ARAPÇA KUTSAL
DEĞİLDİR.
Kutsallığın
Kaynağı: Dil mi, Kelam mı?
1.1
Kutsallık Nerede Başlar?
İnsan, tarih
boyunca kutsalı çoğu zaman dokunabildiği şeylerde aradı. Tapınaklar,
semboller, nesneler ve metinler bu arayışın merkezinde yer aldı. Dini metinler
de zamanla yalnızca mesaj taşıyan metinler olmaktan çıkıp, bizzat kutsal
nesneler gibi algılanmaya başladı.
Kur’an’ın
ortaya koyduğu yaklaşım ise bu alışkanlığı temelden sarsar. Kur’an’a göre
kutsallık; kağıtta, mürekkeptе, seste ya da biçimde değildir. Kutsal olan,
yalnızca Allah’ın kelamıdır.
Bu ayrım basit gibi görünür; fakat Kur’an’ı nasıl okuduğumuzu, ona nasıl
yaklaştığımızı ve hayatımızda ona nasıl yer verdiğimizi doğrudan etkiler.
Kur’an’ın
anlaşılması açısından asıl mesele şudur:
Biz kutsallığı mesajda mı, yoksa onu taşıyan araçlarda mı
arıyoruz?
1.2 Dilin
Kutsallaştırılması Yanılgısı
Kur’an’ın
Arapça indirilmiş olması, zamanla Arapça’ya kendiliğinden bir kutsallık
atfedilmesine yol açmıştır. Oysa Arapça, diğer diller gibi tarihsel ve kültürel
bir bağlam içinde şekillenmiş doğal bir dildir. Kur’an’ın bu dili kullanmasının
sebebi kutsallık değil, anlaşılabilirliktir.
“Arapça
okumak başlı başına kutsaldır” düşüncesi, Kur’an’ın kendi mantığıyla örtüşmez.
Çünkü kutsal olan; harfler, sesler veya telaffuz değil, kelamın anlamıdır.
Dil, bu anlamı taşıyan bir araçtır. Araç ise amaç değildir.
Bu noktada
önemli bir ayrım ortaya çıkar:
Kur’an’la kurulan ilişki, anlam merkezli mi, yoksa biçim merkezli
mi?
1.3 Metnin
Nesneleşmesi: Kutsal Metinden Kutsal Objeye
Kur’an’ın
fiziksel varlığının kutsallaştırılması, tarih boyunca farklı biçimlerde kendini
göstermiştir. Ayetlerin duvarlara asılması, minyatür Kur’an’ların taşınması ya
da metnin bir “koruyucu nesne” gibi görülmesi bu eğilimin örnekleridir.
Bu tür
uygulamalar çoğu zaman iyi niyetlidir. Ancak fark edilmeden önemli bir kayma
yaşanır:
Vahyin rehberliği, nesnenin sembolik gücünün gölgesinde kalır.
Kur’an,
taşınmak veya sergilenmek için değil; okunmak, anlaşılmak ve yaşanmak
için indirilmiştir. Metin yalnızca fiziksel bir objeye indirgendikçe, kelamın
dönüştürücü gücü zayıflar.
1.4
Ritüel, Saygı ve Anlam Arasındaki İnce Çizgi
Kur’an’a
yaklaşırken geliştirilen bazı ritüeller abdest, saygı kuralları, merasimli
okuma biçimleri niyet olarak değerlidir. Ancak bu uygulamalar, eğer anlamı
ikinci plana itiyorsa, amacını aşan bir kutsallaştırmaya dönüşür.
Kur’an,
insanı pasif bir saygıya değil; aktif bir düşünmeye çağırır.
Sorgulamayı, anlamayı ve hayatla ilişki kurmayı ister. Metni sadece ritüel
çerçevesinde tutmak, onu yaşamın dışına itme riski taşır.
Burada ölçü
nettir:
Ritüel, anlamı destekliyorsa yerindedir;
anlamın önüne geçiyorsa sorunludur.
1.5
Kutsallığın Gerçek Kaynağı
Kur’an’ın
kendi vurgusu açıktır: Ayetler, anlaşılsın ve üzerinde düşünülsün diye
indirilmiştir. Kutsallık, dilde ya da nesnede değil; Allah’ın iradesini
bildiren kelamın kendisindedir.
Bu nedenle
Kur’an’la kurulan sağlıklı ilişki, onu yüceltirken hayattan koparmayan
bir ilişkidir. Kutsal olan, metni ulaşılmaz bir yere koymak değil; onun
rehberliğini hayata taşımaktır.
Vahyin
Tarihsel Gerçeği: Dil Bir Araçtır
2.1 Vahiy
ve Toplum Dili
Vahyin dili,
mesajın muhatabı ile doğrudan ilişkilidir. Allah, kelamını her topluma kendi
anlayacağı dilde göndermiştir. Bu durum, dilin kutsallığını değil; mesajın
açıklığını esas alan bir ilahi tercihi gösterir.
Tevrat’ın
İbranice, İncil’in Grekçe, Kur’an’ın Arapça indirilmiş olması, vahyin dile
bağımlı değil; anlama odaklı olduğunu ortaya koyar. Eğer dil kutsal
olsaydı, vahyin tek bir dilde gelmesi gerekirdi.
2.2
Arapça’nın Seçilmesinin Hikmeti
Kur’an’ın
indiği toplum Arapça konuşuyordu. Bu nedenle mesajın doğru anlaşılması için
Arapça kullanıldı. Ayrıca Arapça’nın kök temelli yapısı, anlam katmanları ve
sözlü kültüre uygunluğu, vahyin etkili biçimde aktarılmasını sağladı.
Ancak bu
özellikler, Arapça’yı kutsal kılmaz. Onu işlevsel ve güçlü bir araç
haline getirir. Araç ne kadar güçlü olursa olsun, kutsallık mesajdadır.
2.3
Evrensel Mesaj, Yerel Dil
Kur’an Arapça
indirilmiştir; fakat mesajı evrenseldir. Bu evrensellik, kelimelerin değil; anlamın
evrenselliğidir. Kur’an’ın başka dillere çevrilebilmesi ve anlaşılabilmesi,
kutsallığın dile bağlı olmadığının açık göstergesidir.
Dil
değişebilir; mesaj kalır.
Araç değişir; kelam değişmez.
2.4 Kutsal
Dil Yanılgısının Sonuçları
Dilin
kutsallaştırılması, Kur’an’la ilişkiyi daraltır. Arapça bilmeyenler kendini
dışlanmış hisseder, anlam yerine ses ön plana çıkar, metin ritüelleşir.
Oysa Kur’an,
herkes için bir rehberdir. Anlamak için dil öğrenilebilir, meal okunabilir,
düşünülerek yaklaşılabilir. Kutsallık, bu çabanın kendisinde ortaya çıkar.
2.5 Sonuç
Vahyin tarihi
bize şunu öğretir:
Dil, kelamı taşır; ama kutsal olan taşıyıcı değil, taşınandır. Kur’an’ın
Arapça oluşu, bir kutsallık iddiası değil; ilahi hikmetin bir sonucudur.
Arapça’nın
Seçilmesi: İlahi Hikmet mi, Kutsallık mı?
3.1 Arapça
Etrafında Oluşan Algı
Kur’an’ın
Arapça indirilmiş olması, zamanla Arapça’nın kendiliğinden kutsal kabul
edilmesine yol açmıştır. Bu algı, sadece teorik bir görüş olarak kalmamış;
gündelik dindarlık pratiklerine de yansımıştır. Arapça okumanın başlı başına
sevap olduğu, koruyucu bir güce sahip bulunduğu ya da Kur’an’a ancak Arapça
üzerinden “gerçekten” yaklaşılabileceği düşünülmüştür.
Bu yaklaşım,
niyet olarak saygı barındırsa da önemli bir riski içinde taşır: Anlamın geri
plana itilmesi.
Kur’an’ın merkezinde ise anlam vardır. Kutsal olan, metnin dili değil; Allah’ın
kelamının içeriğidir.
3.2
Tarihsel Bağlam ve Dilin İşlevi
Kur’an, 7.
yüzyıl Arap toplumuna hitap etmiştir. Bu toplumun dili Arapçaydı ve iletişim
büyük ölçüde sözlü gelenek üzerinden yürüyordu. Bu nedenle vahyin Arapça
indirilmesi, iletişim açısından zorunlu ve hikmetli bir tercihti.
Arapça’nın
ritmik yapısı, kök temelli kelime sistemi ve anlam katmanları, Kur’an’ın
mesajını güçlü biçimde aktarmaya elverişliydi. Ancak bu özellikler, Arapça’yı
kutsal bir varlık haline getirmez. Bu durum, dilin vahyi taşıma kapasitesi
ile ilgilidir, kutsallığı ile değil.
3.3
Dilbilimsel Güç, Kutsallık Anlamına Gelmez
Arapça’nın
yapısı, tek bir kökten birçok anlam üretmeye imkân tanır. Kur’an bu imkânı
etkili biçimde kullanır. Ayetlerin edebi gücü ve ahengi, mesajın zihinde
kalıcılığını artırır.
Fakat dilin
bu gücü, kutsallığın kaynağı değildir. Eğer dil kutsal olsaydı:
- Arapça bilmeyenlerin Kur’an’la
ilişkisi eksik sayılırdı
- Vahyin evrenselliği sınırlanırdı
- Diğer kutsal metinlerin farklı
dillerde indirilmesi anlamsız olurdu
Oysa tarih
bize şunu gösterir: Vahiy, dile değil; kelama bağlıdır.
3.4 Yanlış
Algının Günlük Hayata Yansımaları
Arapça’nın
kutsallaştırılması, pratikte şu sonuçları doğurmuştur:
- Kur’an’ın anlamadan okunması
- Metnin seslendirmeye indirgenmesi
- Okumanın ritüel, anlamanın tali
görülmesi
Bu noktada
önemli bir soru ortaya çıkar:
Okunan ama anlaşılmayan bir metin, insanın hayatını nasıl dönüştürebilir?
Kur’an,
yalnızca okunmak için değil; yön vermek için indirilmiştir.
3.5 Sonuç
Arapça,
Kur’an için seçilmiş güçlü bir araçtır. Ancak kutsallık, bu aracın kendisinde
değil; taşıdığı ilahi mesajdadır. Dil, kelamı taşır; kelam ise insanı
dönüştürür.
Metnin
Kutsallaştırılması ve Anlamın Geriye Atılması
4.1
Nesneleşme Sorunu
Kur’an,
insanın hayatına rehberlik etmek üzere indirilmiştir. Ancak zamanla bu
rehberlik, metnin fiziksel varlığının gölgesinde kalmıştır. Kur’an, anlaşılması
gereken bir kelam olmaktan çıkıp; korunması, taşınması ve sergilenmesi gereken
bir nesneye dönüşmüştür.
Bu dönüşüm,
kutsallığı artırmaz; aksine, anlamla kurulan ilişkiyi zayıflatır.
4.2
Ayetler Süs Olunca
Evlerde,
işyerlerinde veya araçlarda sergilenen ayetler çoğu zaman “korunma” veya
“bereket” amacı taşır. Ancak ayet, süs ya da tılsım haline geldiğinde, vahyin
çağrısı sessizleşir.
Ayetler
yaşanmak içindir;
duvarda kalmak için değil.
4.3
Güvence Arayışı ve Yanlış Yöneliş
Kur’an
ayetlerinin fiziksel olarak taşınması, insana geçici bir güven hissi verebilir.
Ancak bu güven, kelamın rehberliğine değil; nesnenin varlığına bağlandığında
problem ortaya çıkar.
Bu noktada
güven, Allah’a değil; fiziksel bir araca yönelmiş olur. Bu ise Kur’an’ın
öğrettiği bilinçle örtüşmez.
4.4 Ritüel
Kurallar ve Yanlış Kutsallık Algısı (Düzeltilmiş)
Abdest ve
temizlik, ibadet bilinci ve saygı açısından anlamlı olabilir. Ancak “abdestsiz
Kur’an okunmaz, hatta dokunulmaz” şeklindeki yaygın inanış, Kur’an’ın ruhuyla
örtüşmeyen bir batıl algıya dönüşmüştür. Bu anlayış, saygı üretmekten çok,
insan ile Kur’an arasına mesafe koymaktadır.
Kur’an,
ulaşılması zor bir nesne değil; her an başvurulabilen bir rehber olarak
indirilmiştir. Elimizin altında olmalı, ihtiyaç duyduğumuz her an açılabilmeli,
okunabilmeli ve üzerinde düşünülebilmelidir. Onu yalnızca belirli ritüel
şartlara bağlamak, Kur’an’ı hayattan koparmak anlamına gelir.
Kur’an,
sadece “dokunulacak” bir metin değildir; asıl olarak okunacak, anlaşılacak
ve yaşanacak bir kelamdır. Fiziksel kuralların merkeze alınması, metnin
düşünsel ve ahlaki dönüştürücü gücünü geri plana iter ve insanı farkında
olmadan Kur’an’dan uzaklaştırır.
4.5
Anlamdan Kopmanın Sonuçları
Metnin
nesneleşmesi:
- Okumayı düşünmenin yerine koyar
- Seslendirme rehberliğin önüne
geçirir
- Kur’an’ı hayattan uzaklaştırır
Bu durumda
Kur’an, yön veren bir kelam olmaktan çıkar; sembolik bir kimliğe bürünür.
4.6 Sonuç
Kur’an’ın
kutsallığı, onun fiziksel varlığında değil; anlamında ve rehberliğinde
yatar. Nesneleştirme, bu kutsallığı artırmaz; tersine, onu etkisizleştirir.
Kelamın
Amaçtan Nesneye Dönüşmesi: Sessiz Bir Sapma
5.1 Amaç
ile Araç Arasındaki Kopuş
Kur’an,
Allah’ın kelamı olarak insanın hayatına yön vermek için indirilmiştir. Ancak
tarihsel süreç içinde, bu kelamın amacı ile onu taşıyan araçlar yer
değiştirmeye başlamıştır. Anlam, rehberlik ve dönüşüm ikinci plana itilirken;
metnin fiziksel varlığı, okunuş biçimi ve ritüeller merkeze alınmıştır.
Bu durum çoğu
zaman fark edilmeden gerçekleşir. Kur’an’a gösterilen saygı artmış gibi
görünür; fakat aynı anda hayata temas eden yönü zayıflar. Kelam, yaşanan
bir rehber olmaktan çıkıp, korunan bir nesneye dönüşür.
5.2
Nesneleşmenin Teolojik Sonuçları
Kur’an’ın
nesneleştirilmesi, inanç düzeyinde ciddi sonuçlar doğurur. Kutsallık, Allah’ın
kelamının anlamında aranacağı yerde; fiziksel formlarda, ritüellerde ve
sembollerde aranır.
Bu kayma,
insanın Allah’la kurduğu ilişkiyi de etkiler. Metnin rehberliğini takip etmek
yerine, metnin varlığına güvenmek yaygınlaşır. Böylece teslimiyet, bilinçli bir
yöneliş olmaktan çıkıp pasif bir korunma beklentisine dönüşür.
Oysa Kur’an,
insanı edilgen kılmak için değil; sorumluluk yüklemek için
indirilmiştir.
5.3
Toplumsal Yansımalar: Okunan Ama Yaşanmayan Metin
Nesneleşme,
bireysel bir sorun olmaktan öte, toplumsal bir alışkanlığa dönüşür. Kur’an
okunur ama anlaşılması beklenmez. Ayetler bilinir ama hayata yön vermez.
Dindarlık, bilgi ve bilinçten ziyade ritüel düzeyinde yaşanır.
Bu durum
özellikle yeni kuşaklarda belirgindir. Kur’an, sorgulanan ve düşünülen bir
kelam değil; “saygı duyulan ama mesafe konulan” bir metin haline gelir. Bu
mesafe arttıkça, Kur’an’ın dönüştürücü etkisi zayıflar.
5.4
Ritüellerin Yanılsaması
Abdest,
temizlik ve saygı kuralları Kur’an’la ilişkiyi besleyebilir. Ancak bu kurallar,
anlamın önüne geçtiğinde, bir yanılsamaya dönüşür. Metne dokunmadan önce
gösterilen titizlik, metnin mesajına gösterilmezse, kutsallık biçimde kalır.
Kur’an,
yalnızca fiziksel bir metin değildir; zihne ve hayata hitap eden bir
kelamdır. Ritüeller, bu hitabı desteklediği sürece anlamlıdır.
5.5
Psikolojik Boyut: Yanlış Güven Duygusu
Nesneleşmenin
bir başka sonucu da psikolojiktir. İnsan, Kur’an’ın mesajıyla yüzleşmek yerine,
onu taşımakla veya okumakla kendini güvende hisseder. Bu durum, sorumluluğu
azaltan bir rahatlık üretir.
Oysa Kur’an,
insanı rahatsız eder; sorgulatır; değişime zorlar. Onu yalnızca bir güven
nesnesine indirgemek, bu çağrıyı etkisizleştirir.
5.6
Evrensel Mesaj ve Dilin Konumu
Kur’an’ın
evrenselliği, dilin değil; anlamın evrenselliğidir. Arapça, bu anlamı ilk
muhataplara ulaştıran araçtır. Aynı şekilde bugün farklı dillerde yapılan
çeviriler de bu rehberliği taşır.
Dil değişir;
mesaj kalır.
Araç değişir; kelamın çağrısı değişmez.
Bu gerçek,
kutsallığın dile değil; kelamın kendisine ait olduğunu bir kez daha
ortaya koyar.
5.7 Anlamı
Merkeze Almak
Kelamın
nesneleşmesini önlemenin tek yolu, anlamı merkeze almaktır. Okuma, taşıma ve
ritüeller; anlamayı ve yaşamayı desteklediği ölçüde değerlidir.
Kur’an,
hayattan koparıldığında yücelmez; hayata taşındığında yücelir. Gerçek
kutsallık, kelamın insanın düşüncesine, ahlakına ve davranışlarına yön
vermesiyle ortaya çıkar.
5.8 Sonuç:
Kutsal Olan Nedir?
Bu bölümle
birlikte ortaya çıkan temel sonuç nettir:
- Kutsal olan dil değildir
- Kutsal olan nesne değildir
- Kutsal olan ritüel değildir
Kutsal olan,
Allah’ın kelamıdır.
Ve bu kelam, anlaşıldığı ve yaşandığı ölçüde kutsallığını insanın
hayatında görünür kılar.
Gerçek olan
Allah’ın lütfu, hata ise benim aczimdendir.
Selam ve
esenlik, hakikati duyanların üzerine olsun.
aydinorhon.com