SEÇİLMİŞ AYETLER (Y), (Z)

ALLAH NASİP EDERSE İLAVE AYETLERLE GÜNCELLEMELER DEVAM EDECEK. AYETLER ALFABETİK SIRAYA GÖRE DİZAYN EDİLMİŞTİR.  İNŞALLAH KUR'AN'I KERİM'İ HAYATIMIZA TAŞIYANLARDAN OLURUZ.

Özet Meal

Sr.

S.Ad.

Ayt

Çeviri

Meal

Yahudi ve Hristiyanlar sana kesin uymazlar

2

Bakara

120

Diyanet

Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: "Allah'ın yolu asıl doğru yoldur." Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.

Yahudiler Allah'ın yarattıkları varlıkların değerleriyle oynadılar. (paralel din)

4

En'am

46

Diyanet

Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak "İşittik, karşı geldik", "İşit, işitmez olası!" "Râ'inâ"  derler. Hâlbuki onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak" deselerdi, bu kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.

Yahudiler Allah'ın yarattıkları varlıkların değerleriyle oynadılar. (paralel din)

5

Maide

13

Diyanet

 İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muha

Yahudiler helal olanı kendileri haram ettiler

3

Al-i İmran

93

Diyanet

Tevrat indirilmeden önce, İsrail'in (Yakub'un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helâl idi. De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun."

Yahudiler helal olanı kendilerine haram kıldılar

6

En'am

146

Diyanet


Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık. Sığır ve koyunların ise, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar, ya da kemiklerine karışanlar dışındaki içyağlarını (yine) onlara haram kıldık. İşte böyle, azgınlıkları sebebiyle onları cezalandırdık.  Biz elbette doğru söyleyenleriz.

Yahudiler helal olanı kendilerine haram kıldılar

16

Nahl

118

Diyanet


Daha önce sana anlattıklarımızı yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz (bununla) onlara zulmetmedik, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Yahudiler sayılı günlerde cehenneme gitsekte oradan cennete geçeceklerine inanırlar.

2

Bakara

80

Diyanet

Bir de dediler ki: "Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır." Sen onlara de ki: "Siz bunun için Allah'tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"

Yahudiler ve müşrikler müminlere düşmandır

5

Maide

82

Diyanet


(Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah'a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en yakınının da "Biz hıristiyanlarız" diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.

Yalancının vay haline

45

Casiye

7

Diyanet

Her günahkâr yalancının vay hâline!

Yalanı tesbit ettiğinizde doğruyu söyle

24

Nur

12

Diyanet

Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, "Bu, apaçık bir iftiradır" deselerdi ya!

Yalanladılar
dün de bugün de

63

Zuhruf

36, 37

Diyanet

Kim, Rahmân'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.
 Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.

Yanılgıyla yaptığıklarımız de günah yok

33

Ahzap

5

Diyanet

Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Yanlış yolda olanlar bunun farkında değiller.

16

Nahl

28

Diyanet

O kâfirler, nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da onlar teslim olup, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" derler. (Melekler de şöyle diyecekler:) "Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilmektedir."

Yanlış yolu seçenler

92

Leyl

8, 9, 10

Diyanet

Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.

Yanlışı güzel gösterene dikkat

41

Fussilet

25

Diyanet

Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.

Yapacağım deme Allah izin verirse de…

18

kehf

23, 24

Diyanet

Hiçbir şey hakkında sakın "yarın şunu yapacağım" deme! Ancak, "Allah dilerse yapacağım" de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır" de.

Yapamayacağınız sözü vermeyin

61

Saf

2,     3

Diyanet

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?

Yaptığın işe Allah müdahildir. (Allah istemezse yapamazsın)

8

Enfal

17

Diyanet

(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı.  Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Yaradılışta Rab'bim Allah'tır dedik

7

Araf

172

 

Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da, "Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)" demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

Yaratılanlarda uyumsuzluk,çelişki yoktur.

37

 

139-148

Diyanet

Şüphesiz Yûnus da mürsellerdendi. Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti. Gemidekilerle kur'a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu. Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.  Eğer o, Allah'ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı. Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık. - Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik. Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik. Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.








Yaratılanlarda uyumsuzluk,çelişki, uyumsuzluk yoktur.

67

Mülk

3, 4

Diyanet


O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.

Yaratılanların tamamı birbirine uyum halindedir.

67

Mülk

3, 4

Diyanet

O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.

Yaratılanların tamamı birbirine uyum halindedir.

63

Munafikun

7

Diyanet

Onlar, "Allah Resûlü'nün yanında bulunanlara (muhacirlere) bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler" diyenlerdir. Hâlbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar (bunu) anlamazlar.

Yaratılanların tamamı birbirine uyum halindedir.

21

Enbiya

32

Diyanet

Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah'ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.

Yaratılanların tamamı birbirine uyum halindedir.

38

Sad

27

Diyanet

Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası) inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkâr edenlerin hâline!

Yaratılanların tamamı birbirine uyum halindedir.

72

Cin

8

Diyanet

 "Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk."

Yaratılanların tamamı birbirine uyum halindedir.

50

Kaf

7

Diyanet

Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.

Yaratılanların tamamı insanlar içindir

35

Fatır

1

Diyanet

 Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a mahsustur. O, yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

Yaratılanların tamamı insanlar içindir

14

İbrahim

33

Diyanet


O, âdetleri üzere hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize sunan, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verendir.

Yaratılanların tamamı insanlar içindir

2

Bakara

29

Diyanet


O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Yaratılanların tamamı insanlara hizmetleri içindir.

2

Bakara

29

Diyanet

O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

Yaratılış

22

Hac

5

Diyanet

Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir "alaka"dan , sonra da yaratılışı belli belirsiz bir "mudga"dan  yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz.) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.

Yaratılış

23

Müminun

12, 13

Diyanet

Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. Sonra onu az bir su (meni) hâlinde sağlam bir karargâha (ana rahmine) yerleştirdik.

Yaratılış

23

Müminun

14

Diyanet

Sonra bu az suyu "alaka"  hâline getirdik. Alakayı da "mudga"  yaptık. Bu "mudga"yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir!

Yaratılış

80

Abese

19

Diyanet

Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.

Yaratılış ikişerli oldu.

51

Celal Yıldırım

49

Diyanet


Her şeyden çift çift yarattık ; olur ki düşünüp ibret ve öğüt alırsınız.

Yaratılışın amacı insanları denemektir.

67

Mülk

2

Diyanet

O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

Yaratılışta hiçbir uyumsuzluk göremezsiniz

67

Mülk

3,   4

Diyanet

O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?

Yardım;            Allah yolunda harcanacaklar

2

Bakara

215

Diyanet


Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir."

Yasa
Allah'ın yasası, asla değişmez.

42

Şura

13

Diyanet

 "Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!" diye Nûh'a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim'e, Mûsâ'ya ve İsâ'ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslâm dini), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.

Yasa
Allah'ın yasası, asla değişmez.

33

Ahzap

62

Diyanet

 Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah'ın kanunu böyledir. Allah'ın kanununda asla değişme bulamazsın.

Yasa
Allah'ın yasası, asla değişmez.

48

Fetih

23

Diyanet

Allah'ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.

Yasa
Allah'ın yasası, asla değişmez.

35

Fatır

43

Diyanet

Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah'ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah'ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.

Yasa
Allah'ın yasası, asla değişmez.

50

Kat

29

Diyanet

 "Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim."

Yasa
Allah'ın yasasını değiştirenlere bir yenisi gelir

2

Bakara

106

Diyanet

 Biz herhangi bir âyetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah'ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?

Yasa
Allah'ın yasasını değiştirenlere bir yenisi gelir

13

Rad

39

Diyanet

Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun yanındadır.

Yemin;             Allah'ı yemininize alet edinmeyin. Kasıtsız yeminler bağışlanır

2

Bakara

224,  225

Diyanet



İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah'ı siper yapmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.   Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

Yemin;             Allah'ı yemininize alet edinmeyin. Kasıtsız yeminler bağışlanır

5

Maide

89

Diyanet

Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.

Yoksulun yetimin hakkını ver

30

Rum

38

Diyanet

Öyle ise akrabaya, yoksula, ve yolcuya hakkını ver. Bu, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Yol konusunda Allah iki seçenek sunar

76

İnsan

3

Diyanet

Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği)  yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.

Yol tercihi bize bırakıldı

76

İnsan

3

Diyanet

Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği)  yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.

Yoldan sapanlar yol tercihini kendileri yapmıştır.

39

Mülk

41

Diyanet

(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab'ı (Kur'an'ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.

Yolsuzluk yapanlar

83

Mutaffifin

1..6

Diyanet


Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar.
 Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?




Yolu biz  gösterdik. İstediğiniz yoldan gidin

7

Araf

63

Muhammed Esed


Sizi uyarabilsin ve siz de Allaha karşı sorumluluk bilinci duyup Onun rahmetiyle onurlanasınız diye sizin kendi içinizden birinin eliyle Rabbinizden size bir haber gelmesini niçin yadırgıyorsunuz?"

Yunus gibi olma

68

Kalem

48

Diyanet

Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir hâlde Rabbine yakarmıştı.

Yunus görevden kaçıyor

21

Enbiya

87

Muhammed Esed

Ve o balık olayının kahramanı(nı da an); hani, o gücümüzün kendisine ulaşamayacağını sanarak öfkeyle çıkıp gitmişti! Ama sonra (düştüğü bunalımın) derin karanlığı içinde: "Senden başka tanrı yok! Sınırsız kudret ve yüceliğinle Sen her şeyin üstündesin: doğrusu ben gerçekten büyük bir haksızlık yaptım!" diye seslenmişti.

Yunus mecazi balık içinde

21

Enbiya

87

Diyanet

Zünnûn'u da hatırla.  Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, "Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum" diye dua etti.

Yusuf'un af dilemesi  (kaçtığına pişman olması)

21

Enbiya

87,  88

Diyanet



 Zünnûn'u da hatırla.  Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, "Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum" diye dua etti. Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü'minleri böyle kurtarırız.

Yüzünü ekşitip arkasına döndü

80

Abese

1 .. 10

Diyanet

 
Kendisine o âmâ geldi diye o, yüzünü ekşitti ve öteye döndü. Ne bilirsin, belki de o arınacak, Yahut öğüt alacak da bu öğüt kendisine fayda verecek. Kendini muhtaç hissetmeyene gelince; Sen, ona yöneliyorsun.  (İstemiyorsa) onun arınmamasından sana ne!  Allah'a karşı derin bir saygıyla korku içinde koşarak sana geleni ise bırakıp, ona aldırmıyorsun.





Zalimler ebedi azabı tadacaktır

10

Yunus

52

Diyanet

Sonra da zulmedenlere, "Ebedî azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz" denilecektir.

Zalimler ebedi azabı tadacaktır

16

Nahl

85

Diyanet

O zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez.

Zalimler,  Allah'ın koyduğu sınırları çiğnerler.

2

Bakara

229

Diyanet


(Dönüş yapılabilecek) boşama iki defadır. Sonrası, ya iyilikle geçinmek, ya da güzellikle bırakmaktır. (Evlilikte) tarafların Allah'ın belirlediği ölçüleri koruyamama endişeleri dışında kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şeyi geri almanız, sizin için helâl olmaz. Eğer onlar Allah'ın belirlediği ölçüleri gözetmeyecekler diye endişe ederseniz, o zaman kadının (boşanmak için) bedel vermesinde ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. Allah'ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir.

Zalimler, Allah'a iftira atarlar.

11

Hud

18

Diyanet

Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de, "Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır" diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah'ın lâneti zalimler üzerinedir.

Zalimler, Allah'a ortak koşarlar

31

Lokman

13

Diyanet

Hani Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür."

Zalimler, Allah'a ortak koşarlar

12

Yunus

105, 106

Diyanet


Yine bana şöyle emredildi: "Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dîne çevir. Sakın Allah'a ortak koşanlardan olma. Allah'ı bırakıp da sana ne fayda ve ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, şüphesiz ki sen zâlimlerden olursun."

Zalimler, Allah'a ortak yakıştırırlar.

31

Lokman

13

Diyanet


Hani Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür."

Zalimler, Allah'ın bildirdiğini gizlerler.

2

Bakara

140

Diyanet

Yoksa siz, "İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler" mi diyorsunuz? De ki: "Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?" Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

Zalimler, Allah'ın vahyine hükmetmezler

5

Maide

45

Diyanet

Onda (Tevrat'ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.

Zalimler, Ayetlere yüz çevirirler

18

Kehf

57

Diyanet

Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlar.

Zalimlerin yaptıklarından sakın Allah'ın habersiz olduğunu sanma

14

İbrahim

42

Diyanet

Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.

Zamanların tümü için bir örnek: Arkadan konuşur. Ara bozma gayretindedir.

68

Kalem

11

Muhammed Esed

(yahut) iğrenç dedikodular yapan iftiracıya,

Zamanların tümü için karşılanacak bir örnek: İnsafsız, kaba, sahtekar, nezaketsizdir.

68

Kalem

13

Muhammed Esed

(yahut) ihtiraslarına esir olmuş zalime ve bütün bunların ötesinde (hemcinslerine) hiçbir faydası dokunmayana.

Zamanların tümü için karşılanacak bir örnek: İyiliğe engel olur. Zorba ve saldırgandır.

68

Kalem

12

Muhammed Esed

(yahut) iyiliğe mani olana, (yahut) günahkar zorbaya,

Zamanların tümü için karşılanacak bir örnek: Kur'an'a çağırana sapık der, hidayet ve delaleti ters çevirir

68

Kalem

7

Muhammed Esed

Gerçek şu ki, yalnız senin Rabbin, kimin kendi yolundan saptığını bilir ve yalnız O'dur, kimin doğru yolda olduğunu bilen.

Zamanların tümü için karşılanacak bir örnek: Yalaka ve yağcıdır; yağcuılık bekler

68

Kalem

9

Muhammed Esed

İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.

Zamanların tümü için karşılanacak bir örnek: Yalancıdır. Yalana biat eder.

68

Kalem

8

Muhammed Esed

O hâlde yalanlayanlara boyun eğme.

Zamanların tümü için karşılanacak bir örnek: Yemine söz verir sözünü tutmaz

68

Kalem

10

Muhammed Esed

İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.

Zan, onların çoğu zana uyarlar

10

Yunus

36

Diyanet

Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir.

Zengin fakire infak edecektir

16

Nahl

71

Diyanet

 Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah'ın nimetini mi inkâr ediyorlar?

Zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar anaları değildir.

58

Mücadele

1, 2

Diyanet

 Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.İçinizden kadınlarına zıhar  yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar (zıhar yaparlarken) hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

Zikir in bir anlamı Kur'an dır

20

Taha

124

Diyanet

"Her kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz."

Zikir in bir anlamı Kur'an dır

43

Zunruf

36

Diyanet

Kim, Rahmân'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.

Zikir in bir anlamı Kur'an dır

13

Rad

28

Ali Bulaç

Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.

Zikir in bir anlamı Kur'an dır

21

Enbiya

50

Y. Nuri Öztürk

Bu, bereketli bir Zikir'dir ki, onu indirdik. Yoksa siz onu inkâr mı ediyorsunuz?

Zikir in bir anlamı Kur'an dır

15

Hicr

9

Diyanet

Şüphesiz o Zikr'i (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

Zikret

7

Araf

205

Diyanet

Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma.

Zikrullah, Allah'ın kitabı demektir.

39

Zumer

23

Diyanet

Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah'ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur'an Allah'ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur.

Zina erkek erkeğe

 

Nisa

16

Diyanet

 Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa, onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

Zina kadın kadına

 

Nisa

15

Diyanet

Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).

Zina yapan kadın ve erkek yüz deynek

 

Nur

2

Diyanet

Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.

Zinaya Yaklaşmayın

17

İbrahim

32

Diyanet

 Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.

Zorluk halinde Namaz

4

Nisa

101, 102

Diyanet


Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır. (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü'minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

Zulmedenler kelimesi müşrikler için kullanılır

31

Lokman

13

Diyanet

Hani Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür."

Zulmedenler kelimesi müşrikler için kullanılır

37

Saffat

22-24

Diyanet

Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."

Zulmedenler kelimesi müşrikler için kullanılır

11

Hud

113

Diyanet

Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.

Zulmedenlere, inkar edenlere Allah kendi eliyle ahirette verecektir

9

Tevbe

52

Diyanet

De ki: "Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah'ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz."

Zulmedenlere, inkar edenlere Allah'ın dünyada ki tuzağı insanlar yoluyladır.

27

Neml

69-70

Diyanet

De ki: "Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın." Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.

Zulmü Allah yapmaz

10

Yunus

101

Diyanet

Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlâhları onların sadece ziyanlarını artırdı.

Zulmü Allah yapmaz. İnsanlar kendi nefsine yaparlar.

10

Yunus

44

Diyanet

Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.

Zulmü Allah yapmaz. İnsanlar kendi nefsine yaparlar.

18

Kehf

49

Diyanet

Kitap ortaya konur. Suçluları, kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. "Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük, büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!" derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.

Zürriyet yokken insanlar Rab'bim Allah'tır diyorlardı.

7

Araf

172

Diyanet

 
Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da, "Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)" demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

 

Hz. MUHAMMED DEVRE DIŞI BIRAKILAMAZ...

“KUR'AN yeter” demek, Nebi Muhammed’i devre dışı bırakmak değildir.
Devre dışı bırakamazsınız da… Çünkü Resul Muhammed Kur’an’ın içindedir. Kur’an’ı anlamaya çalışan bir insan, Nebi Muhammed’i de tanımış olur. Nebisiz Allah’ın hiçbir kitabı inmemiştir. Dolayısıyla Nebi Muhammed olmasaydı Kur’an’da olmazdı.
Nisa 163-164. Ayet:
Biz, Nûh'a ve ondan sonra gelen nebilere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davûd'a da Zebûr vermiştik. Daha önce kıssalarını sana anlattığımız resuller gönderdik. Anlatmadığımız (nice) resuller de gönderdik. Allah, Mûsa ile de doğrudan konuştu.

Kimileri Nebi Muhammed öldü görevi bitti diye itibarsızlaştırır. Kimileri de tam tersini yapıp aşırı derecede yücelterek Allah’a ortak ederler.
Bunun doğrusu iki nebi tasavvurunu da devreden çıkartmaktır.
Biz eğer devre dışı bırakacaksak; her iki türlü nebi tasavvurunu devreden çıkarırız.
 Allah neyi emrettiyse onu yaparız. Yani rivayetlerin uydurduğu nebi tasavvuruna değil; Kur’an’da Allah’ın bize tanıttığı nebi tasavvuruna itibar ederiz.

Sünnet, ayetleri Resulullah'ın uygulaması ve pratiğe dökme şekilleridir. Bunun içindir ki biz, Arap geleneği olan sarık, cübbe, şalvarı gale almayız. Nebi Muhammed’in kişisel tercihleri olan sakalı, misvakı, hacematı v.b "sünnet" diyerek din edinmeyiz. Sünnet vahyin vücut bulmuş halidir. Kur’an'da karşılığı olmayan hiç bir eylem sünnet değil, kişisel tercihdir. Günümüzde ki insanlar benzer kıyafetler giydiği gibi; o dönemde Ebu Cehil’ler, Ebu Leheb’ler de benzer kıyafetlerle dolaşıyordu.

Biz Nebi Muhammed’İ tek başına çıktığı yolda dünya kadar insanı vahiyle tanıştırmasıyla örnek alırız. Bizim için, Nebi Muhammed’e uydurmuş mucizeler büyük bir meziyet değildir.
Kadınlar eşya gibi alınıp satılırken; eşlerine karşı adaletli davranması hiçbir şekilde şiddet uygulamamasıdır.
Büyük olan kız çocukları diri diri gömülürken; kız çocuğunu sırtına alıp sokaklarda gezdirmesidir.

Nebi Muhammed’in teri, idrarı, sakalı, cinsel gücü bizi alakadar etmemeli…
Özel yaşantısını örnek alacaksak da aklımızı kullanarak örnek almalıyız. Nebi Muhammed misvak kullanırdı. Ben de katılıyorum. Kullanmıştır. Şunu düşünelim: Pekiyi bugün Muhammed yaşasaydı yine misvak mı kullanırdı? Çeşit çeşit diş macunu, diş fırçası varken tabi ki kullanmazdı. O zaman Nebi Muhammed’in bu davranışından diş sağlığına önem vermemiz gerektiğini anlıyoruz. Bir Prof Dr. Un videosunda duymuştum. İsmini vermediği bir caminin kapısına iple misvak bağlanmış, aynı misvakla camiye girenler dişlerini karıştırıyormuş. Böyle bir din olamaz.
Yüce Allah kitabında “Resule itaat Allah’a itaattir” (4:80) der. O zaman resule itaat edeceğiz. Nebi Muhammed öldü. Resul Muhammed Kur’an’ı Kerim’dir.
https://aydinorhon.blogspot.com/2019/07/nebi-resul-kimdir.html

Bakınız Nebi. Resul Muhammed ne diyor?

Kur'an’la cihat ederim. (25/52) Dinimi Kur'an'dan öğrendim. (34/50) Yalnız Allah'a davet ederim (12/108)  Bana değil Allah'a kul olun derim. (3/79)  Dine hiçbir şey katmam. (39/14)  Duamı yalnız Allah'a has kılarım (27/20) Hüküm koyucu yalnız Allah'tır. (12/40)  Davetime ücret almam. (38/86)
Yalnızca bana vahyolunana uyarım. (7/203) Vahiyle uyarırım. (21/45) 

Hz Muhammed yaşayan vahiydir. Önderimizi örnek alacaksak Kur’an’dan almalıyız.

Doğrularım Allah’ın yanlışlarım bana aittir.                                    Aydın ORHON

 


ALLAH'IN MÜDAHALESİ NASILDIR?

                                    ALLAH’IN BİZLERE MÜDAHALESİ NASILDIR?


            İnsanlar Allah’ın izin verdiği fiilleri yapabilir. Küçük bir hareket yapabilmek için bile O’na muhtacız. Herhangi bir fiili, Yüce Allah isterse gerçekleştirir, istemezse gerçekleştiremeyiz. Allah bütün hareketlerimize müdahildir. O istemezse yaprak bile kıpırdamaz.
            Kur’an’da, Yüce Allah insanların yaşamında yaptığı her şeyi “yaptım, yaptık” kelimelerini kullanır. “Yaptım.” Kelimesiyle “Eğer Ben, istemesem sizler hiçbir fiili gerçekleştiremezsin!” diyerek acziyetimize vurgu yapılıyor. Buna rağmen “yaptık” kelimesiyle de mütevazi bir görüntü sergiliyor. Adeta ihtişamını dengeliyor. Konumuza uygun bir ayetle devam edelim:

 Enfal Suresi 7. Âyet:
(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı.  Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
            Ayette okuduğumuz gibi Yüce Allah: “Sen atmadın. (O oku) ben attım. Sen o adamları öldürmedin. Ben öldürdüm.” Diyor. Allah’ın ok attığı olur şey değildir. Yüce Allah ölümümüzü istediği an, ölümle ilgili oluşum anında devreye girer. Bizim kirpikleri kırpmamız bile yaratanın isteği doğrultusundadır. Yukarıda paylaştığım Enfal Suresi 7. Ayetten de Allah'ın ok attığını düşünemeyiz. Bu ayet müteşabih bir ayettir. Müteşabih ayetler mecazi anlam taşırlar. Kendi anlamları dışında farklı anlamlara gelebilme özelliğine sahiptir. 
Ayetten, oku atanın ve öldürenin bir savaşçı olduğunu; fakat Allah’ın izni doğrultusunda gerçekleştiğini anlamalıyız. Daha iyi anlayabilmek adına kabaca; Yüce Allah, insanlara ön onay vermiş diye de düşünebileceğimizi sanıyorum. Çünkü sonuçta imtihandayız. Yüce Allah’ın insanları yaratma sebebi imtihandır. Allah insanlara imtihan için kitap göndermiştir.  Bu kitabı anlayarak okur hayatına taşırsak, sonsuz cennet, (11/108) aksi halde sonsuz cehennem bizi beklemektedir. (16/29)

Mülk Suresi 2. Ayet;
O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

            Din günü, götürmüş olduğumuz amel defterimiz neticesine göre, sınıfı geçeceğiz veya kalacağız. Şimdi dünya hayatına dönelim. İmtihan olurken hocanız tepenize dikilip sizin konsantrasyonunuzu bozarsa, imtihanın ortasında gelip “Bu ne biçim yazı, yeni kağıt çıkart, düzgün yaz!” Deyip kağıdını yırtarsa, hakkaniyet olur mu? Dünya da insanlar için bir imtihan alanıdır. Allah dünya hayatında bir sorumluluk yüklemiştir. Bu sorumluluğa sahip çıkan ve çıkmayanlar din gününde mükafatını veya cezasını alacaktır. Sınav esnasında müdahale hakkaniyeti zedeler. Yüce Allah adildir. Kıl kadar bile haksızlık yapmaz. (4/49)

            İnsanlar tevhit üzerine yaratılmıştır. “Rabbimiz Allah’tır” diyerek iman eden ve dosdoğru yolu izlerken buluğ çağına gelindiğinde de Allah, fısk fücuru yüklüyor. Kısaca iki yol sunuyor. İmtihan da o andan sonra başlıyor. Takva istikametinde yol almış kişilerin ölümlerinde melekler “Korkmayın, üzülmeyin sizi vaat edilmiş cennetle müjdeliyoruz.” (41/30) derler. Yaşantıda eğer müdahale gerçekleşirse cennetin kapısının kapanmasına vesile olabilir. O zaman da imtihan da haksızlık oluşur.
İnsan Suresi 3. Âyet:
Gerçek şu ki, Biz ona yolu/yöntemi gösterdik; şükredici, ya da nankör (olması artık kendisine kalmıştır).

            Takva yolunda ilerlememizi isteyen Yüce Allah, bu iki yoldan birisini seçme hakkını da veriyor. İnsana iblis (fısk, fücur) tarafı ağır basarsa yasağıyla, haramıyla yaşam sürdürür; takva yönü ağır basarsa harama karşı kendisini korumaya alır. Yasak ve haramlarla yaşamını sürdüren kişilere Yüce Allah ön onayını verir. Günahkârlara engel olmaz.  Ne zamana kadar? Din gününe kadar. Yüce Allah'ın Rahman sıfatı dünya hayatında kainatta yaşayan tüm insanlara merhametini belirler. Ateist, deist, Hristiyan, Yahudi gözetmez. İyi yolda da kötü yolda da gitsek, Yüce Allah ön onayıyla bunu gerçekleştiririz. Dünya’yı isteyene dünya; ahireti isteyene ahiret… Kısaca Allah bize müdahildir; ancak ön onay vermiştir. Ön onayı iptal edip engelleme yapar mı? Her şeyden münezzeh olan Yaratıcı, elbette istediğini yapabilir. Ancak o zaman da kendi yasalarına ters düşmüş olur.

            Yoldan sapan kişiler iblise uydukları için sapmışlardır. Allah zulüm etmez. Sapmayalım diye öğüt verir. (16/90)
Fussilet Suresi 46. Ayet;
Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir. Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir.


            Yüce Allah kimseyi saptırmaz. Kim yoldan sapma arzusundaysa Allah’ta onu kerhen onaylar. Allah y
önlendiren değil, bizim ne yapacağımızı bilendir. Yönümüzü biz seçeriz; Yüce Allah’ta seçtiğimiz yönü onaylar. Dünyaya geliş sebebimizin imtihandır. Aksi halde Yüce Allah imtihanda bize ne soracak?

Saffat Suresi 5. Âyet;
Hani Mûsâ kavmine, "Ey kavmim! Allah'ın size gönderdiği resulü olduğumu bilip durduğunuz hâlde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, fasıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.
 
           
            Allah bizi deniyor. Eğer biz Allah’ın istediği bir kul olursak mükâfatımızı alacağız. Tam tersi üzerine yaşayıp günahkâr olursak cezamıza baştan razıyız demektir.
Mülk Suresi 2. Âyet;
O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

           
Şerrin geliş noktası herkesin kendisinden veya şeytanlaşmış insanlardandır. Allah’tan bize gelecek olan sadece hayırdır. Allah hayrını da Kur’an’la vermiştir.
Al-i İmran Suresi 165. Âyet:
Onların (müşriklerin) başına (Bedir'de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud'da) sizin başınıza geldiğinde, "Bu, nereden başımıza geldi?" dediniz, öyle mi? De ki: "O (musibet), kendinizdendir." Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

            Yüce Allah, kendisinin müdahil olmadığını aşağıdaki ayette de buyurmaktadır. “Benden iki güzellikten birisini bekliyor olabilirsiniz; çok beklersiniz.” Demeye getiriyor. Yüce Allah hesap gününe kadar beklemektedir. Okuyalım:
Tevbe Suresi 52. Ayet;
De ki: "Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah'ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz."

            Yüce Allah yine aşağıdaki ayette insanların bir kısmına karşı diğer bir kısmın savunmasını belirtiyor. Allah istese kimse kimseye haksızlık yapamazdı. Yine istese haksızlık yapanı cezalandırırdı. Cezalandırmasını insanların eliyle yapmaktadır. Yüce Allah din gününden önce kimseyi cezalandırmaz. (42/14)
Hac Suresi 40. Ayet;
Onlar ki yalnızca, "Efendimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere ülkelerinden çıkarıldılar. Allah halkın bir kısmını bir kısmına karşı savunmasaydı silolar, alışveriş merkezleri, yardım kurumları, ve içlerinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler yıkılırdı. Allah kendisine yardım edenlere elbette yardım edecektir. Allah Kuvvetlidir, Güçlüdür.”

Fatır Suresi 45. Ayet;
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayacak olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiç bir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir.


            Bizim için önemli olan haramlardan günahlardan korunmak takva yolundan şaşmamaktır. Eğer siz Allah’ın istemediği istikamete saparsanız, Allah’ta sizi saptırır. Allah’ın ayette belirttiği “kötülük dilemesi” kişinin kötü yolda gitmesinde ki ısrarından kaynaklanmaktadır
Rad Suresi 11. Âyet: 
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah'ın emriyle onu korurlar.  Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah'tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.

           
Dünya süsünü tercih edenler, şirk koşanlar, Allah’ın dininde olmadığı halde dini kurallar koyanlar hesabı, dünyada değil ahirette vereceklerdir. Cezaları ahiret gününe kadar Allah tarafından ertelenmiştir.
Şura Suresi 21. Âyet:
Yoksa, Allah'ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zalimler için elem dolu bir azap vardır.

            Allah önce kâinatta mevcut bütün melekleri yarattı. İnsanların yaratılışı sonrası da bütün melekleri insanların hizmetine verdi. (2/34) Bir melek buna itiraz etti. O ‘da içimizde sürekli bize fısk, fücur işlememiz teklifini sunan iblis meleğidir. Yüce Allah Dünya hayatımızda ki müdahalesini Kur’an’a göre ya insan eliyle ya da melekleriyle yapar. Bunların dışında Yüce Allah’ın müdahalesi yoktur. Müdahalenin olduğu yerde imtihan olmaz.
https://aydinorhon.blogspot.com/2021/10/melekler.html


Doğrularım Allah’a, yanlışlarım bana aittir.                                                  Aydın ORHON


 

 

 


YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE…

                      Fatiha Suresinin 4. ayeti her gün onlarca defa okuyoruz. Anlamı, “Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dilerim…” Bizim anlamla ilgimiz olmadığı için, namazlarımızı ezberlediğimiz surelerle robot gibi kılıp çıkarız. Ne kadar samimi? Allah’ın “Ne dediğinizi bilene kadar namaz kılmayın.” demesine rağmen. (4:43) Papağan gibi anlamdan habersiz okuyoruz. Onu okurken de kafamız başka tarafta…  Anlamını düşünerek yapılan ibadetlerde bu kafadaki düşüncelerin biteceğinden emin olabilirsiniz.


Yüce Allah bizden dua etmemizi istiyor. “Dua ve yönelişiniz O'na olan inancınız için değilse,  Rabbim size niçin değer versin?” (25:77)
Allah her yaptığımız duanın da karşılığını vereceğini buyuruyor. Biz ne yapıyoruz. Gidiyoruz mezar taşının başına, bizi duyması mümkün olmayan kemik yığınının yüzü suyu hürmetine, Allah’tan talepte bulunuyoruz. (30:52)

Bu yetmiyor; Kimileri şeyhinden, kimileri gavsından, kimileri kutubundan ister de ister. Bilmez ki, “Yetiş ya Muhammed, Yetiş ya Ali, Yetiş ya Geylani” demek de şirktir.

Bilmiyorlar ki Yüce Allah “Size şah damarınızdan daha yakınım” diyor. (50:16) Okumuyorlar ki, Yüce Allah “Kişi ile kalbi arasına girerim” diyor. (8:24)
Bize, bizden daha yakın Allah dururken, bizler de hala O’na yaklaştırsın diye başkalarını araya sokuşturmaya çalışıyoruz. (39:3)

Bu anlayış rivayet kaynaklıdır. Rivayetlere de yabancı kaynaklardan girmiştir. Kur’an bunu reddeder.
Zannediliyor ki, Dünya’da çalışan torpil müessesesi Allah katında da devam edecek. Allah katında haksız yere adam kayırma, cezalandırma yoktur.(4:49)

Yüzü suyu hürmetine: “Falanca senin salih kullarından olduğu için, duamı kabul eyle.” Anlamına gelir. O’nun salih kulu olmasıyla, dua edenin arasında ne ilgi ne bağlantı olabilir? Bazıları da “falan kişinin hakkı için” diye dua ederler. Anlam açısından “yüzü suyu hürmetine” den farklı değildir. Bu da yanlış bir dua şeklidir. Sanki falan kişinin haşa Allah üzerinde bir hakkı varmışta da onu alacakmış gibi olur. Herkes Allah’a borçludur. Allah’ın kimseye borçlu olması mümkün değildir.

Bir kişiyi Allah’a yaklaşmak adına vesileye kalkışmak; Mekke müşrikleri gibi küfrü tercih etmektir. Mekkeli müşrikleri, müşrik yapan tek şey Allah’a yaklaştırsın diye aracı edinmeleridir. (10:18)

Allah’ın insanlara yakınlığını söylemiştik. O, “Dua ederek bir yardım isteyenin duasını kabul ederim.” Diyor. Bizden de O’nun buyruklarına uyarak karşılık vermemizi O’na inanmamızı buyuruyor. İşte o zaman dosdoğru yolu bulabileceğiz.  (2:186) Size sizden daha yakın olan Rabbinize alçak gönüllülükle ve yüreğinizin ta derinlerinden seslenin. Dua edin. Aracı koyarak edilen dua haddi aşmaktır. (7:55)

Hiçbir merci Allah’a baskı kuramaz. Allah’ın ortağı yoktur. (25:2) Yüce Allah’ta kimsenin hürmetine bir iş yapmaz. Kimse bir işi yapması konusunda ona ortak da olamaz. (42:21)
Aracılar, merhamet edenlerin en merhametlisi olan Yüce Allah’ı (12:92) ikna ettiklerine göre, Yüce Allah’tan daha mı merhametliler?
Bu Allah’a güvenmemekten başka bir şey değildir…
Birilerinin hatırına bir şeyler istemek, Allah’tan fazla, istediğiniz kişiyi önemsemektir. Allah’tan başkasından istekte bulunmak şirke kadar gidebilir. Allah "Yalnız Benden isteyin." Demiştir. (1:4)
Allah Kur’an’da kendisini tanıtmıştır. Dua ile ilgili bilgi bile vermesine rağmen bundan haberimiz yok. (7:180)
Her anımızdan haberdar olan, bizden bize daha yakın Allah’a, aracı koyma düşüncesi inanılır gibi değildir Allah’ın katına daha yakın olmanın yolu, iman edip doğru ve yararlı işler yapmak, yani salih amelle mümkündür. (34:37)                   
Kur’an’ın hiçbir yerinde, hiçbir şekilde “yüzü suyu hürmetine” diye dua edileceğine dair ayet geçmez.

Kehf 102. Ayet:
Hakkı inkâra şartlanmış olan bu kimseler, Benim kullarım(dan herhangi birini) Bana karşı (kendilerine) dost, koruyucu edinebileceklerini mi sandılar? Hiç şüphe edilmesin ki Biz cehennemi hakkı inkâr edenler için bir konak yeri olarak hazırlamışızdır.


Allah’ın isimleri ile O’na yalvararak sadece O’ndan isteyelim. Başkalarının adını katarak şirke kapı aralamayalım…

Doğrularım Allah’ın yanlışlarım ise bana aittir.                                Aydın ORHON

 

 

 

DİNİ PARÇALAYANLARDAN OLMA...

Halis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır. (39:3) Allah’ın Hz. Âdem’de yasası ne ise bugün de bir değişiklik bulamazsınız. (43:23) Yüce Allah Kitabında on sekiz nebi ismini sayıyor ve onlara kitap verdiğini buyuruyor. (6:83-89) Yüce Allah Hz. Âdem’den günümüze kadar gelmiş, bütün nebilere kitap vermiştir. (3:81) Bugün dinin tek kaynağı da Allah’ın kitabı Kur’an’dır.

Fakat bir süre sonra insanlara Kur’an yetmez olmuştur. Hz. Muhammed’in ölümünden yaklaşık 60 yıl sonra uydurulmuş dinin tohumları ekilmeye başlanmıştır. 200-250 yıl sonra alternatif kitaplar, mezhepler oluşmuştur. Kur’an’dan başka kitaplara iman edilmeye başlanmıştır. Kendi anlayışlarını güya Allah’a isnat edilerek yazmışlardır. Bu yazdıklarına kendileri de inanmışlardır. Her yazan grup dini ayrı parçaya bölmüştür. Bu yazılanlar da din kabul edilmiştir. Bu da katıksız arı duru dini, katıklı hale getirmiştir. Böylece parçalara bölünmüştür. Allah’ın ipini (Kur’an’ı) bırakılıp, beşerin yazdıklarıyla din yaşanır hal almıştır.

Al-i İmran 103. Ayet:
Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı tutunun ve birbirinizden kopmayın. Ve Allah'ın size verdiği nimetleri hatırlayın: Siz birbirinize düşman iken kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O'nun lütfu ile kardeş oldunuz ve ateşli bir uçurumun kenarında (iken) sizi ondan (nasıl) korudu. Bu şekilde Allah mesajlarını size açıklar ki hidayet bulasınız,

Allah’ın değişmeyen yasası kulları tarafından değiştirilmiştir. Yüce Allah yasakları, haram ve helalleri kitabında açıkça belirtmesine rağmen beşer de kendisine göre haram/helal uydurmuşlardır. Haşa, Allah’a dinlerini öğretiyorlar? (49:16)

“ Ümmetim benden sonra 73 fırkaya ayrılacak, yalnızca benim ve sahabelerimin yolunda gidenler kurtulacaklardır.” Diye Sevgili Muhammed’in ağzına iftira yakıştırıyorlar.

“Resule itaat şartı vardır. Resule itaat Allah’a itaattir. (4:80) Fakat sahabeye itaat şartı yoktur. Sahabe Allah’ın istediği gibi yaşamışsa; bizde aynı şekilde yaşamanın gayretindeyiz. Yolunda da gideriz. Sahabeden yanlış yapanlar yok mu? Bu yanlışlardan da aynı hataya düşmemek için ders almalıyız.
Önce sahabenin tanımı düzeltilmeli. Uzaktan Hz Muhammed’i gören bir kişinin bile sahabe olduğuna dair tanım yapanlar var. Hz. Muhammed, Ebu Cehil ile karşılıklı defalarca görüştü. Ebu Leheb amcasıydı. Müşriklerdendi.  

Bu arada hem bölünmüşlüğü işlerken hem de sahabeden örnekler verelim:

Muaviye’nin adı geçtiğinde kendilerine “ra” eki koymayı ihmal etmezler. “radyallhu anh” Allah ondan razı olsun, demektir. Allah’ın razı olup olamayacağını yine yaratan bilir.
Muaviye’yi özetle tanımaya çalışalım: Muaviye tanımlara göre sahabedir. Ebu Süfyan’ın oğlu, Yezit ’inde babasıdır. Pekiyi Muaviye İslam diniyle ilgili neler yapmıştır?
Bir bakalım: Babasının Müslümanlara kan kusturduğunu biliyoruz. O’da Müslümanım dedi. Kendisinin liderlik yarışında yaptıklarını da göz önüne alırsak, Mekke’nin fethinden sonra çaresizlikten ailece Müslümanım diyenlerden olduğunu düşünüyorum. Doğrusunu Allah bilir.
Muaviye, İslam’ı Emevi hanedanının çıkarları için yeniden düzenledi. Hz Muhammed öğretilerinin dışına çıkardı. Mescit süsleme hastalığı Emeviler zamanından gelmedir. En muhteşem camiler Muaviye döneminde inşa edilmiştir. Camilere minare ilk Muaviye tarafından yaptırılmıştır. Camiyi insanlara benimsetmek için “Cami Allah’ın evidir” anlayışını yaymıştır.  Bu yapılan camilerde “Hz Ali ve Ehl-i beyt’e“ sövgü yuvaları olarak değerlendirir.

Bütün ibadet biçimleri de değişime uğratılmıştır. Hz Muhammed Cuma günleri farz namazından sonra hutbe okuturdu. Muaviye tersini yaptırdı. Cemaatte eksilme olmasın diye hutbeyi öne aldı. Amacı, dinin içine bir şeyler katmak, Emevi siyasetini dikta ettirmektir. İlk minberi Vali Amr İbn-ul As dua ve hutbe için yaptırmıştır.

Sünnet, müstehap, müfsidat, vacip, mekruhat, salat koşulları, hülle, ıskat, ölüye Kur’an okutma bu dönemdeki oluşumlardır. Hatta mezheplerin, tarikatlarında tohumları o dönemde atılmaya başlanmıştır.
Camiyi "Allah’ın evi" diye bir taraftan lanse ederken, kendisi at üzerinde camiye girebilmiştir.
Hz Muhammed’in çok sendiği omuzunda taşıdığı torunlarında Hasan’ı zehirletenin Muaviye olduğu söylenir. Yine sahabeden Muaviye’nin oğlu Yezit, diğer Hz. Muhammed’in diğer torunu Hüseyin de dâhil 72 sahabeyi katletmedi mi? Cemel savaşında Hz. Ayşe’nin arkasında ki destek de Muaviye’ye aitti.

Cemel Savaşına da kısaca değinelim:
Cemel savaşında Hz. Ayşe komutasındaki savaşçılar sahabe değil miydi? Hz Ali etrafındakiler de sahabeydi. İki tarafta binlerce kişi öldü. Kalanlar şaşkın… Sebebi, ölenlerinin ne olacakları konusunda endişeleri vardı. Allah için savaşsalardı şehit olacaklardı. Burada Müslüman, Müslüman’ın kanını dökmüştür...
Savaş neticesini aktarıyorum. Sıkı durun…
Bu savaşta haklı olan 2 sevap, haksız olan 1 sevap kazanmış…
Bunu söyleyenler şaşırmışlar. Kitabımız bir olmadığı için fazla şey de söylemek istemiyorum.

Şimdi ikinci bölünmüş parçayı konumuza dâhil etmeye çalışalım.
Hz. Ömer’in ölümü:
Vergisinin azaltılmasını isteyen, ancak talebi kabul edilmeyen Mugire bin Şu'be'nin Fars kölesi Ebû Lü'lüe El Mecusi tarafından Medine'de sabah namazında Hz. Ömer hançerle öldürüldü. Öldüren kişinin İran’ın Keşan kentinde türbesi bulunmaktadır.
Katile dini kimliğini sorsanız, Müslüman cevabını alırsınız. Ölen kişi de 2. Halifemiz Hz. Ömer…
Unutmadan, İran'da bir tane Ömer ismine sahip kimse bulamazsınız. Ayrıca isminiz Ömer'se İran'a gitmeseniz iyi olur.

İsteyen arkadaşlar Ebu Lülü'nün ihtişamlı türbesini görebilirler.   https://oha.gen.tr/ebu-lulu-ve-fitne-atesi/

İnsanları acımasızca katledenler neye dayanarak bunu yapıyorlar, onu da anlamış değilim. Ölen de öldüren de sahabe… Tarih tekerrürden ibarettir. Günümüzde de Müslüman’ı Müslüman’a kırdırıyorlar. Bunun tek sebebi Allah’ın ipine sımsıkı sarılmamamızdır.

Yüce Allah, “bir kişiyi öldüren bütün insanlığı öldürmüş, bir insanın hayatını kurtaran bütün insanları yaşatmış gibidir”(5:32) demiyor mu?

Burada gördüğümüz Müslüman iki grup kendilerine arı duru dini yetersiz görmüş olacaklar ki farklı kollara ayırmışlar. Birincisi Ben Müslümanın ayrıca Sünni’yim derken, diğeri Alevi’yim demiş.

“Sünni” olmak da yetmemiş. Dört kola daha ayrılmışlar. Hanefi; Maliki; Şafi; Hambeli.

Alevi’ler Sünnilerden geri kalır mı? Dörtte onlardan.  Seyd ve Şerifler; Caferilik Arap Aleviliği Rafızilik gibi; Kızılbaşlık, Bektaşilik; Aluvilik (Yukardaki kollarla Aluvilik ’in pek alakası yoktur. Aleviliği İslamiyet’ten ayrı düşünen bir koldur. Kur’an’ı Arapça olduğu için reddederler. İslamiyet’ten ayrı düşünürler. Ahret hayatına inanmazlar.)

Şura 13. Ayet:
O, itikadi konularda, Nuh'a emrettiğini -ve sana (ey Muhammed,) vahiy aracılığıyla öğrettiğimizi ve aynı zamanda İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya emrettiğimizi- sizin için uygun gördü. (Sahih) itikada sağlam bir şekilde sarılın ve o konuda bütünlüğünüzü bozmayın. Onları çağırdığın bu (itikad bütünlüğü) başka varlıkları veya güçleri Allah'a ortak koşanlara ağır gelse (bile). Allah dileyen herkesi kendine çeker ve O'na yönelenleri doğru yola ulaştırır.

Tarikatlara hiç girmeyelim…
Aralarındaki birliği bozup din işlerini parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunanın geçerli olduğunu savundu. (23:53) Dinlerini parçalara, fırkalara, mezheplere, hiziplere ayıran gruplar halinde olanlar dan uzak durmak gerekir. (3:105)

Al-i İmran 19. Ayet:
Allah nezdinde tek (hak) din, (insanın) O'na teslimiyetidir; daha önce vahiy verilenler, kıskançlıklarından dolayı, kendilerine (hakikat) bilgi(si) geldikten sonra (bu konuda) farklı görüşlere sarıldılar. Allah'ın mesajlarının doğruluğunu inkâr edenlere gelince; unutma, Allah hesap görmede hızlıdır.

Din günü amellerinin yanlış olduğunu göreceklerdir. (6:159) Allah'ın dinini kabul etmiş olanlar ihtilafa düştükleri konulara dayanarak farklı dini gruplar oluşturdular. Öyle bir duruma getirdiler ki, her grup sadece kendi görüşüyle sanki dini kendilerinin sandılar. Bir diğerini ötekileştirdi. Yeri geldi birbirini düşman gibi gördüler.(30:32)

Araf 168. Ayet:
Ve onları ayrı topluluklar halinde yeryüzüne dağıttık; onlardan bazıları dürüst ve erdemli kimselerdi; bazılarıysa böyle değildi: bu sonrakileri hem bağış ve bolluk ile hem de darlık ve sıkıntı ile sınadık ki belki doğru yola dönerler.

 Al-i İmran 103. Ayete iman ediyorsak; Allah’ın vahyini hayatımıza taşımamız gerekiyor. İşte o zaman kimse bizi kandıramaz. Birlik beraberlik bozulmaz.

Furkan 30. Ayet:
Ve (o gün) Resul: "Ey Rabbim!" diyecek, "Kavmimden (bazıları) bu Kuran'ı gözden çıkarılacak bir şey olarak gördü!"
“Hayır, biz atalarımızın bize bıraktığı geleneğe uyarız, o bize yeter!” (5:104) Dersek yukardaki ayete de muhatap olmuş oluruz. “Peki ya ataları, hakikati bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler iseler? (5:104) Bunu da göz ardı etmeyelim…

Rabbim’den, Kur’an’ı hakkıyla anlayan, anladığını hayatına taşıyan, kullarından eylemesini dilerim.

 

 Doğrularım Allah’ın yanlışlarım bana aittir.                                                                 Aydın ORHON

 

 

 

 

 

 

 

DİNDE AŞIRIYA GİDİLMEZ...

                                                                DİNDE AŞIRI GİDİLMEZ…

            Hristiyanlar, başka millet ve grupların etkisinde kalmışlardır. Yahudiler Nebi Üzeyir’e Allah’ın oğlu dediler. Aynı anlayış daha sonra Hristiyanlara da sirâyet etti. Onlarda Nebi İsa Allah’ın oğlu dediler. Yahudi kültürü Hristiyanları etkiledi. Yunan felsefesinin de etkisinde kalarak, dinlerini değişikliğe uğrattılar. Tevhit inancının öğretileri felsefeye yön vereceğine, felsefe dine yön vermiştir.  Böylece de dinin saflığı ortadan kalkmıştır.
Bakara Suresi 143. Âyet;
Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olmanız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın. Ve Elçi'ye uyanlar ile ökçeleri üzerinde gerisin geri dönenler arasında açık bir ayrım yapabilmek amacıyla senin, (ey Peygamber) daha önce yöneldiğin hedefi (bu topluluk için) kıble olarak tayin ettik: Şüphesiz bu, Allah'ın doğru yola ulaştırdığı kişilerden başka herkes için zor bir sınavdı. Allah sizin inancınızı kesinlikle göz ardı etmeyecektir; zira, unutmayın ki, Allah insana karşı en şefkatli olandır, rahmet kaynağıdır.

            Hristiyanlar hadlerini aşarak Allah’ın hakkında gerçek olmayan şeyler uydurmuşlardır. Allah’tan başka ilah edinmişlerdir. (4/171) İncil takipçileri Hristiyanlar bid’atlara hurafelere kaydılar ve ruhbanlığı bid’at olarak ortaya koymuşlardır. (57/27) Uydurmuş oldukları ruhbanlığı dinlerine soktular. Yüce Allah’ın farz kılmadığı şeyi dindenmiş gibi göstermişlerdir. Bu dinde aşırıya gitmektir. İslam dini insanlara kolaylık ve istikamet belirtmek için nazil olmuştur. 
Taha Suresi 2. Âyet;
Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik,

            Dinde zorlama da yoktur! Çünkü doğrulukla eğrilik apaçık ayrılmıştır. Artık her kim tağutu inkâr edip, Allah’a inanırsa, kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa yapışmış olur. Bakara Suresi 256. Âyette, din konusunda zorlama yasaklanmakta, artık doğru ile eğri tam olarak ortaya çıktığı için, sağlam olan Allah’ın ipine (Kur’an’a) sarılanın kurtuluşa ereceği vurgulanmaktadır. Bu âyet, İslâm’ın gelişinden önce Hristiyan veya Yahudi dinine giren bir kaç Ensar’ın çocuklarına, ailelerinin Müslüman olmaları için baskı yapmaları üzerine inmiş ve böyle bir zorlama yasaklanmıştır. Yüce Allah kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.
En’am Suresi 152. Âyet;
Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın.  Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız.  (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.

            Dinde aşırıya gitmemenin yolu Kur’an’da bildirilenlerin dışına çıkmamaktan geçer.  Gerçek olan Allah’ın vahyi bilgileridir. Bunun dışındakilerin etkisi altında kalmamalıyız. Nevamıza uyarsak o da Allah'ın yolundan saptırır. (38/26) Nebi Muhammed’in önemli özelliklerinden biri nevasından konuşmamasıdır. (53/3) Çünkü daha önce de böyle sapan ve saptıranlar olmuştur. Dalalete sapanların yanında, peşinde olmayalım.
            Haramlardan kaçmak ve Yüce Allah’ın emirlerine itaat etmektir. Rivayetlerle dini yaşamak, dinde aşırıya gitmek demektir. Farzları ihmal ederek, haramlardan kaçmayarak amel etmek mümkün değildir. Üzerine farz olan yakınlarının geçimini göz ardı eden kişi mümin olamaz.
Maide Suresi 77 Âyet;
De ki: "Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın."

            Kur’an’ın indirilişinin ana amaçlarından birisi de helal ve haram olan şeylerin sınırını çizmektir. Allah, Kur’an ile din açısından neyin helal neyin haram olduğunu belirlemiştir. (5/1); (5/3-5); (5/94); (5/96); (5/151); (5/168); (16/14); (7(32)
            Beşeri görüşlerinin özellikle haram alanına girmemesi için yukarda bir kısmını paylaştığım âyetler indirilmiştir. Allah’ın insanlara helal kıldığı bir şeyi insanlar kendilerine haram kılamaz. Allah ehlinin, yaptıkları yanlışları bize duyuruyor. Bu yanlış davranışların duyurmasının sebebi, bizim aynı hatalara düşmememiz içindir.
            Allah’ın bize helal kıldıklarını haram etmeyelim. Bize bildirilen sınırı aşmayalım. Helali haram yapmak, haddi aşmaktır. Dinde aşırıya gitmektir.
Maide Suresi 87. Âyet;
Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah'ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.

            Şunu iyi bilmeliyiz ki Kur’an’la din tamamlanmıştır. (5/3) Kur’an dışında ki bütün kaynaklar aşırıya gitmektir. Kur’an dışında insana akıl ve düşünme kabiliyeti de verilmiştir. Aklını kullanıp düşünerek bilgi üretilmesinde sakınca yoktur. Âyetleri lafız olarak değişmeyeceğinin bilinciyle okumalıyız. Ancak kelime anlamları değişkendir, doğurgandır. Buna dikkat edelim. Akıl Kur’an’ın hükümlerini anlayacak şekilde yaratılmıştır. Akıl dinin sınırları dışında kalan alanlara da hükümler koyar. Akıl bu faaliyet içindeyken nefis devreye girip, aklı devre dışı bırakabilir. En çok dikkat edeceğimiz noktada budur.
            Allah tarafında indirilenler (Kur’an) dışında bizi sıkıntıya sokacak, gereksiz şeyler hakkında sorular sormayalım. Allah gerekli görseydi bunları açıklardı. Allah genellikle sorulanları açıklamadı. Açıklananlar, Nebi Âdem’den günümüze değişmeyen yasasıdır. (35:43) Allah’ın kitabında bildirmediği şeyler, muaf tuttuklarındandır. Allah sorguladıklarımızı özgür iradenize bırakmıştır. Nebi Muhammed’e sorulan soruların yersiz ve zamansız olması sebebiyle bu âyet indirilmiştir.
Maide Suresi 101. Âyet:
Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın.  Eğer Kur'an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Hâlbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
            Kur’an her konuda dengeli olmayı emreder. Rahman halis kullarının orta yolu izlediklerini belirtir.
Furkan Suresi 67. Âyet:
Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.
            Âyetten de açıkça anlıyoruz. Allah’ın kullarının harcamaları ölçülü, hareketleri dengelidir. İsraf ve cimrilikten sakınırlar. Harcadıklarında ne israf ederler ne de cimrilik. Bu ikisi arasında dengeli olur.

Lokman Suresi 17, 19. Âyet:
"Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir."
"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez."
"Yürüyüşünde tabiî ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!"
            Nebi Lokman’ın ağzından vurgulanan bu âyette; yürüyüşünde bile orta yolu seçmesi, ne çabuk ne de yavaş ölçülü gidilmesi buyruluyor. Bağırarak konuşmaması gerektiği ve sesin alçaltılması gerektiği belirtiliyor.
            Biz Yüce Allah’ın Kur’an’ı ışığında yürümezsek. Mutluluğa ve huzura ulaşamayız. Dinde aşırıya gitmenin bir karşılığı da gruplara ayrışıp her grubun diğerini ötekileştirmesidir. Bu yol Yüce Allah’ın istediği yol değildir. Allah’ın istediği tek yol vardır. Sadece İslam’dır.  Allah’ın yasası değişmez ve tektir. Genellikle Atalarımızdan bulduğumuz dinin peşinden ayrılmamışız. Ana baba Hanefi ben de Hanefi’yim. Şii ben de, Hambeli, ben de, ben de… Ben de… Bakmamışız, incelememişiz… Neden diyememişiz. Yüce Allah’ın kitabını zaten anlamazsın demişler. Acaba anlar mıyım dememişiz? “Anamız babamız Yahudi olsaydı biz ne olurduk?” diye hiç düşündünüz mü?
En’am Suresi 159. Âyet:
Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
           
Dinde aşırıya gitmek, hakikat sınırlarını ihlal etmektir. Gidilen istikamette ayarı yükseltmek ve alçaltmaktır.  Din de taşkınlık yapmamaktır. Yüce Allah’ın haramına helal, helaline haram demektir. Allah’ın kitabını yeterli görmektir. Rabbimizin koyduğu sınırları aşmaktır. Rivâyetleri din edinmektir. İbadette orta yolu bulmaktır.
En’am Suresi 119. Ayet:
Ne oluyor ki size, kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, üzerinde Allah'ın ismi anılan şeyleri yemiyorsunuz? Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar. Şüphesiz, senin Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir.

            Yaşadığımız dinin doğrulunu kontrol için cevap anahtarı olarak Kur’an’a müracaat etmeliyiz. Eğer yaşamınız cevap anahtarıyla örtüşüyorsa doğru yoldayız demektir. Örtüşmüyorsa, kendimize çeki düzen vermeliyiz. Rabbimden cümlemizi doğru yoldan ayırmamasını dilerim.

 

Doğrularım Allah’ın yanlışlarım ise bana aittir.                                       Aydın ORHON

ARAPÇA KUTSAL DEĞİLDİR...

    ARAPÇA KUTSAL DEĞİLDİR.


Kutsallığın Kaynağı: Dil mi, Kelam mı?

1.1 Kutsallık Nerede Başlar?

İnsan, tarih boyunca kutsalı çoğu zaman dokunabildiği şeylerde aradı. Tapınaklar, semboller, nesneler ve metinler bu arayışın merkezinde yer aldı. Dini metinler de zamanla yalnızca mesaj taşıyan metinler olmaktan çıkıp, bizzat kutsal nesneler gibi algılanmaya başladı.

Kur’an’ın ortaya koyduğu yaklaşım ise bu alışkanlığı temelden sarsar. Kur’an’a göre kutsallık; kağıtta, mürekkeptе, seste ya da biçimde değildir. Kutsal olan, yalnızca Allah’ın kelamıdır.
Bu ayrım basit gibi görünür; fakat Kur’an’ı nasıl okuduğumuzu, ona nasıl yaklaştığımızı ve hayatımızda ona nasıl yer verdiğimizi doğrudan etkiler.

Kur’an’ın anlaşılması açısından asıl mesele şudur:
Biz kutsallığı mesajda mı, yoksa onu taşıyan araçlarda mı arıyoruz?


1.2 Dilin Kutsallaştırılması Yanılgısı

Kur’an’ın Arapça indirilmiş olması, zamanla Arapça’ya kendiliğinden bir kutsallık atfedilmesine yol açmıştır. Oysa Arapça, diğer diller gibi tarihsel ve kültürel bir bağlam içinde şekillenmiş doğal bir dildir. Kur’an’ın bu dili kullanmasının sebebi kutsallık değil, anlaşılabilirliktir.

“Arapça okumak başlı başına kutsaldır” düşüncesi, Kur’an’ın kendi mantığıyla örtüşmez. Çünkü kutsal olan; harfler, sesler veya telaffuz değil, kelamın anlamıdır. Dil, bu anlamı taşıyan bir araçtır. Araç ise amaç değildir.

Bu noktada önemli bir ayrım ortaya çıkar:
Kur’an’la kurulan ilişki, anlam merkezli mi, yoksa biçim merkezli mi?


1.3 Metnin Nesneleşmesi: Kutsal Metinden Kutsal Objeye

Kur’an’ın fiziksel varlığının kutsallaştırılması, tarih boyunca farklı biçimlerde kendini göstermiştir. Ayetlerin duvarlara asılması, minyatür Kur’an’ların taşınması ya da metnin bir “koruyucu nesne” gibi görülmesi bu eğilimin örnekleridir.

Bu tür uygulamalar çoğu zaman iyi niyetlidir. Ancak fark edilmeden önemli bir kayma yaşanır:
Vahyin rehberliği, nesnenin sembolik gücünün gölgesinde kalır.

Kur’an, taşınmak veya sergilenmek için değil; okunmak, anlaşılmak ve yaşanmak için indirilmiştir. Metin yalnızca fiziksel bir objeye indirgendikçe, kelamın dönüştürücü gücü zayıflar.


1.4 Ritüel, Saygı ve Anlam Arasındaki İnce Çizgi

Kur’an’a yaklaşırken geliştirilen bazı ritüeller abdest, saygı kuralları, merasimli okuma biçimleri niyet olarak değerlidir. Ancak bu uygulamalar, eğer anlamı ikinci plana itiyorsa, amacını aşan bir kutsallaştırmaya dönüşür.

Kur’an, insanı pasif bir saygıya değil; aktif bir düşünmeye çağırır. Sorgulamayı, anlamayı ve hayatla ilişki kurmayı ister. Metni sadece ritüel çerçevesinde tutmak, onu yaşamın dışına itme riski taşır.

Burada ölçü nettir:
Ritüel, anlamı destekliyorsa yerindedir;
anlamın önüne geçiyorsa sorunludur.


1.5 Kutsallığın Gerçek Kaynağı

Kur’an’ın kendi vurgusu açıktır: Ayetler, anlaşılsın ve üzerinde düşünülsün diye indirilmiştir. Kutsallık, dilde ya da nesnede değil; Allah’ın iradesini bildiren kelamın kendisindedir.

Bu nedenle Kur’an’la kurulan sağlıklı ilişki, onu yüceltirken hayattan koparmayan bir ilişkidir. Kutsal olan, metni ulaşılmaz bir yere koymak değil; onun rehberliğini hayata taşımaktır.


Vahyin Tarihsel Gerçeği: Dil Bir Araçtır

2.1 Vahiy ve Toplum Dili

Vahyin dili, mesajın muhatabı ile doğrudan ilişkilidir. Allah, kelamını her topluma kendi anlayacağı dilde göndermiştir. Bu durum, dilin kutsallığını değil; mesajın açıklığını esas alan bir ilahi tercihi gösterir.

Tevrat’ın İbranice, İncil’in Grekçe, Kur’an’ın Arapça indirilmiş olması, vahyin dile bağımlı değil; anlama odaklı olduğunu ortaya koyar. Eğer dil kutsal olsaydı, vahyin tek bir dilde gelmesi gerekirdi.


2.2 Arapça’nın Seçilmesinin Hikmeti

Kur’an’ın indiği toplum Arapça konuşuyordu. Bu nedenle mesajın doğru anlaşılması için Arapça kullanıldı. Ayrıca Arapça’nın kök temelli yapısı, anlam katmanları ve sözlü kültüre uygunluğu, vahyin etkili biçimde aktarılmasını sağladı.

Ancak bu özellikler, Arapça’yı kutsal kılmaz. Onu işlevsel ve güçlü bir araç haline getirir. Araç ne kadar güçlü olursa olsun, kutsallık mesajdadır.


2.3 Evrensel Mesaj, Yerel Dil

Kur’an Arapça indirilmiştir; fakat mesajı evrenseldir. Bu evrensellik, kelimelerin değil; anlamın evrenselliğidir. Kur’an’ın başka dillere çevrilebilmesi ve anlaşılabilmesi, kutsallığın dile bağlı olmadığının açık göstergesidir.

Dil değişebilir; mesaj kalır.
Araç değişir; kelam değişmez.


2.4 Kutsal Dil Yanılgısının Sonuçları

Dilin kutsallaştırılması, Kur’an’la ilişkiyi daraltır. Arapça bilmeyenler kendini dışlanmış hisseder, anlam yerine ses ön plana çıkar, metin ritüelleşir.

Oysa Kur’an, herkes için bir rehberdir. Anlamak için dil öğrenilebilir, meal okunabilir, düşünülerek yaklaşılabilir. Kutsallık, bu çabanın kendisinde ortaya çıkar.


2.5 Sonuç

Vahyin tarihi bize şunu öğretir:
Dil, kelamı taşır; ama kutsal olan taşıyıcı değil, taşınandır. Kur’an’ın Arapça oluşu, bir kutsallık iddiası değil; ilahi hikmetin bir sonucudur.

Arapça’nın Seçilmesi: İlahi Hikmet mi, Kutsallık mı?

3.1 Arapça Etrafında Oluşan Algı

Kur’an’ın Arapça indirilmiş olması, zamanla Arapça’nın kendiliğinden kutsal kabul edilmesine yol açmıştır. Bu algı, sadece teorik bir görüş olarak kalmamış; gündelik dindarlık pratiklerine de yansımıştır. Arapça okumanın başlı başına sevap olduğu, koruyucu bir güce sahip bulunduğu ya da Kur’an’a ancak Arapça üzerinden “gerçekten” yaklaşılabileceği düşünülmüştür.

Bu yaklaşım, niyet olarak saygı barındırsa da önemli bir riski içinde taşır: Anlamın geri plana itilmesi.
Kur’an’ın merkezinde ise anlam vardır. Kutsal olan, metnin dili değil; Allah’ın kelamının içeriğidir.


3.2 Tarihsel Bağlam ve Dilin İşlevi

Kur’an, 7. yüzyıl Arap toplumuna hitap etmiştir. Bu toplumun dili Arapçaydı ve iletişim büyük ölçüde sözlü gelenek üzerinden yürüyordu. Bu nedenle vahyin Arapça indirilmesi, iletişim açısından zorunlu ve hikmetli bir tercihti.

Arapça’nın ritmik yapısı, kök temelli kelime sistemi ve anlam katmanları, Kur’an’ın mesajını güçlü biçimde aktarmaya elverişliydi. Ancak bu özellikler, Arapça’yı kutsal bir varlık haline getirmez. Bu durum, dilin vahyi taşıma kapasitesi ile ilgilidir, kutsallığı ile değil.


3.3 Dilbilimsel Güç, Kutsallık Anlamına Gelmez

Arapça’nın yapısı, tek bir kökten birçok anlam üretmeye imkân tanır. Kur’an bu imkânı etkili biçimde kullanır. Ayetlerin edebi gücü ve ahengi, mesajın zihinde kalıcılığını artırır.

Fakat dilin bu gücü, kutsallığın kaynağı değildir. Eğer dil kutsal olsaydı:

  • Arapça bilmeyenlerin Kur’an’la ilişkisi eksik sayılırdı
  • Vahyin evrenselliği sınırlanırdı
  • Diğer kutsal metinlerin farklı dillerde indirilmesi anlamsız olurdu

Oysa tarih bize şunu gösterir: Vahiy, dile değil; kelama bağlıdır.


3.4 Yanlış Algının Günlük Hayata Yansımaları

Arapça’nın kutsallaştırılması, pratikte şu sonuçları doğurmuştur:

  • Kur’an’ın anlamadan okunması
  • Metnin seslendirmeye indirgenmesi
  • Okumanın ritüel, anlamanın tali görülmesi

Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar:
Okunan ama anlaşılmayan bir metin, insanın hayatını nasıl dönüştürebilir?

Kur’an, yalnızca okunmak için değil; yön vermek için indirilmiştir.


3.5 Sonuç

Arapça, Kur’an için seçilmiş güçlü bir araçtır. Ancak kutsallık, bu aracın kendisinde değil; taşıdığı ilahi mesajdadır. Dil, kelamı taşır; kelam ise insanı dönüştürür.


Metnin Kutsallaştırılması ve Anlamın Geriye Atılması

4.1 Nesneleşme Sorunu

Kur’an, insanın hayatına rehberlik etmek üzere indirilmiştir. Ancak zamanla bu rehberlik, metnin fiziksel varlığının gölgesinde kalmıştır. Kur’an, anlaşılması gereken bir kelam olmaktan çıkıp; korunması, taşınması ve sergilenmesi gereken bir nesneye dönüşmüştür.

Bu dönüşüm, kutsallığı artırmaz; aksine, anlamla kurulan ilişkiyi zayıflatır.


4.2 Ayetler Süs Olunca

Evlerde, işyerlerinde veya araçlarda sergilenen ayetler çoğu zaman “korunma” veya “bereket” amacı taşır. Ancak ayet, süs ya da tılsım haline geldiğinde, vahyin çağrısı sessizleşir.

Ayetler yaşanmak içindir;
duvarda kalmak için değil.


4.3 Güvence Arayışı ve Yanlış Yöneliş

Kur’an ayetlerinin fiziksel olarak taşınması, insana geçici bir güven hissi verebilir. Ancak bu güven, kelamın rehberliğine değil; nesnenin varlığına bağlandığında problem ortaya çıkar.

Bu noktada güven, Allah’a değil; fiziksel bir araca yönelmiş olur. Bu ise Kur’an’ın öğrettiği bilinçle örtüşmez.


4.4 Ritüel Kurallar ve Yanlış Kutsallık Algısı (Düzeltilmiş)

Abdest ve temizlik, ibadet bilinci ve saygı açısından anlamlı olabilir. Ancak “abdestsiz Kur’an okunmaz, hatta dokunulmaz” şeklindeki yaygın inanış, Kur’an’ın ruhuyla örtüşmeyen bir batıl algıya dönüşmüştür. Bu anlayış, saygı üretmekten çok, insan ile Kur’an arasına mesafe koymaktadır.

Kur’an, ulaşılması zor bir nesne değil; her an başvurulabilen bir rehber olarak indirilmiştir. Elimizin altında olmalı, ihtiyaç duyduğumuz her an açılabilmeli, okunabilmeli ve üzerinde düşünülebilmelidir. Onu yalnızca belirli ritüel şartlara bağlamak, Kur’an’ı hayattan koparmak anlamına gelir.

Kur’an, sadece “dokunulacak” bir metin değildir; asıl olarak okunacak, anlaşılacak ve yaşanacak bir kelamdır. Fiziksel kuralların merkeze alınması, metnin düşünsel ve ahlaki dönüştürücü gücünü geri plana iter ve insanı farkında olmadan Kur’an’dan uzaklaştırır.


4.5 Anlamdan Kopmanın Sonuçları

Metnin nesneleşmesi:

  • Okumayı düşünmenin yerine koyar
  • Seslendirme rehberliğin önüne geçirir
  • Kur’an’ı hayattan uzaklaştırır

Bu durumda Kur’an, yön veren bir kelam olmaktan çıkar; sembolik bir kimliğe bürünür.


4.6 Sonuç

Kur’an’ın kutsallığı, onun fiziksel varlığında değil; anlamında ve rehberliğinde yatar. Nesneleştirme, bu kutsallığı artırmaz; tersine, onu etkisizleştirir.

Kelamın Amaçtan Nesneye Dönüşmesi: Sessiz Bir Sapma

5.1 Amaç ile Araç Arasındaki Kopuş

Kur’an, Allah’ın kelamı olarak insanın hayatına yön vermek için indirilmiştir. Ancak tarihsel süreç içinde, bu kelamın amacı ile onu taşıyan araçlar yer değiştirmeye başlamıştır. Anlam, rehberlik ve dönüşüm ikinci plana itilirken; metnin fiziksel varlığı, okunuş biçimi ve ritüeller merkeze alınmıştır.

Bu durum çoğu zaman fark edilmeden gerçekleşir. Kur’an’a gösterilen saygı artmış gibi görünür; fakat aynı anda hayata temas eden yönü zayıflar. Kelam, yaşanan bir rehber olmaktan çıkıp, korunan bir nesneye dönüşür.


5.2 Nesneleşmenin Teolojik Sonuçları

Kur’an’ın nesneleştirilmesi, inanç düzeyinde ciddi sonuçlar doğurur. Kutsallık, Allah’ın kelamının anlamında aranacağı yerde; fiziksel formlarda, ritüellerde ve sembollerde aranır.

Bu kayma, insanın Allah’la kurduğu ilişkiyi de etkiler. Metnin rehberliğini takip etmek yerine, metnin varlığına güvenmek yaygınlaşır. Böylece teslimiyet, bilinçli bir yöneliş olmaktan çıkıp pasif bir korunma beklentisine dönüşür.

Oysa Kur’an, insanı edilgen kılmak için değil; sorumluluk yüklemek için indirilmiştir.


5.3 Toplumsal Yansımalar: Okunan Ama Yaşanmayan Metin

Nesneleşme, bireysel bir sorun olmaktan öte, toplumsal bir alışkanlığa dönüşür. Kur’an okunur ama anlaşılması beklenmez. Ayetler bilinir ama hayata yön vermez. Dindarlık, bilgi ve bilinçten ziyade ritüel düzeyinde yaşanır.

Bu durum özellikle yeni kuşaklarda belirgindir. Kur’an, sorgulanan ve düşünülen bir kelam değil; “saygı duyulan ama mesafe konulan” bir metin haline gelir. Bu mesafe arttıkça, Kur’an’ın dönüştürücü etkisi zayıflar.


5.4 Ritüellerin Yanılsaması

Abdest, temizlik ve saygı kuralları Kur’an’la ilişkiyi besleyebilir. Ancak bu kurallar, anlamın önüne geçtiğinde, bir yanılsamaya dönüşür. Metne dokunmadan önce gösterilen titizlik, metnin mesajına gösterilmezse, kutsallık biçimde kalır.

Kur’an, yalnızca fiziksel bir metin değildir; zihne ve hayata hitap eden bir kelamdır. Ritüeller, bu hitabı desteklediği sürece anlamlıdır.


5.5 Psikolojik Boyut: Yanlış Güven Duygusu

Nesneleşmenin bir başka sonucu da psikolojiktir. İnsan, Kur’an’ın mesajıyla yüzleşmek yerine, onu taşımakla veya okumakla kendini güvende hisseder. Bu durum, sorumluluğu azaltan bir rahatlık üretir.

Oysa Kur’an, insanı rahatsız eder; sorgulatır; değişime zorlar. Onu yalnızca bir güven nesnesine indirgemek, bu çağrıyı etkisizleştirir.


5.6 Evrensel Mesaj ve Dilin Konumu

Kur’an’ın evrenselliği, dilin değil; anlamın evrenselliğidir. Arapça, bu anlamı ilk muhataplara ulaştıran araçtır. Aynı şekilde bugün farklı dillerde yapılan çeviriler de bu rehberliği taşır.

Dil değişir; mesaj kalır.
Araç değişir; kelamın çağrısı değişmez.

Bu gerçek, kutsallığın dile değil; kelamın kendisine ait olduğunu bir kez daha ortaya koyar.


5.7 Anlamı Merkeze Almak

Kelamın nesneleşmesini önlemenin tek yolu, anlamı merkeze almaktır. Okuma, taşıma ve ritüeller; anlamayı ve yaşamayı desteklediği ölçüde değerlidir.

Kur’an, hayattan koparıldığında yücelmez; hayata taşındığında yücelir. Gerçek kutsallık, kelamın insanın düşüncesine, ahlakına ve davranışlarına yön vermesiyle ortaya çıkar.


5.8 Sonuç: Kutsal Olan Nedir?

Bu bölümle birlikte ortaya çıkan temel sonuç nettir:

  • Kutsal olan dil değildir
  • Kutsal olan nesne değildir
  • Kutsal olan ritüel değildir

Kutsal olan, Allah’ın kelamıdır.
Ve bu kelam, anlaşıldığı ve yaşandığı ölçüde kutsallığını insanın hayatında görünür kılar.

Gerçek olan Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.

Selam ve esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com

  NEBİYİ RİVAYETLERDEN Mİ, KUR’AN’DAN MI TANIYACAĞIZ? Nebi Muhammed denildiğinde zihnimizde nasıl bir insan canlanıyor? Allah’ın kitabını ...