyanet |
|
|
Yahudiler
helal olanı kendilerine haram kıldılar |
16 |
Nahl |
118 |
Diyanet |
|
|
Yahudiler
sayılı günlerde cehenneme gitsekte oradan cennete geçeceklerine inanırlar. |
2 |
Bakara |
80 |
Diyanet |
Bir de
dediler ki: "Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla
dokunmayacaktır." Sen onlara de ki: "Siz bunun için Allah'tan söz
mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah'a
karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?" |
|
Yahudiler
ve müşrikler müminlere düşmandır |
5 |
Maide |
82 |
Diyanet |
|
|
Yalancının
vay haline |
45 |
Casiye |
7 |
Diyanet |
Her
günahkâr yalancının vay hâline! |
|
Yalanı
tesbit ettiğinizde doğruyu söyle |
24 |
Nur |
12 |
Diyanet |
Bu iftirayı
işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri
hakkında iyi zan besleyip de, "Bu, apaçık bir iftiradır" deselerdi
ya! |
|
Yalanladılar |
63 |
Zuhruf |
36, 37 |
Diyanet |
Kim,
Rahmân'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız.
Artık o, onun ayrılmaz dostudur. |
|
Yanılgıyla
yaptığıklarımız de günah yok |
33 |
Ahzap |
5 |
Diyanet |
Onları
babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve)
adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve
dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat
kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok
merhamet edendir. |
|
Yanlış
yolda olanlar bunun farkında değiller. |
16 |
Nahl |
28 |
Diyanet |
O kâfirler,
nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da onlar teslim
olup, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" derler. (Melekler de şöyle
diyecekler:) "Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla
bilmektedir." |
|
Yanlış yolu
seçenler |
92 |
Leyl |
8, 9, 10 |
Diyanet |
Fakat, kim
cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i
tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz. |
|
Yanlışı
güzel gösterene dikkat |
41 |
Fussilet |
25 |
Diyanet |
Biz onların
başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve
geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan
cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti.
Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı. |
|
Yapacağım
deme Allah izin verirse de… |
18 |
kehf |
23, 24 |
Diyanet |
Hiçbir şey
hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme! Ancak, "Allah
dilerse yapacağım" de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Umarım Rabbim
beni, bundan daha doğru olana ulaştırır" de. |
|
Yapamayacağınız
sözü vermeyin |
61 |
Saf |
2, 3 |
Diyanet |
Ey iman
edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? |
|
Yaptığın
işe Allah müdahildir. (Allah istemezse yapamazsın) |
8 |
Enfal |
17 |
Diyanet |
(Savaşta)
onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen
atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek
için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah
hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. |
|
Yaradılışta
Rab'bim Allah'tır dedik |
7 |
Araf |
172 |
|
Hani Rabbin
(ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları
kendilerine karşı şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"
demişti. Onlar da, "Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)" demişlerdi.
Böyle yapmamız kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" dememeniz
içindir. |
|
Yaratılanlarda
uyumsuzluk,çelişki yoktur. |
37 |
|
139-148 |
Diyanet |
Şüphesiz Yûnus
da mürsellerdendi. Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti. Gemidekilerle kur'a
çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu. Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken
balık onu yuttu. Eğer o, Allah'ı
tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne
kadar balığın karnında kalırdı. Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.
- Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik. Biz onu yüz bin, yahut daha fazla
insana peygamber olarak gönderdik. Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları
bir süreye kadar geçindirdik. |
|
Yaratılanlarda
uyumsuzluk,çelişki, uyumsuzluk yoktur. |
67 |
Mülk |
3, 4 |
Diyanet |
|
|
Yaratılanların
tamamı birbirine uyum halindedir. |
67 |
Mülk |
3, 4 |
Diyanet |
O, yedi
göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk
göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?
Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği
bulamayıp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir. |
|
Yaratılanların
tamamı birbirine uyum halindedir. |
63 |
Munafikun |
7 |
Diyanet |
Onlar,
"Allah Resûlü'nün yanında bulunanlara (muhacirlere) bir şey vermeyin ki
dağılıp gitsinler" diyenlerdir. Hâlbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır.
Fakat münafıklar (bunu) anlamazlar. |
|
Yaratılanların
tamamı birbirine uyum halindedir. |
21 |
Enbiya |
32 |
Diyanet |
Gökyüzünü
de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah'ın varlığını
gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler. |
|
Yaratılanların
tamamı birbirine uyum halindedir. |
38 |
Sad |
27 |
Diyanet |
Biz göğü,
yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (yaratılanların boş yere
yaratıldığı iddiası) inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay
inkâr edenlerin hâline! |
|
Yaratılanların
tamamı birbirine uyum halindedir. |
72 |
Cin |
8 |
Diyanet |
"Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik,
fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk." |
|
Yaratılanların
tamamı birbirine uyum halindedir. |
50 |
Kaf |
7 |
Diyanet |
Yeryüzünü de
yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift
bitkiler bitirdik. |
|
Yaratılanların
tamamı insanlar içindir |
35 |
Fatır |
1 |
Diyanet |
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri
ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a mahsustur. O, yaratmada
dilediğini artırır. Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter. |
|
Yaratılanların
tamamı insanlar içindir |
14 |
İbrahim |
33 |
Diyanet |
|
|
Yaratılanların
tamamı insanlar içindir |
2 |
Bakara |
29 |
Diyanet |
|
|
Yaratılanların
tamamı insanlara hizmetleri içindir. |
2 |
Bakara |
29 |
Diyanet |
O,
yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları
yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir. |
|
Yaratılış |
22 |
Hac |
5 |
Diyanet |
Ey
insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz
(düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden),
sonra bir "alaka"dan , sonra da yaratılışı belli belirsiz bir
"mudga"dan yarattık ki size
(kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar
rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da
(akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.)
İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına
ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü,
kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar,
kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir. |
|
Yaratılış |
23 |
Müminun |
12, 13 |
Diyanet |
Andolsun,
biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. Sonra onu az bir su
(meni) hâlinde sağlam bir karargâha (ana rahmine) yerleştirdik. |
|
Yaratılış |
23 |
Müminun |
14 |
Diyanet |
Sonra bu az
suyu "alaka" hâline
getirdik. Alakayı da "mudga"
yaptık. Bu "mudga"yı da kemiklere dönüştürdük ve bu
kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya
çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir! |
|
Yaratılış |
80 |
Abese |
19 |
Diyanet |
Az bir
sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi. |
|
Yaratılış
ikişerli oldu. |
51 |
Celal
Yıldırım |
49 |
Diyanet |
|
|
Yaratılışın
amacı insanları denemektir. |
67 |
Mülk |
2 |
Diyanet |
O,
hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı
yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır. |
|
Yaratılışta
hiçbir uyumsuzluk göremezsiniz |
67 |
Mülk |
3, 4 |
Diyanet |
O, yedi
göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk
göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? |
|
Yardım; Allah yolunda harcanacaklar |
2 |
Bakara |
215 |
Diyanet |
|
|
Yasa |
42 |
Şura |
13 |
Diyanet |
"Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa
düşmeyin!" diye Nûh'a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim'e, Mûsâ'ya
ve İsâ'ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın
şey (İslâm dini), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer.
İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır. |
|
Yasa |
33 |
Ahzap |
62 |
Diyanet |
Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah'ın
kanunu böyledir. Allah'ın kanununda asla değişme bulamazsın. |
|
Yasa |
48 |
Fetih |
23 |
Diyanet |
Allah'ın
öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah'ın kanununda asla bir
değişiklik bulamazsın. |
|
Yasa |
35 |
Fatır |
43 |
Diyanet |
Yeryüzünde
büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa
kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu
bekliyorlar. Sen Allah'ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen,
Allah'ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın. |
|
Yasa |
50 |
Kat |
29 |
Diyanet |
"Benim katımda söz değiştirilmez ve ben
kullara zulmedici değilim." |
|
Yasa |
2 |
Bakara |
106 |
Diyanet |
Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten
kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya
mislini getiririz. Allah'ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin? |
|
Yasa |
13 |
Rad |
39 |
Diyanet |
Allah,
dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i
Mahfuz) O'nun yanındadır. |
|
Yemin; Allah'ı yemininize alet
edinmeyin. Kasıtsız yeminler bağışlanır |
2 |
Bakara |
224, 225 |
Diyanet |
|
|
Yemin; Allah'ı yemininize alet
edinmeyin. Kasıtsız yeminler bağışlanır |
5 |
Maide |
89 |
Diyanet |
Allah, boş
bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız
yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize
yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek
ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç
gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti
budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki
şükredesiniz. |
|
Yoksulun
yetimin hakkını ver |
30 |
Rum |
38 |
Diyanet |
Öyle ise
akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak
isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. |
|
Yol
konusunda Allah iki seçenek sunar |
76 |
İnsan |
3 |
Diyanet |
Şüphesiz
biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola
koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder. |
|
Yol tercihi
bize bırakıldı |
76 |
İnsan |
3 |
Diyanet |
Şüphesiz
biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola
koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder. |
|
Yoldan
sapanlar yol tercihini kendileri yapmıştır. |
39 |
Mülk |
41 |
Diyanet |
(Ey Muhammed!)
Biz sana Kitab'ı (Kur'an'ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru
yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine
sapar. Sen onlara vekil değilsin. |
|
Yolsuzluk
yapanlar |
83 |
Mutaffifin |
1..6 |
Diyanet |
|
|
Yolu
biz gösterdik. İstediğiniz yoldan
gidin |
7 |
Araf |
63 |
Muhammed
Esed |
|
|
Yunus gibi
olma |
68 |
Kalem |
48 |
Diyanet |
Sen,
Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, (balığın
karnında) kederli bir hâlde Rabbine yakarmıştı. |
|
Yunus
görevden kaçıyor |
21 |
Enbiya |
87 |
Muhammed
Esed |
Ve o balık
olayının kahramanı(nı da an); hani, o gücümüzün kendisine ulaşamayacağını
sanarak öfkeyle çıkıp gitmişti! Ama sonra (düştüğü bunalımın) derin karanlığı
içinde: "Senden başka tanrı yok! Sınırsız kudret ve yüceliğinle Sen her
şeyin üstündesin: doğrusu ben gerçekten büyük bir haksızlık yaptım!"
diye seslenmişti. |
|
Yunus
mecazi balık içinde |
21 |
Enbiya |
87 |
Diyanet |
Zünnûn'u da
hatırla. Hani öfkelenerek (halkından
ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken
karanlıklar içinde, "Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni
eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden
oldum" diye dua etti. |
|
Yusuf'un af
dilemesi (kaçtığına pişman olması) |
21 |
Enbiya |
87, 88 |
Diyanet |
|
|
Yüzünü
ekşitip arkasına döndü |
80 |
Abese |
1 .. 10 |
Diyanet |
|
|
Zalimler
ebedi azabı tadacaktır |
10 |
Yunus |
52 |
Diyanet |
Sonra da
zulmedenlere, "Ebedî azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta
olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz" denilecektir. |
|
Zalimler
ebedi azabı tadacaktır |
16 |
Nahl |
85 |
Diyanet |
O zalimler,
azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine
mühlet de verilmez. |
|
Zalimler, Allah'ın koyduğu sınırları çiğnerler. |
2 |
Bakara |
229 |
Diyanet |
|
|
Zalimler, Allah'a
iftira atarlar. |
11 |
Hud |
18 |
Diyanet |
Kim Allah'a
karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler
ve şâhitler de, "Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır"
diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah'ın lâneti zalimler üzerinedir. |
|
Zalimler,
Allah'a ortak koşarlar |
31 |
Lokman |
13 |
Diyanet |
Hani
Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma!
Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür." |
|
Zalimler,
Allah'a ortak koşarlar |
12 |
Yunus |
105, 106 |
Diyanet |
|
|
Zalimler, Allah'a ortak
yakıştırırlar. |
31 |
Lokman |
13 |
Diyanet |
|
|
Zalimler, Allah'ın
bildirdiğini gizlerler. |
2 |
Bakara |
140 |
Diyanet |
Yoksa siz,
"İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya
da hıristiyan idiler" mi diyorsunuz? De ki: "Sizler mi daha iyi
bilirsiniz, yoksa Allah mı?" Allah tarafından kendisine ulaşan bir
gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz
değildir. |
|
Zalimler, Allah'ın
vahyine hükmetmezler |
5 |
Maide |
45 |
Diyanet |
Onda (Tevrat'ta)
üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak,
dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar,
sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile
hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir. |
|
Zalimler,
Ayetlere yüz çevirirler |
18 |
Kehf |
57 |
Diyanet |
Kim,
kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle
yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için,
kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları
hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar. |
|
Zalimlerin
yaptıklarından sakın Allah'ın habersiz olduğunu sanma |
14 |
İbrahim |
42 |
Diyanet |
Sakın,
Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak
gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor. |
|
Zamanların
tümü için bir örnek: Arkadan konuşur. Ara bozma gayretindedir. |
68 |
Kalem |
11 |
Muhammed
Esed |
(yahut)
iğrenç dedikodular yapan iftiracıya, |
|
Zamanların
tümü için karşılanacak bir örnek: İnsafsız, kaba, sahtekar, nezaketsizdir. |
68 |
Kalem |
13 |
Muhammed
Esed |
(yahut)
ihtiraslarına esir olmuş zalime ve bütün bunların ötesinde (hemcinslerine)
hiçbir faydası dokunmayana. |
|
Zamanların
tümü için karşılanacak bir örnek: İyiliğe engel olur. Zorba ve saldırgandır. |
68 |
Kalem |
12 |
Muhammed
Esed |
(yahut)
iyiliğe mani olana, (yahut) günahkar zorbaya, |
|
Zamanların
tümü için karşılanacak bir örnek: Kur'an'a çağırana sapık der, hidayet ve
delaleti ters çevirir |
68 |
Kalem |
7 |
Muhammed
Esed |
Gerçek şu
ki, yalnız senin Rabbin, kimin kendi yolundan saptığını bilir ve yalnız
O'dur, kimin doğru yolda olduğunu bilen. |
|
Zamanların
tümü için karşılanacak bir örnek: Yalaka ve yağcıdır; yağcuılık bekler |
68 |
Kalem |
9 |
Muhammed
Esed |
İstediler
ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar. |
|
Zamanların
tümü için karşılanacak bir örnek: Yalancıdır. Yalana biat eder. |
68 |
Kalem |
8 |
Muhammed
Esed |
O hâlde
yalanlayanlara boyun eğme. |
|
Zamanların
tümü için karşılanacak bir örnek: Yemine söz verir sözünü tutmaz |
68 |
Kalem |
10 |
Muhammed
Esed |
İstediler
ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar. |
|
Zan,
onların çoğu zana uyarlar |
10 |
Yunus |
36 |
Diyanet |
Onların
çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini
tutmaz. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir. |
|
Zengin
fakire infak edecektir |
16 |
Nahl |
71 |
Diyanet |
Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün
kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki
rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah'ın nimetini mi inkâr ediyorlar? |
|
Zıhar
yapanlar bilsinler ki, o kadınlar anaları değildir. |
58 |
Mücadele |
1, 2 |
Diyanet |
Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve
Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin
sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla
işitendir, hakkıyla bilendir.İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların
anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır.
Şüphesiz onlar (zıhar yaparlarken) hoş karşılanmayan ve yalan bir söz
söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır. |
|
Zikir in
bir anlamı Kur'an dır |
20 |
Taha |
124 |
Diyanet |
"Her
kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim
vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz." |
|
Zikir in
bir anlamı Kur'an dır |
43 |
Zunruf |
36 |
Diyanet |
Kim, Rahmân'ın
Zikri'ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o,
onun ayrılmaz dostudur. |
|
Zikir in
bir anlamı Kur'an dır |
13 |
Rad |
28 |
Ali Bulaç |
Bunlar,
iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz
olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. |
|
Zikir in
bir anlamı Kur'an dır |
21 |
Enbiya |
50 |
Y. Nuri
Öztürk |
Bu,
bereketli bir Zikir'dir ki, onu indirdik. Yoksa siz onu inkâr mı ediyorsunuz? |
|
Zikir in
bir anlamı Kur'an dır |
15 |
Hicr |
9 |
Diyanet |
Şüphesiz o
Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz. |
|
Zikret |
7 |
Araf |
205 |
Diyanet |
Rabbini,
içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret
ve gafillerden olma. |
|
Zikrullah,
Allah'ın kitabı demektir. |
39 |
Zumer |
23 |
Diyanet |
Allah,
sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri,
öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden
korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de
(vücutları da) kalpleri de Allah'ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur'an
Allah'ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi
saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. |
|
Zina erkek erkeğe |
|
Nisa |
16 |
Diyanet |
Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her
ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları
incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok
merhamet edendir. |
|
Zina kadın
kadına |
|
Nisa |
15 |
Diyanet |
Kadınlarınızdan
fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar
şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında
bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın). |
|
Zina yapan
kadın ve erkek yüz deynek |
|
Nur |
2 |
Diyanet |
Zina eden
kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret
gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama)
konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da onların
cezalandırılmasına şahit olsun. |
|
Zinaya
Yaklaşmayın |
17 |
İbrahim |
32 |
Diyanet |
Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece
çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. |
|
Zorluk halinde Namaz |
4 |
Nisa |
101, 102 |
Diyanet |
|
|
Zulmedenler
kelimesi müşrikler için kullanılır |
31 |
Lokman |
13 |
Diyanet |
Hani
Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma!
Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür." |
|
Zulmedenler
kelimesi müşrikler için kullanılır |
37 |
Saffat |
22-24 |
Diyanet |
Allah, meleklere
şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta
olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın.
Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir." |
|
Zulmedenler
kelimesi müşrikler için kullanılır |
11 |
Hud |
113 |
Diyanet |
Zulmedenlere
meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız
yoktur. Sonra size yardım da edilmez. |
|
Zulmedenlere,
inkar edenlere Allah kendi eliyle ahirette verecektir |
9 |
Tevbe |
52 |
Diyanet |
De ki:
"Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten
birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah'ın kendi katından veya bizim
ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun.
Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz." |
|
Zulmedenlere,
inkar edenlere Allah'ın dünyada ki tuzağı insanlar yoluyladır. |
27 |
Neml |
69-70 |
Diyanet |
De ki:
"Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir
bakın." Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya
düşme. |
|
Zulmü Allah
yapmaz |
10 |
Yunus |
101 |
Diyanet |
Biz onlara
zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince,
Allah'ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı.
İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı. |
|
Zulmü Allah
yapmaz. İnsanlar kendi nefsine yaparlar. |
10 |
Yunus |
44 |
Diyanet |
Şüphesiz
Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine
zulmederler. |
|
Zulmü Allah
yapmaz. İnsanlar kendi nefsine yaparlar. |
18 |
Kehf |
49 |
Diyanet |
Kitap ortaya
konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün.
"Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan
hepsini sayıp dökmüş!" derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında
bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez. |
|
Zürriyet
yokken insanlar Rab'bim Allah'tır diyorlardı. |
7 |
Araf |
172 |
Diyanet |
|
Her şey Yüce Allah'ın dinine zerre kadar katıksız, arı duru, tertemiz, halis inançla İSLAM'ın yaşanması için...
SEÇİLMİŞ AYETLER (Y), (Z)
Hz. MUHAMMED DEVRE DIŞI BIRAKILAMAZ...
“KUR'AN yeter” demek, Nebi Muhammed’i devre dışı bırakmak
değildir.
Devre dışı bırakamazsınız da… Çünkü Resul Muhammed Kur’an’ın içindedir. Kur’an’ı
anlamaya çalışan bir insan, Nebi Muhammed’i de tanımış olur. Nebisiz Allah’ın
hiçbir kitabı inmemiştir. Dolayısıyla Nebi Muhammed olmasaydı Kur’an’da
olmazdı.
Nisa
163-164. Ayet:
Biz, Nûh'a ve ondan sonra gelen nebilere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik.
İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yûnus'a,
Hârûn'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davûd'a da Zebûr vermiştik. Daha önce
kıssalarını sana anlattığımız resuller gönderdik. Anlatmadığımız (nice)
resuller de gönderdik. Allah, Mûsa ile de doğrudan konuştu.
Kimileri Nebi Muhammed öldü görevi bitti diye itibarsızlaştırır.
Kimileri de tam tersini yapıp aşırı derecede yücelterek Allah’a ortak ederler.
Bunun doğrusu iki nebi tasavvurunu da devreden çıkartmaktır.
Biz eğer devre dışı bırakacaksak; her iki türlü nebi tasavvurunu devreden
çıkarırız.
Allah neyi emrettiyse onu yaparız. Yani
rivayetlerin uydurduğu nebi tasavvuruna değil; Kur’an’da Allah’ın bize
tanıttığı nebi tasavvuruna itibar ederiz.
Sünnet, ayetleri Resulullah'ın uygulaması ve pratiğe dökme
şekilleridir. Bunun içindir ki biz, Arap geleneği olan sarık, cübbe, şalvarı
gale almayız. Nebi Muhammed’in kişisel tercihleri olan sakalı, misvakı,
hacematı v.b "sünnet" diyerek din edinmeyiz. Sünnet vahyin vücut
bulmuş halidir. Kur’an'da karşılığı olmayan hiç bir eylem sünnet değil, kişisel
tercihdir. Günümüzde ki insanlar benzer kıyafetler giydiği gibi; o dönemde Ebu
Cehil’ler, Ebu Leheb’ler de benzer kıyafetlerle dolaşıyordu.
Biz Nebi Muhammed’İ tek başına çıktığı yolda dünya kadar
insanı vahiyle tanıştırmasıyla örnek alırız. Bizim için, Nebi Muhammed’e uydurmuş
mucizeler büyük bir meziyet değildir.
Kadınlar eşya gibi alınıp satılırken; eşlerine karşı adaletli davranması hiçbir
şekilde şiddet uygulamamasıdır.
Büyük olan kız çocukları diri diri gömülürken; kız çocuğunu sırtına alıp
sokaklarda gezdirmesidir.
Nebi Muhammed’in teri, idrarı, sakalı, cinsel gücü bizi
alakadar etmemeli…
Özel yaşantısını örnek alacaksak da aklımızı kullanarak örnek almalıyız. Nebi
Muhammed misvak kullanırdı. Ben de katılıyorum. Kullanmıştır. Şunu düşünelim:
Pekiyi bugün Muhammed yaşasaydı yine misvak mı kullanırdı? Çeşit çeşit diş
macunu, diş fırçası varken tabi ki kullanmazdı. O zaman Nebi Muhammed’in bu
davranışından diş sağlığına önem vermemiz gerektiğini anlıyoruz. Bir Prof Dr. Un
videosunda duymuştum. İsmini vermediği bir caminin kapısına iple misvak
bağlanmış, aynı misvakla camiye girenler dişlerini karıştırıyormuş. Böyle bir
din olamaz.
Yüce Allah kitabında “Resule itaat Allah’a itaattir” (4:80) der. O zaman resule
itaat edeceğiz. Nebi Muhammed öldü. Resul Muhammed Kur’an’ı Kerim’dir.
https://aydinorhon.blogspot.com/2019/07/nebi-resul-kimdir.html
Bakınız Nebi. Resul Muhammed ne diyor?
Kur'an’la cihat ederim. (25/52) Dinimi Kur'an'dan öğrendim. (34/50)
Yalnız Allah'a davet ederim (12/108) Bana
değil Allah'a kul olun derim. (3/79) Dine
hiçbir şey katmam. (39/14) Duamı yalnız
Allah'a has kılarım (27/20) Hüküm koyucu yalnız Allah'tır. (12/40) Davetime ücret almam. (38/86)
Yalnızca bana vahyolunana uyarım. (7/203) Vahiyle uyarırım. (21/45)
Hz Muhammed yaşayan vahiydir. Önderimizi örnek alacaksak
Kur’an’dan almalıyız.
Doğrularım Allah’ın yanlışlarım bana aittir. Aydın ORHON
ALLAH'IN MÜDAHALESİ NASILDIR?
ALLAH’IN
BİZLERE MÜDAHALESİ NASILDIR?
İnsanlar Allah’ın
izin verdiği fiilleri yapabilir. Küçük bir hareket yapabilmek için bile O’na
muhtacız. Herhangi bir fiili, Yüce Allah isterse gerçekleştirir, istemezse
gerçekleştiremeyiz. Allah bütün hareketlerimize müdahildir. O istemezse yaprak bile kıpırdamaz.
Kur’an’da,
Yüce Allah insanların yaşamında yaptığı her şeyi “yaptım, yaptık” kelimelerini
kullanır. “Yaptım.” Kelimesiyle “Eğer Ben, istemesem sizler hiçbir fiili
gerçekleştiremezsin!” diyerek acziyetimize vurgu yapılıyor. Buna rağmen “yaptık”
kelimesiyle de mütevazi bir görüntü sergiliyor. Adeta ihtişamını dengeliyor. Konumuza uygun bir ayetle devam edelim:
Enfal Suresi 7. Âyet:
(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da
sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri, tarafından güzel bir imtihanla
denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz
Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Ayette
okuduğumuz gibi Yüce Allah: “Sen atmadın. (O oku) ben attım. Sen o adamları
öldürmedin. Ben öldürdüm.” Diyor. Allah’ın ok attığı olur şey değildir. Yüce
Allah ölümümüzü istediği an, ölümle ilgili oluşum anında devreye girer. Bizim
kirpikleri kırpmamız bile yaratanın isteği doğrultusundadır. Yukarıda paylaştığım Enfal Suresi 7. Ayetten de Allah'ın ok attığını düşünemeyiz. Bu ayet müteşabih bir ayettir. Müteşabih ayetler mecazi anlam taşırlar. Kendi anlamları dışında farklı anlamlara gelebilme özelliğine sahiptir. Ayetten, oku atanın ve
öldürenin bir savaşçı olduğunu; fakat Allah’ın izni doğrultusunda
gerçekleştiğini anlamalıyız. Daha iyi anlayabilmek adına kabaca; Yüce Allah,
insanlara ön onay vermiş diye de düşünebileceğimizi sanıyorum. Çünkü sonuçta imtihandayız. Yüce
Allah’ın insanları yaratma sebebi imtihandır. Allah insanlara imtihan için kitap
göndermiştir. Bu kitabı anlayarak okur
hayatına taşırsak, sonsuz cennet, (11/108) aksi halde sonsuz cehennem bizi
beklemektedir. (16/29)
Mülk Suresi 2.
Ayet;
O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı
yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
Din günü, götürmüş olduğumuz amel defterimiz neticesine göre, sınıfı geçeceğiz veya kalacağız. Şimdi dünya hayatına dönelim. İmtihan olurken hocanız tepenize dikilip sizin konsantrasyonunuzu bozarsa, imtihanın ortasında gelip “Bu ne biçim yazı, yeni kağıt çıkart, düzgün yaz!” Deyip kağıdını yırtarsa, hakkaniyet olur mu? Dünya da insanlar için bir imtihan alanıdır. Allah dünya hayatında bir sorumluluk yüklemiştir. Bu sorumluluğa sahip çıkan ve çıkmayanlar din gününde mükafatını veya cezasını alacaktır. Sınav esnasında müdahale hakkaniyeti zedeler. Yüce Allah adildir. Kıl kadar bile haksızlık yapmaz. (4/49)
İnsanlar
tevhit üzerine yaratılmıştır. “Rabbimiz Allah’tır” diyerek iman eden ve
dosdoğru yolu izlerken buluğ çağına gelindiğinde de Allah, fısk fücuru yüklüyor. Kısaca iki yol sunuyor. İmtihan da o andan sonra başlıyor. Takva istikametinde yol almış kişilerin ölümlerinde melekler “Korkmayın, üzülmeyin sizi
vaat edilmiş cennetle müjdeliyoruz.” (41/30) derler. Yaşantıda eğer müdahale gerçekleşirse cennetin kapısının kapanmasına vesile olabilir. O zaman da imtihan da haksızlık
oluşur.
İnsan
Suresi 3. Âyet:
Gerçek şu ki, Biz ona yolu/yöntemi gösterdik; şükredici, ya da nankör (olması
artık kendisine kalmıştır).
Takva yolunda ilerlememizi isteyen Yüce Allah, bu iki yoldan birisini seçme hakkını da veriyor. İnsana iblis (fısk, fücur) tarafı ağır basarsa yasağıyla, haramıyla yaşam sürdürür; takva yönü ağır basarsa harama karşı kendisini korumaya alır. Yasak ve haramlarla yaşamını sürdüren kişilere Yüce Allah ön onayını verir. Günahkârlara engel olmaz. Ne zamana kadar? Din gününe kadar. Yüce Allah'ın Rahman sıfatı dünya hayatında kainatta yaşayan tüm insanlara merhametini belirler. Ateist, deist, Hristiyan, Yahudi gözetmez. İyi yolda da kötü yolda da gitsek, Yüce Allah ön onayıyla bunu gerçekleştiririz. Dünya’yı isteyene dünya; ahireti isteyene ahiret… Kısaca Allah bize müdahildir; ancak ön onay vermiştir. Ön onayı iptal edip engelleme yapar mı? Her şeyden münezzeh olan Yaratıcı, elbette istediğini yapabilir. Ancak o zaman da kendi yasalarına ters düşmüş olur.
Yoldan
sapan kişiler iblise uydukları için sapmışlardır. Allah zulüm etmez. Sapmayalım diye öğüt
verir. (16/90)
Fussilet Suresi 46. Ayet;
Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da
kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir.
Yüce Allah kimseyi saptırmaz. Kim
yoldan sapma arzusundaysa Allah’ta onu kerhen onaylar. Allah yönlendiren değil, bizim ne
yapacağımızı bilendir. Yönümüzü biz seçeriz; Yüce
Allah’ta seçtiğimiz yönü onaylar. Dünyaya geliş sebebimizin imtihandır. Aksi
halde Yüce Allah imtihanda bize ne soracak?
Saffat Suresi 5. Âyet;
Hani Mûsâ kavmine, "Ey kavmim! Allah'ın size gönderdiği resulü olduğumu
bilip durduğunuz hâlde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Onlar
yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, fasıklar
topluluğunu hidâyete erdirmez.
Allah
bizi deniyor. Eğer biz Allah’ın istediği bir kul olursak mükâfatımızı alacağız.
Tam tersi üzerine yaşayıp günahkâr olursak cezamıza baştan razıyız demektir.
Mülk
Suresi 2. Âyet;
O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı
yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
Şerrin
geliş noktası herkesin kendisinden veya şeytanlaşmış insanlardandır. Allah’tan
bize gelecek olan sadece hayırdır. Allah hayrını da Kur’an’la vermiştir.
Al-i İmran Suresi 165. Âyet:
Onların (müşriklerin) başına (Bedir'de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet
(Uhud'da) sizin başınıza geldiğinde, "Bu, nereden başımıza geldi?"
dediniz, öyle mi? De ki: "O (musibet), kendinizdendir." Şüphesiz
Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
Yüce Allah, kendisinin müdahil olmadığını aşağıdaki ayette de buyurmaktadır. “Benden
iki güzellikten birisini bekliyor olabilirsiniz; çok beklersiniz.” Demeye
getiriyor. Yüce Allah hesap gününe kadar beklemektedir. Okuyalım:
Tevbe Suresi 52. Ayet;
De ki: "Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki
güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah'ın kendi katından veya
bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun.
Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz."
Yüce
Allah yine aşağıdaki ayette insanların bir kısmına karşı diğer bir kısmın savunmasını belirtiyor.
Allah istese kimse kimseye haksızlık yapamazdı. Yine istese haksızlık yapanı
cezalandırırdı. Cezalandırmasını insanların eliyle yapmaktadır. Yüce Allah din
gününden önce kimseyi cezalandırmaz. (42/14)
Hac Suresi 40. Ayet;
Onlar ki yalnızca, "Efendimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere
ülkelerinden çıkarıldılar. Allah halkın bir kısmını bir kısmına karşı
savunmasaydı silolar, alışveriş merkezleri, yardım kurumları, ve içlerinde Allah'ın
isminin çokça anıldığı mescidler yıkılırdı. Allah kendisine yardım edenlere
elbette yardım edecektir. Allah Kuvvetlidir, Güçlüdür.”
Fatır Suresi 45. Ayet;
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayacak olsaydı,
(yerin) sırtı üzerinde hiç bir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş
bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz
Allah kendi kullarını görendir.
Bizim
için önemli olan haramlardan günahlardan korunmak takva yolundan şaşmamaktır. Eğer
siz Allah’ın istemediği istikamete saparsanız, Allah’ta sizi saptırır. Allah’ın
ayette belirttiği “kötülük dilemesi” kişinin kötü yolda gitmesinde ki
ısrarından kaynaklanmaktadır
Rad Suresi 11. Âyet:
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah'ın emriyle onu
korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi
durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme
kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah'tan başka hiçbir
yardımcı da yoktur.
Dünya
süsünü tercih edenler, şirk koşanlar, Allah’ın dininde olmadığı halde dini
kurallar koyanlar hesabı, dünyada değil ahirette vereceklerdir. Cezaları ahiret
gününe kadar Allah tarafından ertelenmiştir.
Şura Suresi 21. Âyet:
Yoksa, Allah'ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları
mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal
aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zalimler için elem dolu bir azap vardır.
Allah
önce kâinatta mevcut bütün melekleri yarattı. İnsanların yaratılışı sonrası da bütün
melekleri insanların hizmetine verdi. (2/34) Bir melek buna itiraz etti. O ‘da
içimizde sürekli bize fısk, fücur işlememiz teklifini sunan iblis meleğidir. Yüce
Allah Dünya hayatımızda ki müdahalesini Kur’an’a göre ya insan eliyle ya da
melekleriyle yapar. Bunların dışında Yüce Allah’ın müdahalesi yoktur.
Müdahalenin olduğu yerde imtihan olmaz.
https://aydinorhon.blogspot.com/2021/10/melekler.html
Doğrularım Allah’a, yanlışlarım bana aittir.
Aydın ORHON
YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE…
Fatiha Suresinin 4. ayeti her gün onlarca defa okuyoruz. Anlamı, “Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dilerim…” Bizim anlamla ilgimiz olmadığı için, namazlarımızı ezberlediğimiz surelerle robot gibi kılıp çıkarız. Ne kadar samimi? Allah’ın “Ne dediğinizi bilene kadar namaz kılmayın.” demesine rağmen. (4:43) Papağan gibi anlamdan habersiz okuyoruz. Onu okurken de kafamız başka tarafta… Anlamını düşünerek yapılan ibadetlerde bu kafadaki düşüncelerin biteceğinden emin olabilirsiniz.
Yüce Allah bizden dua etmemizi istiyor. “Dua ve yönelişiniz O'na olan inancınız
için değilse, Rabbim size niçin değer
versin?” (25:77)
Allah her yaptığımız duanın da karşılığını vereceğini buyuruyor. Biz ne
yapıyoruz. Gidiyoruz mezar taşının başına, bizi duyması mümkün olmayan kemik
yığınının yüzü suyu hürmetine, Allah’tan talepte bulunuyoruz. (30:52)
Bu yetmiyor; Kimileri şeyhinden, kimileri gavsından, kimileri kutubundan ister
de ister. Bilmez ki, “Yetiş ya Muhammed, Yetiş ya Ali, Yetiş ya Geylani” demek
de şirktir.
Bilmiyorlar ki Yüce Allah “Size şah damarınızdan daha yakınım” diyor. (50:16)
Okumuyorlar ki, Yüce Allah “Kişi ile kalbi arasına girerim” diyor. (8:24)
Bize, bizden daha yakın Allah dururken, bizler de hala O’na yaklaştırsın diye başkalarını
araya sokuşturmaya çalışıyoruz. (39:3)
Bu anlayış rivayet kaynaklıdır. Rivayetlere de yabancı kaynaklardan girmiştir.
Kur’an bunu reddeder.
Zannediliyor ki, Dünya’da çalışan torpil müessesesi Allah katında da devam
edecek. Allah katında haksız yere adam kayırma, cezalandırma yoktur.(4:49)
Yüzü suyu hürmetine: “Falanca senin salih kullarından olduğu için, duamı kabul
eyle.” Anlamına gelir. O’nun salih kulu olmasıyla, dua edenin arasında ne ilgi
ne bağlantı olabilir? Bazıları da “falan kişinin hakkı için” diye dua ederler. Anlam
açısından “yüzü suyu hürmetine” den farklı değildir. Bu da yanlış bir dua
şeklidir. Sanki falan kişinin haşa Allah üzerinde bir hakkı varmışta da onu
alacakmış gibi olur. Herkes Allah’a borçludur. Allah’ın kimseye borçlu olması
mümkün değildir.
Bir kişiyi Allah’a yaklaşmak adına vesileye kalkışmak; Mekke müşrikleri gibi
küfrü tercih etmektir. Mekkeli müşrikleri, müşrik yapan tek şey Allah’a
yaklaştırsın diye aracı edinmeleridir. (10:18)
Allah’ın insanlara yakınlığını söylemiştik. O, “Dua ederek bir yardım isteyenin
duasını kabul ederim.” Diyor. Bizden de O’nun buyruklarına uyarak karşılık
vermemizi O’na inanmamızı buyuruyor. İşte o zaman dosdoğru yolu bulabileceğiz. (2:186) Size sizden daha yakın olan Rabbinize
alçak gönüllülükle ve yüreğinizin ta derinlerinden seslenin. Dua edin. Aracı
koyarak edilen dua haddi aşmaktır. (7:55)
Hiçbir merci Allah’a baskı kuramaz. Allah’ın ortağı yoktur. (25:2) Yüce
Allah’ta kimsenin hürmetine bir iş yapmaz. Kimse bir işi yapması konusunda ona
ortak da olamaz. (42:21)
Aracılar, merhamet edenlerin en merhametlisi olan Yüce Allah’ı (12:92) ikna ettiklerine
göre, Yüce Allah’tan daha mı merhametliler?
Bu Allah’a güvenmemekten başka bir şey değildir…
Birilerinin hatırına bir şeyler istemek, Allah’tan fazla, istediğiniz kişiyi önemsemektir.
Allah’tan başkasından istekte bulunmak şirke kadar gidebilir. Allah
"Yalnız Benden isteyin." Demiştir. (1:4)
Allah Kur’an’da kendisini tanıtmıştır. Dua ile ilgili bilgi bile vermesine
rağmen bundan haberimiz yok. (7:180)
Her anımızdan haberdar olan, bizden bize daha yakın Allah’a, aracı koyma
düşüncesi inanılır gibi değildir Allah’ın katına daha yakın olmanın yolu, iman
edip doğru ve yararlı işler yapmak, yani salih amelle mümkündür. (34:37)
Kur’an’ın hiçbir yerinde, hiçbir şekilde “yüzü suyu hürmetine” diye dua
edileceğine dair ayet geçmez.
Kehf
102. Ayet:
Hakkı inkâra şartlanmış olan bu kimseler, Benim kullarım(dan herhangi birini)
Bana karşı (kendilerine) dost, koruyucu edinebileceklerini mi sandılar? Hiç
şüphe edilmesin ki Biz cehennemi hakkı inkâr edenler için bir konak yeri olarak
hazırlamışızdır.
Allah’ın isimleri ile O’na yalvararak sadece O’ndan isteyelim. Başkalarının adını
katarak şirke kapı aralamayalım…
Doğrularım Allah’ın yanlışlarım ise bana aittir. Aydın ORHON
DİNİ PARÇALAYANLARDAN OLMA...
Halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. (39:3)
Allah’ın Hz. Âdem’de yasası ne ise bugün de bir değişiklik bulamazsınız.
(43:23) Yüce Allah Kitabında on sekiz nebi ismini sayıyor ve onlara kitap
verdiğini buyuruyor. (6:83-89) Yüce Allah Hz. Âdem’den günümüze kadar gelmiş,
bütün nebilere kitap vermiştir. (3:81) Bugün dinin tek kaynağı da Allah’ın
kitabı Kur’an’dır.
Fakat bir süre sonra insanlara Kur’an yetmez olmuştur. Hz.
Muhammed’in ölümünden yaklaşık 60 yıl sonra uydurulmuş dinin tohumları ekilmeye
başlanmıştır. 200-250 yıl sonra alternatif kitaplar, mezhepler oluşmuştur.
Kur’an’dan başka kitaplara iman edilmeye başlanmıştır. Kendi anlayışlarını güya
Allah’a isnat edilerek yazmışlardır. Bu yazdıklarına kendileri de
inanmışlardır. Her yazan grup dini ayrı parçaya bölmüştür. Bu yazılanlar da din
kabul edilmiştir. Bu da katıksız arı duru dini, katıklı hale getirmiştir.
Böylece parçalara bölünmüştür. Allah’ın ipini (Kur’an’ı) bırakılıp, beşerin
yazdıklarıyla din yaşanır hal almıştır.
Al-i İmran 103. Ayet:
Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun ve birbirinizden kopmayın. Ve
Allah'ın size verdiği nimetleri hatırlayın: Siz birbirinize düşman iken
kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O'nun lütfu ile kardeş oldunuz ve ateşli bir
uçurumun kenarında (iken) sizi ondan (nasıl) korudu. Bu şekilde Allah
mesajlarını size açıklar ki hidayet bulasınız,
Allah’ın değişmeyen yasası kulları tarafından
değiştirilmiştir. Yüce Allah yasakları, haram ve helalleri kitabında açıkça
belirtmesine rağmen beşer de kendisine göre haram/helal uydurmuşlardır. Haşa,
Allah’a dinlerini öğretiyorlar? (49:16)
“ Ümmetim benden sonra 73 fırkaya ayrılacak, yalnızca benim
ve sahabelerimin yolunda gidenler kurtulacaklardır.” Diye Sevgili Muhammed’in
ağzına iftira yakıştırıyorlar.
“Resule itaat şartı vardır. Resule itaat Allah’a itaattir.
(4:80) Fakat sahabeye itaat şartı yoktur. Sahabe Allah’ın istediği gibi
yaşamışsa; bizde aynı şekilde yaşamanın gayretindeyiz. Yolunda da gideriz. Sahabeden
yanlış yapanlar yok mu? Bu yanlışlardan da aynı hataya düşmemek için ders
almalıyız.
Önce sahabenin tanımı düzeltilmeli. Uzaktan Hz Muhammed’i gören bir kişinin
bile sahabe olduğuna dair tanım yapanlar var. Hz. Muhammed, Ebu Cehil ile
karşılıklı defalarca görüştü. Ebu Leheb amcasıydı. Müşriklerdendi.
Bu arada hem bölünmüşlüğü işlerken hem de sahabeden örnekler
verelim:
Muaviye’nin adı geçtiğinde kendilerine “ra” eki koymayı
ihmal etmezler. “radyallhu anh” Allah ondan razı olsun, demektir. Allah’ın razı
olup olamayacağını yine yaratan bilir.
Muaviye’yi özetle tanımaya çalışalım: Muaviye tanımlara göre sahabedir. Ebu
Süfyan’ın oğlu, Yezit ’inde babasıdır. Pekiyi Muaviye İslam diniyle ilgili
neler yapmıştır?
Bir bakalım: Babasının Müslümanlara kan kusturduğunu biliyoruz. O’da Müslümanım
dedi. Kendisinin liderlik yarışında yaptıklarını da göz önüne alırsak, Mekke’nin
fethinden sonra çaresizlikten ailece Müslümanım diyenlerden olduğunu
düşünüyorum. Doğrusunu Allah bilir.
Muaviye, İslam’ı Emevi hanedanının çıkarları için yeniden düzenledi. Hz
Muhammed öğretilerinin dışına çıkardı. Mescit süsleme hastalığı Emeviler
zamanından gelmedir. En muhteşem camiler Muaviye döneminde inşa edilmiştir.
Camilere minare ilk Muaviye tarafından yaptırılmıştır. Camiyi insanlara
benimsetmek için “Cami Allah’ın evidir” anlayışını yaymıştır. Bu yapılan camilerde “Hz Ali ve Ehl-i beyt’e“
sövgü yuvaları olarak değerlendirir.
Bütün ibadet biçimleri de değişime uğratılmıştır. Hz
Muhammed Cuma günleri farz namazından sonra hutbe okuturdu. Muaviye tersini
yaptırdı. Cemaatte eksilme olmasın diye hutbeyi öne aldı. Amacı, dinin içine
bir şeyler katmak, Emevi siyasetini dikta ettirmektir. İlk minberi Vali Amr
İbn-ul As dua ve hutbe için yaptırmıştır.
Sünnet, müstehap, müfsidat, vacip, mekruhat, salat
koşulları, hülle, ıskat, ölüye Kur’an okutma bu dönemdeki oluşumlardır. Hatta
mezheplerin, tarikatlarında tohumları o dönemde atılmaya başlanmıştır.
Camiyi "Allah’ın evi" diye bir taraftan lanse ederken, kendisi at
üzerinde camiye girebilmiştir.
Hz Muhammed’in çok sendiği omuzunda taşıdığı torunlarında Hasan’ı zehirletenin
Muaviye olduğu söylenir. Yine sahabeden Muaviye’nin oğlu Yezit, diğer Hz.
Muhammed’in diğer torunu Hüseyin de dâhil 72 sahabeyi katletmedi mi? Cemel
savaşında Hz. Ayşe’nin arkasında ki destek de Muaviye’ye aitti.
Cemel Savaşına da kısaca değinelim:
Cemel savaşında Hz. Ayşe komutasındaki savaşçılar sahabe değil miydi? Hz Ali
etrafındakiler de sahabeydi. İki tarafta binlerce kişi öldü. Kalanlar şaşkın…
Sebebi, ölenlerinin ne olacakları konusunda endişeleri vardı. Allah için
savaşsalardı şehit olacaklardı. Burada Müslüman, Müslüman’ın kanını
dökmüştür...
Savaş neticesini aktarıyorum. Sıkı durun…
Bu savaşta haklı olan 2 sevap, haksız olan 1 sevap kazanmış…
Bunu söyleyenler şaşırmışlar. Kitabımız bir olmadığı için fazla şey de söylemek
istemiyorum.
Şimdi ikinci bölünmüş parçayı konumuza dâhil etmeye
çalışalım.
Hz. Ömer’in ölümü:
Vergisinin azaltılmasını isteyen, ancak talebi kabul edilmeyen Mugire bin
Şu'be'nin Fars kölesi Ebû Lü'lüe El Mecusi tarafından Medine'de sabah namazında
Hz. Ömer hançerle öldürüldü. Öldüren kişinin İran’ın Keşan kentinde türbesi
bulunmaktadır.
Katile dini kimliğini sorsanız, Müslüman cevabını alırsınız. Ölen kişi de 2.
Halifemiz Hz. Ömer…
Unutmadan, İran'da bir tane Ömer ismine sahip kimse bulamazsınız. Ayrıca
isminiz Ömer'se İran'a gitmeseniz iyi olur.
İsteyen arkadaşlar Ebu Lülü'nün ihtişamlı türbesini
görebilirler.
https://oha.gen.tr/ebu-lulu-ve-fitne-atesi/
İnsanları acımasızca katledenler neye dayanarak bunu yapıyorlar, onu da anlamış
değilim. Ölen de öldüren de sahabe… Tarih tekerrürden ibarettir. Günümüzde de Müslüman’ı
Müslüman’a kırdırıyorlar. Bunun tek sebebi Allah’ın ipine sımsıkı sarılmamamızdır.
Yüce Allah, “bir kişiyi öldüren bütün insanlığı öldürmüş,
bir insanın hayatını kurtaran bütün insanları yaşatmış gibidir”(5:32) demiyor
mu?
Burada gördüğümüz Müslüman iki grup kendilerine arı duru
dini yetersiz görmüş olacaklar ki farklı kollara ayırmışlar. Birincisi Ben
Müslümanın ayrıca Sünni’yim derken, diğeri Alevi’yim demiş.
“Sünni” olmak da yetmemiş. Dört kola daha ayrılmışlar.
Hanefi; Maliki; Şafi; Hambeli.
Alevi’ler Sünnilerden geri kalır mı? Dörtte onlardan. Seyd ve Şerifler; Caferilik Arap Aleviliği
Rafızilik gibi; Kızılbaşlık, Bektaşilik; Aluvilik (Yukardaki kollarla Aluvilik
’in pek alakası yoktur. Aleviliği İslamiyet’ten ayrı düşünen bir koldur.
Kur’an’ı Arapça olduğu için reddederler. İslamiyet’ten ayrı düşünürler. Ahret
hayatına inanmazlar.)
Şura 13. Ayet:
O, itikadi konularda, Nuh'a emrettiğini -ve sana (ey Muhammed,) vahiy
aracılığıyla öğrettiğimizi ve aynı zamanda İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya
emrettiğimizi- sizin için uygun gördü. (Sahih) itikada sağlam bir şekilde
sarılın ve o konuda bütünlüğünüzü bozmayın. Onları çağırdığın bu (itikad
bütünlüğü) başka varlıkları veya güçleri Allah'a ortak koşanlara ağır gelse
(bile). Allah dileyen herkesi kendine çeker ve O'na yönelenleri doğru yola
ulaştırır.
Tarikatlara hiç girmeyelim…
Aralarındaki birliği bozup din işlerini parça parça ettiler. Her grup kendinde
bulunanın geçerli olduğunu savundu. (23:53) Dinlerini parçalara, fırkalara,
mezheplere, hiziplere ayıran gruplar halinde olanlar dan uzak durmak gerekir.
(3:105)
Al-i İmran 19. Ayet:
Allah nezdinde tek (hak) din, (insanın) O'na teslimiyetidir; daha önce vahiy
verilenler, kıskançlıklarından dolayı, kendilerine (hakikat) bilgi(si)
geldikten sonra (bu konuda) farklı görüşlere sarıldılar. Allah'ın mesajlarının
doğruluğunu inkâr edenlere gelince; unutma, Allah hesap görmede hızlıdır.
Din günü amellerinin yanlış olduğunu göreceklerdir. (6:159) Allah'ın
dinini kabul etmiş olanlar ihtilafa düştükleri konulara dayanarak farklı dini
gruplar oluşturdular. Öyle bir duruma getirdiler ki, her grup sadece kendi
görüşüyle sanki dini kendilerinin sandılar. Bir diğerini ötekileştirdi. Yeri
geldi birbirini düşman gibi gördüler.(30:32)
Araf 168. Ayet:
Ve onları ayrı topluluklar halinde yeryüzüne dağıttık; onlardan bazıları dürüst
ve erdemli kimselerdi; bazılarıysa böyle değildi: bu sonrakileri hem bağış ve
bolluk ile hem de darlık ve sıkıntı ile sınadık ki belki doğru yola dönerler.
Al-i İmran 103. Ayete
iman ediyorsak; Allah’ın vahyini hayatımıza taşımamız gerekiyor. İşte o zaman
kimse bizi kandıramaz. Birlik beraberlik bozulmaz.
Furkan 30. Ayet:
Ve (o gün) Resul: "Ey Rabbim!" diyecek, "Kavmimden (bazıları) bu
Kuran'ı gözden çıkarılacak bir şey olarak gördü!"
“Hayır, biz atalarımızın bize bıraktığı geleneğe uyarız, o bize yeter!”
(5:104) Dersek yukardaki ayete de muhatap olmuş oluruz. “Peki ya ataları,
hakikati bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler iseler? (5:104) Bunu da göz
ardı etmeyelim…
Rabbim’den, Kur’an’ı hakkıyla anlayan, anladığını hayatına
taşıyan, kullarından eylemesini dilerim.
Doğrularım Allah’ın
yanlışlarım bana aittir.
Aydın ORHON
DİNDE AŞIRIYA GİDİLMEZ...
DİNDE
AŞIRI GİDİLMEZ…
Hristiyanlar,
başka millet ve grupların etkisinde kalmışlardır. Yahudiler Nebi Üzeyir’e
Allah’ın oğlu dediler. Aynı anlayış daha sonra Hristiyanlara da sirâyet etti.
Onlarda Nebi İsa Allah’ın oğlu dediler. Yahudi kültürü Hristiyanları etkiledi.
Yunan felsefesinin de etkisinde kalarak, dinlerini değişikliğe uğrattılar.
Tevhit inancının öğretileri felsefeye yön vereceğine, felsefe dine yön vermiştir. Böylece de dinin saflığı ortadan kalkmıştır.
Bakara
Suresi 143. Âyet;
Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla)
tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olmanız ve Elçi de sizin
huzurunuzda ona şahitlik yapsın. Ve Elçi'ye uyanlar ile ökçeleri üzerinde
gerisin geri dönenler arasında açık bir ayrım yapabilmek amacıyla senin, (ey
Peygamber) daha önce yöneldiğin hedefi (bu topluluk için) kıble olarak tayin
ettik: Şüphesiz bu, Allah'ın doğru yola ulaştırdığı kişilerden başka herkes
için zor bir sınavdı. Allah sizin inancınızı kesinlikle göz ardı etmeyecektir;
zira, unutmayın ki, Allah insana karşı en şefkatli olandır, rahmet kaynağıdır.
Hristiyanlar
hadlerini aşarak Allah’ın hakkında gerçek olmayan şeyler uydurmuşlardır. Allah’tan
başka ilah edinmişlerdir. (4/171) İncil takipçileri Hristiyanlar bid’atlara
hurafelere kaydılar ve ruhbanlığı bid’at olarak ortaya koymuşlardır. (57/27)
Uydurmuş oldukları ruhbanlığı dinlerine soktular. Yüce Allah’ın farz kılmadığı
şeyi dindenmiş gibi göstermişlerdir. Bu dinde aşırıya gitmektir. İslam dini
insanlara kolaylık ve istikamet belirtmek için nazil olmuştur.
Taha
Suresi 2. Âyet;
Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik,
Dinde
zorlama da yoktur! Çünkü doğrulukla eğrilik apaçık ayrılmıştır. Artık her kim
tağutu inkâr edip, Allah’a inanırsa, kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa
yapışmış olur. Bakara Suresi 256. Âyette, din konusunda zorlama yasaklanmakta,
artık doğru ile eğri tam olarak ortaya çıktığı için, sağlam olan Allah’ın ipine
(Kur’an’a) sarılanın kurtuluşa ereceği vurgulanmaktadır. Bu âyet, İslâm’ın
gelişinden önce Hristiyan veya Yahudi dinine giren bir kaç Ensar’ın
çocuklarına, ailelerinin Müslüman olmaları için baskı yapmaları üzerine inmiş
ve böyle bir zorlama yasaklanmıştır. Yüce Allah kimseye gücünün yettiğinden
fazlasını yüklemez.
En’am
Suresi 152. Âyet;
Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz
herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman
yakınınız bile olsa âdil olun. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları
Allah size öğüt alasınız diye emretti.
Dinde
aşırıya gitmemenin yolu Kur’an’da bildirilenlerin dışına çıkmamaktan geçer. Gerçek olan Allah’ın vahyi bilgileridir. Bunun
dışındakilerin etkisi altında kalmamalıyız. Nevamıza uyarsak o da Allah'ın
yolundan saptırır. (38/26) Nebi Muhammed’in önemli özelliklerinden biri
nevasından konuşmamasıdır. (53/3) Çünkü daha önce de böyle sapan ve saptıranlar
olmuştur. Dalalete sapanların yanında, peşinde olmayalım.
Haramlardan
kaçmak ve Yüce Allah’ın emirlerine itaat etmektir. Rivayetlerle dini yaşamak, dinde
aşırıya gitmek demektir. Farzları ihmal ederek, haramlardan kaçmayarak amel
etmek mümkün değildir. Üzerine farz olan yakınlarının geçimini göz ardı eden
kişi mümin olamaz.
Maide
Suresi 77 Âyet;
De ki: "Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin.
Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir
milletin arzu ve keyiflerine uymayın."
Kur’an’ın
indirilişinin ana amaçlarından birisi de helal ve haram olan şeylerin sınırını
çizmektir. Allah, Kur’an ile din açısından neyin helal neyin haram olduğunu
belirlemiştir. (5/1); (5/3-5); (5/94); (5/96); (5/151); (5/168); (16/14); (7(32)
Beşeri
görüşlerinin özellikle haram alanına girmemesi için yukarda bir kısmını
paylaştığım âyetler indirilmiştir. Allah’ın insanlara helal kıldığı bir şeyi
insanlar kendilerine haram kılamaz. Allah ehlinin, yaptıkları yanlışları bize
duyuruyor. Bu yanlış davranışların duyurmasının sebebi, bizim aynı hatalara
düşmememiz içindir.
Allah’ın
bize helal kıldıklarını haram etmeyelim. Bize bildirilen sınırı aşmayalım.
Helali haram yapmak, haddi aşmaktır. Dinde aşırıya gitmektir.
Maide
Suresi 87. Âyet;
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize)
haram etmeyin ve (Allah'ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi
aşanları sevmez.
Şunu
iyi bilmeliyiz ki Kur’an’la din tamamlanmıştır. (5/3) Kur’an dışında ki bütün
kaynaklar aşırıya gitmektir. Kur’an dışında insana akıl ve düşünme kabiliyeti
de verilmiştir. Aklını kullanıp düşünerek bilgi üretilmesinde sakınca yoktur.
Âyetleri lafız olarak değişmeyeceğinin bilinciyle okumalıyız. Ancak kelime
anlamları değişkendir, doğurgandır. Buna dikkat edelim. Akıl Kur’an’ın
hükümlerini anlayacak şekilde yaratılmıştır. Akıl dinin sınırları dışında kalan
alanlara da hükümler koyar. Akıl bu faaliyet içindeyken nefis devreye girip,
aklı devre dışı bırakabilir. En çok dikkat edeceğimiz noktada budur.
Allah
tarafında indirilenler (Kur’an) dışında bizi sıkıntıya sokacak, gereksiz şeyler
hakkında sorular sormayalım. Allah gerekli görseydi bunları açıklardı. Allah
genellikle sorulanları açıklamadı. Açıklananlar, Nebi Âdem’den günümüze
değişmeyen yasasıdır. (35:43) Allah’ın kitabında bildirmediği şeyler, muaf
tuttuklarındandır. Allah sorguladıklarımızı özgür iradenize bırakmıştır. Nebi
Muhammed’e sorulan soruların yersiz ve zamansız olması sebebiyle bu âyet
indirilmiştir.
Maide
Suresi 101. Âyet:
Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru
sormayın. Eğer Kur'an indirilirken
bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları
bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet
verir.)
Kur’an
her konuda dengeli olmayı emreder. Rahman halis kullarının orta yolu
izlediklerini belirtir.
Furkan
Suresi 67. Âyet:
Onlar,
harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu
ikisi arası dengeli bir harcamadır.
Âyetten
de açıkça anlıyoruz. Allah’ın kullarının harcamaları ölçülü, hareketleri
dengelidir. İsraf ve cimrilikten sakınırlar. Harcadıklarında ne israf ederler
ne de cimrilik. Bu ikisi arasında dengeli olur.
Lokman Suresi 17, 19. Âyet:
"Yavrum! Namazı dosdoğru kıl.
İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol.
Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir."
"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde
böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez."
"Yürüyüşünde tabiî ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz
eşeklerin sesidir!"
Nebi
Lokman’ın ağzından vurgulanan bu âyette; yürüyüşünde bile orta yolu seçmesi, ne
çabuk ne de yavaş ölçülü gidilmesi buyruluyor. Bağırarak konuşmaması gerektiği
ve sesin alçaltılması gerektiği belirtiliyor.
Biz
Yüce Allah’ın Kur’an’ı ışığında yürümezsek. Mutluluğa ve huzura ulaşamayız.
Dinde aşırıya gitmenin bir karşılığı da gruplara ayrışıp her grubun diğerini
ötekileştirmesidir. Bu yol Yüce Allah’ın istediği yol değildir. Allah’ın
istediği tek yol vardır. Sadece İslam’dır.
Allah’ın yasası değişmez ve tektir. Genellikle Atalarımızdan bulduğumuz
dinin peşinden ayrılmamışız. Ana baba Hanefi ben de Hanefi’yim. Şii ben de,
Hambeli, ben de, ben de… Ben de… Bakmamışız, incelememişiz… Neden diyememişiz.
Yüce Allah’ın kitabını zaten anlamazsın demişler. Acaba anlar mıyım dememişiz?
“Anamız babamız Yahudi olsaydı biz ne olurduk?” diye hiç düşündünüz mü?
En’am Suresi 159. Âyet:
Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var
ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a
kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
Dinde
aşırıya gitmek, hakikat sınırlarını ihlal etmektir. Gidilen istikamette ayarı
yükseltmek ve alçaltmaktır. Din de
taşkınlık yapmamaktır. Yüce Allah’ın haramına helal, helaline haram demektir.
Allah’ın kitabını yeterli görmektir. Rabbimizin koyduğu sınırları aşmaktır. Rivâyetleri
din edinmektir. İbadette orta yolu bulmaktır.
En’am
Suresi 119. Ayet:
Ne oluyor ki size, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, O,
size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, üzerinde Allah'ın ismi anılan
şeyleri yemiyorsunuz? Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksızın kendi heva (istek ve
tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar. Şüphesiz, senin Rabbin haddi aşanları
en iyi bilendir.
Yaşadığımız
dinin doğrulunu kontrol için cevap anahtarı olarak Kur’an’a müracaat etmeliyiz.
Eğer yaşamınız cevap anahtarıyla örtüşüyorsa doğru yoldayız demektir.
Örtüşmüyorsa, kendimize çeki düzen vermeliyiz. Rabbimden cümlemizi doğru yoldan
ayırmamasını dilerim.
Doğrularım
Allah’ın yanlışlarım ise bana aittir. Aydın
ORHON
ARAPÇA KUTSAL DEĞİLDİR...
ARAPÇA KUTSAL DEĞİLDİR.
Kutsallığın
Kaynağı: Dil mi, Kelam mı?
1.1
Kutsallık Nerede Başlar?
İnsan, tarih
boyunca kutsalı çoğu zaman dokunabildiği şeylerde aradı. Tapınaklar,
semboller, nesneler ve metinler bu arayışın merkezinde yer aldı. Dini metinler
de zamanla yalnızca mesaj taşıyan metinler olmaktan çıkıp, bizzat kutsal
nesneler gibi algılanmaya başladı.
Kur’an’ın
ortaya koyduğu yaklaşım ise bu alışkanlığı temelden sarsar. Kur’an’a göre
kutsallık; kağıtta, mürekkeptе, seste ya da biçimde değildir. Kutsal olan,
yalnızca Allah’ın kelamıdır.
Bu ayrım basit gibi görünür; fakat Kur’an’ı nasıl okuduğumuzu, ona nasıl
yaklaştığımızı ve hayatımızda ona nasıl yer verdiğimizi doğrudan etkiler.
Kur’an’ın
anlaşılması açısından asıl mesele şudur:
Biz kutsallığı mesajda mı, yoksa onu taşıyan araçlarda mı
arıyoruz?
1.2 Dilin
Kutsallaştırılması Yanılgısı
Kur’an’ın
Arapça indirilmiş olması, zamanla Arapça’ya kendiliğinden bir kutsallık
atfedilmesine yol açmıştır. Oysa Arapça, diğer diller gibi tarihsel ve kültürel
bir bağlam içinde şekillenmiş doğal bir dildir. Kur’an’ın bu dili kullanmasının
sebebi kutsallık değil, anlaşılabilirliktir.
“Arapça
okumak başlı başına kutsaldır” düşüncesi, Kur’an’ın kendi mantığıyla örtüşmez.
Çünkü kutsal olan; harfler, sesler veya telaffuz değil, kelamın anlamıdır.
Dil, bu anlamı taşıyan bir araçtır. Araç ise amaç değildir.
Bu noktada
önemli bir ayrım ortaya çıkar:
Kur’an’la kurulan ilişki, anlam merkezli mi, yoksa biçim merkezli
mi?
1.3 Metnin
Nesneleşmesi: Kutsal Metinden Kutsal Objeye
Kur’an’ın
fiziksel varlığının kutsallaştırılması, tarih boyunca farklı biçimlerde kendini
göstermiştir. Ayetlerin duvarlara asılması, minyatür Kur’an’ların taşınması ya
da metnin bir “koruyucu nesne” gibi görülmesi bu eğilimin örnekleridir.
Bu tür
uygulamalar çoğu zaman iyi niyetlidir. Ancak fark edilmeden önemli bir kayma
yaşanır:
Vahyin rehberliği, nesnenin sembolik gücünün gölgesinde kalır.
Kur’an,
taşınmak veya sergilenmek için değil; okunmak, anlaşılmak ve yaşanmak
için indirilmiştir. Metin yalnızca fiziksel bir objeye indirgendikçe, kelamın
dönüştürücü gücü zayıflar.
1.4
Ritüel, Saygı ve Anlam Arasındaki İnce Çizgi
Kur’an’a
yaklaşırken geliştirilen bazı ritüeller abdest, saygı kuralları, merasimli
okuma biçimleri niyet olarak değerlidir. Ancak bu uygulamalar, eğer anlamı
ikinci plana itiyorsa, amacını aşan bir kutsallaştırmaya dönüşür.
Kur’an,
insanı pasif bir saygıya değil; aktif bir düşünmeye çağırır.
Sorgulamayı, anlamayı ve hayatla ilişki kurmayı ister. Metni sadece ritüel
çerçevesinde tutmak, onu yaşamın dışına itme riski taşır.
Burada ölçü
nettir:
Ritüel, anlamı destekliyorsa yerindedir;
anlamın önüne geçiyorsa sorunludur.
1.5
Kutsallığın Gerçek Kaynağı
Kur’an’ın
kendi vurgusu açıktır: Ayetler, anlaşılsın ve üzerinde düşünülsün diye
indirilmiştir. Kutsallık, dilde ya da nesnede değil; Allah’ın iradesini
bildiren kelamın kendisindedir.
Bu nedenle
Kur’an’la kurulan sağlıklı ilişki, onu yüceltirken hayattan koparmayan
bir ilişkidir. Kutsal olan, metni ulaşılmaz bir yere koymak değil; onun
rehberliğini hayata taşımaktır.
Vahyin
Tarihsel Gerçeği: Dil Bir Araçtır
2.1 Vahiy
ve Toplum Dili
Vahyin dili,
mesajın muhatabı ile doğrudan ilişkilidir. Allah, kelamını her topluma kendi
anlayacağı dilde göndermiştir. Bu durum, dilin kutsallığını değil; mesajın
açıklığını esas alan bir ilahi tercihi gösterir.
Tevrat’ın
İbranice, İncil’in Grekçe, Kur’an’ın Arapça indirilmiş olması, vahyin dile
bağımlı değil; anlama odaklı olduğunu ortaya koyar. Eğer dil kutsal
olsaydı, vahyin tek bir dilde gelmesi gerekirdi.
2.2
Arapça’nın Seçilmesinin Hikmeti
Kur’an’ın
indiği toplum Arapça konuşuyordu. Bu nedenle mesajın doğru anlaşılması için
Arapça kullanıldı. Ayrıca Arapça’nın kök temelli yapısı, anlam katmanları ve
sözlü kültüre uygunluğu, vahyin etkili biçimde aktarılmasını sağladı.
Ancak bu
özellikler, Arapça’yı kutsal kılmaz. Onu işlevsel ve güçlü bir araç
haline getirir. Araç ne kadar güçlü olursa olsun, kutsallık mesajdadır.
2.3
Evrensel Mesaj, Yerel Dil
Kur’an Arapça
indirilmiştir; fakat mesajı evrenseldir. Bu evrensellik, kelimelerin değil; anlamın
evrenselliğidir. Kur’an’ın başka dillere çevrilebilmesi ve anlaşılabilmesi,
kutsallığın dile bağlı olmadığının açık göstergesidir.
Dil
değişebilir; mesaj kalır.
Araç değişir; kelam değişmez.
2.4 Kutsal
Dil Yanılgısının Sonuçları
Dilin
kutsallaştırılması, Kur’an’la ilişkiyi daraltır. Arapça bilmeyenler kendini
dışlanmış hisseder, anlam yerine ses ön plana çıkar, metin ritüelleşir.
Oysa Kur’an,
herkes için bir rehberdir. Anlamak için dil öğrenilebilir, meal okunabilir,
düşünülerek yaklaşılabilir. Kutsallık, bu çabanın kendisinde ortaya çıkar.
2.5 Sonuç
Vahyin tarihi
bize şunu öğretir:
Dil, kelamı taşır; ama kutsal olan taşıyıcı değil, taşınandır. Kur’an’ın
Arapça oluşu, bir kutsallık iddiası değil; ilahi hikmetin bir sonucudur.
Arapça’nın
Seçilmesi: İlahi Hikmet mi, Kutsallık mı?
3.1 Arapça
Etrafında Oluşan Algı
Kur’an’ın
Arapça indirilmiş olması, zamanla Arapça’nın kendiliğinden kutsal kabul
edilmesine yol açmıştır. Bu algı, sadece teorik bir görüş olarak kalmamış;
gündelik dindarlık pratiklerine de yansımıştır. Arapça okumanın başlı başına
sevap olduğu, koruyucu bir güce sahip bulunduğu ya da Kur’an’a ancak Arapça
üzerinden “gerçekten” yaklaşılabileceği düşünülmüştür.
Bu yaklaşım,
niyet olarak saygı barındırsa da önemli bir riski içinde taşır: Anlamın geri
plana itilmesi.
Kur’an’ın merkezinde ise anlam vardır. Kutsal olan, metnin dili değil; Allah’ın
kelamının içeriğidir.
3.2
Tarihsel Bağlam ve Dilin İşlevi
Kur’an, 7.
yüzyıl Arap toplumuna hitap etmiştir. Bu toplumun dili Arapçaydı ve iletişim
büyük ölçüde sözlü gelenek üzerinden yürüyordu. Bu nedenle vahyin Arapça
indirilmesi, iletişim açısından zorunlu ve hikmetli bir tercihti.
Arapça’nın
ritmik yapısı, kök temelli kelime sistemi ve anlam katmanları, Kur’an’ın
mesajını güçlü biçimde aktarmaya elverişliydi. Ancak bu özellikler, Arapça’yı
kutsal bir varlık haline getirmez. Bu durum, dilin vahyi taşıma kapasitesi
ile ilgilidir, kutsallığı ile değil.
3.3
Dilbilimsel Güç, Kutsallık Anlamına Gelmez
Arapça’nın
yapısı, tek bir kökten birçok anlam üretmeye imkân tanır. Kur’an bu imkânı
etkili biçimde kullanır. Ayetlerin edebi gücü ve ahengi, mesajın zihinde
kalıcılığını artırır.
Fakat dilin
bu gücü, kutsallığın kaynağı değildir. Eğer dil kutsal olsaydı:
- Arapça bilmeyenlerin Kur’an’la
ilişkisi eksik sayılırdı
- Vahyin evrenselliği sınırlanırdı
- Diğer kutsal metinlerin farklı
dillerde indirilmesi anlamsız olurdu
Oysa tarih
bize şunu gösterir: Vahiy, dile değil; kelama bağlıdır.
3.4 Yanlış
Algının Günlük Hayata Yansımaları
Arapça’nın
kutsallaştırılması, pratikte şu sonuçları doğurmuştur:
- Kur’an’ın anlamadan okunması
- Metnin seslendirmeye indirgenmesi
- Okumanın ritüel, anlamanın tali
görülmesi
Bu noktada
önemli bir soru ortaya çıkar:
Okunan ama anlaşılmayan bir metin, insanın hayatını nasıl dönüştürebilir?
Kur’an,
yalnızca okunmak için değil; yön vermek için indirilmiştir.
3.5 Sonuç
Arapça,
Kur’an için seçilmiş güçlü bir araçtır. Ancak kutsallık, bu aracın kendisinde
değil; taşıdığı ilahi mesajdadır. Dil, kelamı taşır; kelam ise insanı
dönüştürür.
Metnin
Kutsallaştırılması ve Anlamın Geriye Atılması
4.1
Nesneleşme Sorunu
Kur’an,
insanın hayatına rehberlik etmek üzere indirilmiştir. Ancak zamanla bu
rehberlik, metnin fiziksel varlığının gölgesinde kalmıştır. Kur’an, anlaşılması
gereken bir kelam olmaktan çıkıp; korunması, taşınması ve sergilenmesi gereken
bir nesneye dönüşmüştür.
Bu dönüşüm,
kutsallığı artırmaz; aksine, anlamla kurulan ilişkiyi zayıflatır.
4.2
Ayetler Süs Olunca
Evlerde,
işyerlerinde veya araçlarda sergilenen ayetler çoğu zaman “korunma” veya
“bereket” amacı taşır. Ancak ayet, süs ya da tılsım haline geldiğinde, vahyin
çağrısı sessizleşir.
Ayetler
yaşanmak içindir;
duvarda kalmak için değil.
4.3
Güvence Arayışı ve Yanlış Yöneliş
Kur’an
ayetlerinin fiziksel olarak taşınması, insana geçici bir güven hissi verebilir.
Ancak bu güven, kelamın rehberliğine değil; nesnenin varlığına bağlandığında
problem ortaya çıkar.
Bu noktada
güven, Allah’a değil; fiziksel bir araca yönelmiş olur. Bu ise Kur’an’ın
öğrettiği bilinçle örtüşmez.
4.4 Ritüel
Kurallar ve Yanlış Kutsallık Algısı (Düzeltilmiş)
Abdest ve
temizlik, ibadet bilinci ve saygı açısından anlamlı olabilir. Ancak “abdestsiz
Kur’an okunmaz, hatta dokunulmaz” şeklindeki yaygın inanış, Kur’an’ın ruhuyla
örtüşmeyen bir batıl algıya dönüşmüştür. Bu anlayış, saygı üretmekten çok,
insan ile Kur’an arasına mesafe koymaktadır.
Kur’an,
ulaşılması zor bir nesne değil; her an başvurulabilen bir rehber olarak
indirilmiştir. Elimizin altında olmalı, ihtiyaç duyduğumuz her an açılabilmeli,
okunabilmeli ve üzerinde düşünülebilmelidir. Onu yalnızca belirli ritüel
şartlara bağlamak, Kur’an’ı hayattan koparmak anlamına gelir.
Kur’an,
sadece “dokunulacak” bir metin değildir; asıl olarak okunacak, anlaşılacak
ve yaşanacak bir kelamdır. Fiziksel kuralların merkeze alınması, metnin
düşünsel ve ahlaki dönüştürücü gücünü geri plana iter ve insanı farkında
olmadan Kur’an’dan uzaklaştırır.
4.5
Anlamdan Kopmanın Sonuçları
Metnin
nesneleşmesi:
- Okumayı düşünmenin yerine koyar
- Seslendirme rehberliğin önüne
geçirir
- Kur’an’ı hayattan uzaklaştırır
Bu durumda
Kur’an, yön veren bir kelam olmaktan çıkar; sembolik bir kimliğe bürünür.
4.6 Sonuç
Kur’an’ın
kutsallığı, onun fiziksel varlığında değil; anlamında ve rehberliğinde
yatar. Nesneleştirme, bu kutsallığı artırmaz; tersine, onu etkisizleştirir.
Kelamın
Amaçtan Nesneye Dönüşmesi: Sessiz Bir Sapma
5.1 Amaç
ile Araç Arasındaki Kopuş
Kur’an,
Allah’ın kelamı olarak insanın hayatına yön vermek için indirilmiştir. Ancak
tarihsel süreç içinde, bu kelamın amacı ile onu taşıyan araçlar yer
değiştirmeye başlamıştır. Anlam, rehberlik ve dönüşüm ikinci plana itilirken;
metnin fiziksel varlığı, okunuş biçimi ve ritüeller merkeze alınmıştır.
Bu durum çoğu
zaman fark edilmeden gerçekleşir. Kur’an’a gösterilen saygı artmış gibi
görünür; fakat aynı anda hayata temas eden yönü zayıflar. Kelam, yaşanan
bir rehber olmaktan çıkıp, korunan bir nesneye dönüşür.
5.2
Nesneleşmenin Teolojik Sonuçları
Kur’an’ın
nesneleştirilmesi, inanç düzeyinde ciddi sonuçlar doğurur. Kutsallık, Allah’ın
kelamının anlamında aranacağı yerde; fiziksel formlarda, ritüellerde ve
sembollerde aranır.
Bu kayma,
insanın Allah’la kurduğu ilişkiyi de etkiler. Metnin rehberliğini takip etmek
yerine, metnin varlığına güvenmek yaygınlaşır. Böylece teslimiyet, bilinçli bir
yöneliş olmaktan çıkıp pasif bir korunma beklentisine dönüşür.
Oysa Kur’an,
insanı edilgen kılmak için değil; sorumluluk yüklemek için
indirilmiştir.
5.3
Toplumsal Yansımalar: Okunan Ama Yaşanmayan Metin
Nesneleşme,
bireysel bir sorun olmaktan öte, toplumsal bir alışkanlığa dönüşür. Kur’an
okunur ama anlaşılması beklenmez. Ayetler bilinir ama hayata yön vermez.
Dindarlık, bilgi ve bilinçten ziyade ritüel düzeyinde yaşanır.
Bu durum
özellikle yeni kuşaklarda belirgindir. Kur’an, sorgulanan ve düşünülen bir
kelam değil; “saygı duyulan ama mesafe konulan” bir metin haline gelir. Bu
mesafe arttıkça, Kur’an’ın dönüştürücü etkisi zayıflar.
5.4
Ritüellerin Yanılsaması
Abdest,
temizlik ve saygı kuralları Kur’an’la ilişkiyi besleyebilir. Ancak bu kurallar,
anlamın önüne geçtiğinde, bir yanılsamaya dönüşür. Metne dokunmadan önce
gösterilen titizlik, metnin mesajına gösterilmezse, kutsallık biçimde kalır.
Kur’an,
yalnızca fiziksel bir metin değildir; zihne ve hayata hitap eden bir
kelamdır. Ritüeller, bu hitabı desteklediği sürece anlamlıdır.
5.5
Psikolojik Boyut: Yanlış Güven Duygusu
Nesneleşmenin
bir başka sonucu da psikolojiktir. İnsan, Kur’an’ın mesajıyla yüzleşmek yerine,
onu taşımakla veya okumakla kendini güvende hisseder. Bu durum, sorumluluğu
azaltan bir rahatlık üretir.
Oysa Kur’an,
insanı rahatsız eder; sorgulatır; değişime zorlar. Onu yalnızca bir güven
nesnesine indirgemek, bu çağrıyı etkisizleştirir.
5.6
Evrensel Mesaj ve Dilin Konumu
Kur’an’ın
evrenselliği, dilin değil; anlamın evrenselliğidir. Arapça, bu anlamı ilk
muhataplara ulaştıran araçtır. Aynı şekilde bugün farklı dillerde yapılan
çeviriler de bu rehberliği taşır.
Dil değişir;
mesaj kalır.
Araç değişir; kelamın çağrısı değişmez.
Bu gerçek,
kutsallığın dile değil; kelamın kendisine ait olduğunu bir kez daha
ortaya koyar.
5.7 Anlamı
Merkeze Almak
Kelamın
nesneleşmesini önlemenin tek yolu, anlamı merkeze almaktır. Okuma, taşıma ve
ritüeller; anlamayı ve yaşamayı desteklediği ölçüde değerlidir.
Kur’an,
hayattan koparıldığında yücelmez; hayata taşındığında yücelir. Gerçek
kutsallık, kelamın insanın düşüncesine, ahlakına ve davranışlarına yön
vermesiyle ortaya çıkar.
5.8 Sonuç:
Kutsal Olan Nedir?
Bu bölümle
birlikte ortaya çıkan temel sonuç nettir:
- Kutsal olan dil değildir
- Kutsal olan nesne değildir
- Kutsal olan ritüel değildir
Kutsal olan,
Allah’ın kelamıdır.
Ve bu kelam, anlaşıldığı ve yaşandığı ölçüde kutsallığını insanın
hayatında görünür kılar.
Gerçek olan
Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve
esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com
NEBİYİ RİVAYETLERDEN Mİ, KUR’AN’DAN MI TANIYACAĞIZ? Nebi Muhammed denildiğinde zihnimizde nasıl bir insan canlanıyor? Allah’ın kitabını ...
-
Kur’an’ın Anlattığı Din Nerede, Bizim Yaşadığımız Din Nerede? (Kur’an Merkezli Ahlaki Rehber) 1. Giriş: Kur’an ve Din Anlayışı ...
-
MEVLİT OKUTMAK ŞİRKTİR. Şii Fatımi Devleti Mısır’da kurulduğunda, 972 veya 975 yıllarından itibaren bu anmalar ba...
-
Kur’an Koruma Rehberi: Tarih, Mitler ve Günlük Yaşam Kardeşim, Kur’an’ın korunması sadece bir kavram değil; hayatımızın her alanında rehberl...
%20M%C3%BCsl%C3%BCmanlar%20olarak%20sebeb-i%20halimizi%20anlatan%20subliminal%20mesaj.jpg)